Yukarı Çık

NAMAZDA OKUNAN SURELERİ ANLAYARAK NAMAZ KILMAK DAHA FAZİLETLİDİR (2)

10 Mayıs 2019 Cuma 13:44:19
157 kez okundu.

Mevlana hazretleri ise Fihimafih adlı eserinin 129. Sayfasında şöyle demektedir:
“Rivayet edilmiştir ki: Peygamber (Tanrı’nın selâm ve salâtı onun üzerine olsun) zamanında ashaptan her kim, yarım veya bir sure öğrenirse, ona büyük adam derler ve bir yahut yarım sureyi biliyor, diye parmakla gösterirlerdi. Çünkü onlar adeta Kur’an-ı yerlerdi. (iyice hazmederlerdi.) Bir veya yarım batman ekmek yemek hakikaten güç bir iştir. Fakat ağızlarına alıp çiğneyip, çiğneyip atarlarsa, bu şekilde yüz bin merkep yükü ekmek yenebilir. Peygamber: “Ne kadar Kur’an okuyan vardır ki Kur’an ona lânet eder”  buyurmamış mıdır? İşte bu, Kur’anı okuduğu halde manasını bilmeyen kimse hakkında söylenmiştir… (Mevlâna, Fihimafih sayfa 129,) Bu durum manasını bildiği halde manasına uygun hareket etmeyenleri de kapsar.
Yine aynı eserde Mevlâna hazretleri şöyle der:
Mukri (okuyucu) Kur’anı bilerek okuyorsa (Tanrı’nın) diğer kitabını niçin kabul etmiyor? Kur’an okuyan birine anlattım ki: Kur’an, de ki; Tanrı’nın sözleri için deniz mürekkep olsa, bir misli de ona ilave edilse sözler bitmeden deniz tükenirdi (Kur’an, Kehf suresi, âyet:109) buyuruyor. Kur’an elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu Tanrı’nın ilminden bir işaret bir parçadır ve O’nun bütün bilgisi bundan ibaret değildir. Bir attar bir kâğıt parçasına ilaç sarsa, sen: “Bütün dükkân bunun içinde” der misin?  Bu aptallık olur. Nihayet Musa, İsa ve daha başkaları zamanında da Kur’an vardı; Hak kelamı mevcuttu. Fakat Arapça değildi.(Mevlana, Fihimafih, 128–129) Burada Mevlâna hazretleri Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumaya ve asıl büyük kitabın “Kitâb-ı ekber”in “kâinat” olduğuna dikkat çekiyor.
Hz. Peygamber, bir namazda okuduğu surenin bir ayetini atlar. Namazı bitirdikten sonra arkasındaki cemaate: “Ben ne okudum?” Diye sorar cemaat susar... Bunun üzerine aynı suali Übey b. Ka´b´a sorar. Übey ´filân sureyi okuyup, falân ayetini terkettin. Bu ayetin nesh edilip edilmediğini bilmiyoruz´ deyince Hz. Peygamber “sen bu işin ehlisin Ey Übeyb” buyurduktan sonra diğerlerine dönerek şöyle der:
“Namaza gelip de saflarını tamamlayarak duran ve Peygamberleri aralarında bulunan sizlere ne oluyor ki, Allah´ın kitabındaki size hangi sûrenin okunduğunu bilmiyorsunuz? İyi bilin ki, İsrâiloğulları da sizin yaptığınız gibi yapmıştı. Allah Teâlâ Peygamberlerine “kavmine söyle!” Bedenleriyle huzuruma geliyor ve dillerini bana veriyorlar; fakat kalpleriyle benden uzaklaşıyorlar. Yaptıklarının batıl olduğunu bilsinler, diye vahyetmiştir”. (Muhammed b. Nasr, Kitab ´us-salât, (mürsel olarak); Deylemî, (Übey b. Ka´b´dan); Nesâî, (Abdurrahman b. Ebzî´den sahih olarak)
Bu hadisi şerif aynı zamanda namazda okunan surelerin manalarının bilinmesine delalet eder.
“Ey inananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünüpken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolcu iseniz yahut biriniz ayakyolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.” (Nisa suresi: 43.)
Sahâbeden birisi içkili olması sebebiyle Kâfirûn sûresini yanlış okuması sonucunda hemen akabinde Nisâ sûresindeki bu âyet gelmiştir. Sevgili Peygamberimiz de uykulu ve ne dediğini bilmeyecek bir halde namaz kılınmasını yasaklamıştır:
“Sizden birinizin namaz kılarken uykusu geldiği zaman namazı bıraksın ve ne dediğini bilene kadar uyusun. Çünkü böyle bir durumda kişi istiğfar edeceğim derken kendi kendisine hakaret edebilir.” (Ali Küçük, Besa'ir-ul Kur'an Tefsiri, Nisa 43. Ayetin tefsirinden)

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.