Yukarı Çık

KADER KONUSUNU ANLAYABİLMEK -3-

8 Mayıs 2019 Çarşamba 13:18:54
138 kez okundu.

İNSAN İRADESİ ÖZGÜR MÜDÜR?
Ayet ve hadislerden anlaşılmaktadır ki; Allah "kader senaryosu"nu hükme bağlarken "hüküm paketi" içerisinde Halifetullah vasıflı insan için “Hakk ve batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür” hükmünü vermiştir; hüküm paketinde böyle bir hüküm vardır. Yani insanın özgürlüğü Allah’ın hükmünün gereğidir. İnsan bu özgürlüğünü kullanırken Allah’ın hükmünü yerine getirir. Bu sebeplerden dolayı, insanın bu özgürlüğü Allah’ın ona verdiği bir yetkidir. Daha anlaşılır olarak bu, "Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi"dir diyebiliriz. “Aşağıların Aşağısı” kitapçığında "Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi" ile ilgili detaylı bilgi bulmak mümkündür. Rabbimizin Halifetullah vasıflı insana verip hükme bağladığı "Hakk’la batıl arasında tercih yapma özgürlüğü" aynı zamanda ona sorumluluk yükler. İşte, hem bu sorumluluğu hem de Hakk ve batıl arasında tercih yapma özgürlüğünü bize ders yapan ayetler:
Bakara 256, Nahl 93, Tiyn 4, 5; Şems 8, 9, Beled 10, İnsan 3, Kehf 29, A’raf 28, Şura 30, Bakara 195, Sebe 50, Rum 36, Fussilet 40, İnsan 29, Müddessir 55, Tekbir 28, Fussilet 17, Nebe 39, İsra 18, 19, 20; Kasas 83, Âl-u İmrân 108, Nisa 40, Casiye 31, Secde 21, Enfal 53, İsra 8, Enfal 19, Ahzab 28, 29; Muhammed 31, Ankebut 2, 3; Mü’minun 30, Mülk 2, Bakara 155, 156, 157; Adiyat 6, 7; Kıyamet 13, 14; En’am 130, Nisa 79.
Bu ayetlerin açıklamalarını ve detaylarını "Talibin Başlangıç Çizgisi" kitapçığında bulabilirsiniz.
1) Allah’ın hükmü gereği olarak insan özgürlüğünü farkında olmaksızın yaşar. 2) Aynı zamanda insan, dünya hayatının gereği olarak Esfele Safiliyn formatı sebebiyle de duniHİ algı ve zann'ları içerisinde bulunur. 3) Dünya hayatının imtihanı gereği de ömür süreci içerisinde bir mühlet kullanır.
İşte "bu üç olay" birlikte çalışınca o insan bu özgürlüğünü “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasının olmazsa olmazı gibi algılar. Bu algı o kadar kuvvetli ve yerleşiktir ki çok doğal, tersi olmayacak şey gibi bir his ile yaşanır. İşte bu sebeple, işin ehli olan Ehlullah insana “özgürlük senin bu algıladığın gibi değildir”i anlatmıştır. Burada Ehlullah'ın amacı bu yanlış algıyı reddetmektir, yoksa insanın iradesindeki özgürlüğü değil. Ancak bazı açıklayıcılar Tevhid kurallarının cazibesine o kadar kapılırlar ki onların bu açıklamalarından "insan özgür değildir" olarak yorum çıkarırlar. Elbette bu yorum doğru olmaz, Allah’ın hükmüne uymaz. Böylece, kader konusunu anlaşılmaz hale getiren ve "biz doğruyuz" tartışması yapan iki yanlış grup ortaya çıkar. Geldiğimiz bu noktada ipin ucunu kaçırmamak için gerçeği maddelendirerek ele alalım:
1. Kaderin hüküm sahibi Allah, insanın "kaderi içerisinde Hakk ve batıl arasında özgür olarak tercih yapmasını" hükme bağlamış ve bu amaçla kendi özgürlük sıfatından insanlara kullanmaları için yetki vermiştir.
2. "Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi" olarak tanımlayacağımız bu özgürlük insanlar için “Müstakilen Var ve Muhtar” özellikte değildir. İşte bu gerçek ve bu gerçeğe göre davranışlar "BillaHİ anlamda iman"ın temelini ve "salih amel"i oluşturur.
3. DuniHİ algı ve zann'larının etkisinden kurtulamayanlar özgürlüğü “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiaları doğrultusunda değerlendirir ve böyle kullanırlar. Bu grupta olanlar “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddialarının cazibesine kapılmışlardır.
