Yukarı Çık

KADER KONUSUNU ANLAYABİLMEK -6-

11 Mayıs 2019 Cumartesi 11:29:48
100 kez okundu.

CİMRİ KİMDİR?
Hadid Suresi 22, 23, 24. ayetleri ve oradaki "cimri"yi tefekkür ediyoruz:
Cimrinin vermediği, cimrilik yaptığı ve sımsıkı tuttuğu şey, Allah’a karşı ilan ettiği "ilahlık iddiası"dır. Yani cimri, duniHİ algı ve zann'larına sımsıkı sarılmıştır; “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasının takipçisi, kendi adı namına söylediği "BEN" takdiminin kutsayıcısı, duniHİ anlamda hürriyetinin savaşçısı, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni batıla bağlamış, bunlardan vazgeçmeyen, yolunun doğru olduğunu savunan, insanlara da bu yolu öneren insanlardır. Bu insanlar, Allah nimetlerine karşı nankörlük eden ve kendi adlarına da şımaran, eğer şımaramazlarsa da üzülen kimselerdir. Hadîd 23 ve 24. Ayette bu anlatılır. Hadid-23'te "mütekebbir olarak övünüp şımarmaları" yüzünden kınananların genel karakterleri bize Sebe-34. Ayet ile bildirilmektedir:
“Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın varlıklı ve şımarık insanları (mutrafları) 'biz size gönderilmiş olan şeyi inkâr ediyoruz' demişlerdir.”
Rabbimiz Hadîd 22, 23 ve 24. Ayetlerle, Esfele Safiliyn bir davranış olan bu karakterin izini, inananların kendilerinden temizlemelerini buyurmaktadır.
AYETLER BİZİ UYARIYOR
Ayetten öğreniyoruz ki, bu cimri insanlar Allah’tan yüz çevirmişlerdir. Bu sebepten ahir konumları da yüz çevirmeye göre şekillenir.
İsra Sûresi 8. Ayet ve Enfal Sûresi 19. Ayet bu durumu vurgular: “Eğer dönerseniz Biz de döneriz.” Yani eğer yüz çevirirseniz, Biz de sizden yüz çeviririz. Yüz çevirenler bilmelidir ki, bu şımarıklıkları dünya hayatı içinde verilen "mühlet" yüzünden karşılıksızmış gibi gözüküyor. Yüz çeviren bilmelidir ki, yaptığı şımarıklığın bir karşılığı var! Ama dünya hayatı için verilen mühlet yüzünden, ona sanki bir karşılığı yokmuş gibi gözüküyor:
Al-u İmran 178: “Kâfir olanlar kendilerine mühlet vermemizin, kendi nefsleri için hayrlı olduğunu sanmasınlar. Onlara ancak günahça artsınlar diye mühlet veriyoruz. Onlara alçaltıcı azap vardır.”
Onlar kendilerini kârda sanabilirler, ama Hadîd 24. Ayet diyor ki: “Bu sizin Allah’a karşı kazanılmış bir zaferiniz değildir. Çünkü Allah, Ğaniyyül Hamid’dir.”
Ümmü Habibe (r.a.) şöyle dua ediyordu: “Ey Allahım, bana uzun ömür ver de eşim Rasulullah, babam Ebu Süfyan ve kardeşim Muaviye’den yararlanabileyim.” Bu dua sebebiyle Efendimiz Rasulullah (SAV) kendisini şöyle uyardı: “Sen Allah’tan kesinleşmiş eceller ve taksim edilmiş rızklar hakkında istekte bulunuyorsun. Oysa Allah onlardan hiçbirini ne vaktinden önceye alır ne de erteler. Eğer Allah’tan seni cehennemdeki azaptan ve kabirdeki azaptan korumasını ve kurtarmasını istersen senin için daha hayrlı olur.”
YAKARIŞLARLA DUA EDERSEK HAYRLI OLUR
Dikkat edecek olursak hadis anlatımı içerisinde "Kader Matriksi" ve "Yaşanabilir Hayat Normları" birbirinden ayrılmıştır. "Kader Matriksi" içerisinde, insana Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi çerçevesinde özgürlük verilmiş ve bu özgürlük hükme bağlanmış olup, kişi de "Yaşanabilir Hayat Normları" içerisinde ancak bu Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanarak ahirine katkı sağlayabilir. Efendimiz (SAV) ömür ve rızık için "bir şey yapamazsın" derken, neden aynı sebeplerden cehennem azabı ve kabir azabı için de "kesinleşmiştir, bir şey yapamazsın" demiyor? Hadiste bu konu çok açık! Aksine korunma duası istiyor. Cehennem azabından korunma duası yapmak demek aslında “Allahım, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkimi o şekilde bana kullandırt, bu yetkiyi kullanma biçimime müdahale et... Ya Rabbi, beni benim beşeriyet hatalarıma bırakma da ahir konumlarım hayrolsun (âmin).” duası demektir. Tahiyyat'ta selamdan önce okuduğumuz Bakara Sûresi 201. Ayette Rabbimizin bize öğrettiği dua tam da bu konudaki duadır:
“... Rabbenâ âtinâ fîd dünyâ haseneten ve fil âhirati haseneten ve kinâ ‘ażâben nâr.”
Bu hadisi okuyunca aklımıza şöyle bir soru gelebilir: "Acaba ömür ve rızkımızla veya bu konumda olan konularımızla ilgili hiç mi dua etmemeliyiz?" Rasulullah (SAV) Efendimiz bu hadiste öyle bir öğüt vermemektedir, elbette dua edebiliriz. Rasulullah (SAV) Efendimiz duadaki ömür için belirtilen "miktar" isteğine uyarı yapmıştır. "Uzun ömür" derken bir miktar söz konusudur, aynı şey rızklar için de olabilir. "Eğer miktar belirtiyorsanız, bu duanız gerekli değil, çünkü miktarlar kesinleşmiştir." denilmektedir.
Şu konuyu tekrar vurgulayalım; insan, Kader Manası içerisinde Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi'nin kullanımı sınırları içerisinde Kader Matriksi'ne dâhil olabilir. Dolayısıyla eğer kişi "hayrlı ömür, bereketli ömür, hayrlı, geniş ve helal kazanç, ayrıca sağlık, sıhhat, afiyet, rahatlık, ferahlık ve huzur" gibi yakarışlarla dua ederse hayrlı olur. Çünkü bütün bunlar, dua eden kişinin Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi'ni kullanırken yaptığı tercihleriyle ilgili konulardır. Örneğin, "hayrlı ömür" isteyen kişi demektedir ki; "Allahım, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetki'mi bana o şekilde kullandırt ki ben daim Hakk Yol'u tercih edeyim de ömür adı altında bana verdiğin mühlet bana hayrlı olsun. Bir konuda "kolaylık ve güzellik" istemek de bu çerçevededir.
İŞTE İKİ AYRI ŞEY: BİRİSİ KADER MATRİKSİ,
BİRİSİ YAŞANABİLİR HAYAT NORMU
Cabir (r.a.)’dan rivayet olunan bir diğer hadisle devam ediyoruz: Malik Ebu Mürşid (r.a.), Rasulullah Efendimiz (SAV)’e bir soru yöneltmiş ve “Ya Rasulullah, bize dinimizin aslını açıklar mısın? Bugün yapmakta olduğumuz bu fiiller neyin içindedir? Kalemlerin yazıp da kuruduğu, takdirlerin cereyan ettiği işler içinde midir?” demiş ve Efendimiz (SAV) şöyle cevap buyurmuştur: “Bugün işlenen işler yeni oluşacak işler içinde değildir. Ancak kalemlerin yazıp kuruduğu, takdirin cereyan etmiş olduğu işler içindedir.” Bunun üzerine Malik Ebu Mürşid (r.a.) tekrar sordu: “Peki, bu durumda niye çalışalım?” Efendimiz (SAV) bu kez buyurdular ki: “Amel edin, çalışın ve gayret gösterin çünkü yaşantısı herkese kolaylaştırılmıştır.”
Öncelikle böyle bir soru neden şekillenmektedir? Şekillenmektedir, çünkü Kader Matriksi cümlesinden amel çıkarmaya çalışmaktadırlar. Oysa Kader Matriksi cümlesi amele temel olmaz. O, iman ve teslimiyet içindir. Bugün işlediğimiz fiiller, yeni oluşacak işler içerisinde değildir. Bu, fiiller işlendikten sonra şekillenen bir kader programı yoktur demektir. Fiillerin cereyan edebilmesi için önceden o fiilleri Rabbimizin dilemesi ve hükme bağlaması lazım ki o fiil cereyan etsin. İnsanların fiilleri olduktan sonra izlemesi gibi Rabbimiz de sonradan izleyip öğrenmiyor. Eğer Rabbimiz önceden o fiili dileyip hükme bağlamazsa hiçbir fiil cereyan etmez ki bu Kader Matriksi'dir. Yani fiiller işlendikten sonra şekillenen bir kader programı yoktur. Yaşanacak her şey önceden hükme bağlanmış ve Kalem görevini tamamlamıştır. Hadisteki "Bugün işlenen fiiller kalemlerin yazıp kuruduğu" kısmı Kader Matriksi bölümüdür; "Takdirlerin cereyan etmiş olduğu" kısmı ise Yaşanabilir Hayat Normları’dır. Sorulan soru böyle: Bizim şimdi yaptığımız işler, kalemlerin yazıp kuruduğu yerden mi geliyor, yoksa takdirlerin cereyan ettiği anda mı oluşuyor? İşte iki ayrı şey: Birisi Kader Matriksi, birisi Yaşanabilir Hayat Normu. Ama bu iki kısım birlikte tek manadır ve ikisi birden “Kader Manası”nı oluşturur. “Peki, bu durumda niye çalışalım?” sorusu Kader Matriksi'nden amel çıkarma gayreti sebebiyledir. Bu yanlışlığı Efendimiz (SAV): “Çalışın, gayret edin, amel edin” diyerek düzeltiyor ve onları "Muhtariyeti Tercih Gücü Yetki"lerini kullanmaya yönlendiriyor, "insana tercihleri doğrultusunda yaşantının kolaylaştırıldığını" bildiriyor.
"Herkese kolaylaştırılmıştır" konusu şöyledir: “Halifetullah vasıflı insanın dünya hayatı mühleti içerisinde Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni hangi yönde kullanacağını bilen Rabbimiz, o kula merhameti sonucu tercihini yaşayabilmek ve “Kazanılmış Değişim”ini kolaylaştırmak üzere o kulun Yaşanabilir Hayat Normları'na müdahale etmiştir.”
 “Ona (Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni Hakk yolu tercihte kullanan kula) kolay kolaylaştırılmıştır.” (Leyl 7)
 “Ona (tercihini batıl hayat tarzı için yapana) da zor, kolaylaştırılmıştır.” (Leyl 10)    
Bu kapsamda şu hadise de bakalım; Hz. Ali (r.a.) şöyle anlatmıştır: Bir gün Rasulullah (SAV) oturmuş ve elindeki bir ağaç parçasıyla yeri çiziyordu. Aniden başını kaldırdı ve şöyle dedi: “Sizden bir tek kimse yoktur ki cennet ve cehennemdeki yeri bilinmiş olmasın.” Bunun üzerine yanında bulunanlar dediler ki: “Ya Rasulullah (SAV), hal böyleyse biz niçin çalışıyoruz? Her şeyi bırakıp tevekkül etmeyelim mi?” Efendimiz (SAV) bu soru karşısında buyurdular ki: “Hayır, çalışınız. Herkes ne için yaratıldıysa onun için hazırlandırılır.” Sonra da Kur’an’dan şu ayetleri okudu: “Veren, sakınan ve Hüsnayı (Kelime-i Tevhidi) tasdik eden kimseye gelince, biz ona kolayı kolaylaştırırız (onu cennete hazırlarız). Cimrilik edene (Allah’ın hakkını vermeyene), (sevabından) istiğna edene ve Hüsnayı (Kelime-i Tevhidi) tekzip edene de zoru kolaylaştırırız (onu cehenneme hazırlarız) (Leyl 5-10).”

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.