4. Diğer bir grup ise Tevhid bilgisinin cazibesine kapılmış ve özgür iradeyi tümden reddederken bu davranış biçimlerinin “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasından kaynaklandığının farkında değillerdir. Oysa bu reddedişlerinde bile özgür iradelerini kullanmaktadırlar! Günümüzde, dini bir bakış açıları olmayan, kendilerince bilimsel bulgulara göre karar verdiklerini savunan bazı bilim grupları da bir "kozmik bilinç" zanları adı altında "özgür iradeyi tümden reddeden" düşünceler açıklamaktadırlar.
5. Kader konusundaki inanışlar esas olarak şu üç grupta toplanır. Gruplardan birincisi, BillaHİ anlamda imanı fark etmiş, DuniHİ algı ve zann'larını reddetmiş, “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasından sıyrılmış, kader konusunda da herhangi bir yorum yapmaksızın Allah’ın hükmüne tabi olmuştur. Diğer iki grup ise zannlarına tabi olarak heva ve hevesleri doğrultusunda yorum yapmıştır; yorumlarını doğrulayacak ayet ve hadis dayanakları yoktur. Bu iki grubun yanlışta olduğunu bildiren bir hadis vardır. İbni Abbas (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (SAV) Efendimiz buyurdular ki; “Bu ümmette iki sınıf vardır, onların İslam’dan hiçbir nasipleri yoktur. Bunlar Mürcie ve Kaderiye’dir.” Hadisteki Mürcie insan iradesinin özgür tercih yaptığını tümden reddederken; Kaderiye grubu ise, "Müstakilen Varım ve Muhtarım" iddiasını savunur.
6. Kader konusunda zanlarıyla hareket eden bu iki grupta bulunanlara birinci grubun yani BillaHi anlamda imanla kadere yaklaşmış olan grubun inanışını söyleyince “biz de aynı şeyi söylüyoruz.” diye savunma da yapabilmektedirler. Oysa kader konusundaki inanış bir hayat tarzı şeklidir. İnsan “şöyle inanıyorum” diye açıklama yapsa da o insanın aslında nasıl inandığını, onun hayat tarzı gösterir. Kader konusu inanışıyla ilgili hayat tarzı, öncelikle fiziksel tanımlar değildir. Özellikle ve öncelikle kalp ve beyin fonksiyonlarını içeren ve hayal, fikir, duygu, düşünce, yorum, beden dili ve konuşma dili olarak ortaya çıkan hayat tarzı söz konusudur. Bu noktadan sonra fiziksel tanımlar da önem taşır. Eğer yalnızca fiziksel tanımlar hayata hâkim kılınırsa bu durum, içinde su bulunmayan bir su kabı gibi muamele görür.
7. Unutmayalım ki yalnızca iki tip hayat tarzı vardır:
A) DuniHi algı ve zann'larına dayalı “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiası üzerine bina edilen, heva ve heveslerin oluşturduğu hayat tarzı.
B) DuniHİ algıyı ve “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasını reddetmiş, bunlara sırtını dönmüş, Billahi anlamda iman sahibinin haniyf hayat tarzı! İşte bu iki hayat tarzını belirleyen kriterleri "Billahi anlamda hürriyet ve duniHİ anlamda hürriyet" bahsi adı altında, konu biraz ilerleyince göreceğiz.
8. Nisa 78. Ayet bize, “Müstakilen VAR ve Muhtar” olarak hüküm veren ancak Allah’tır ve Allah hükmü için "Ol derse o şey hemen olur" gerçeğini öğretir. Nisa 79. Ayette ise insanın da hüküm verdiği ve bu hükümden sorumlu olduğu ancak insanın hükmünün “Ol deyince o şey hemen olur” vasfının olmadığını öğreniriz. Nisa 78 ve 79’un öğrettiklerine birlikte baktığımızda insanın hükmünün ancak Allah’ın dilemesiyle olabileceğini öğreniriz. Çünkü insana verilen Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’nin sınırları böyledir. İnsanın sorumluluğu, verdiği hükmün gerçekleşebilmesi ile ilgili değil, hükmün vasfı ile ilgilidir. İnsanın hükmü tercih niteliğindedir.
9. İnsanların ahiret hayatlarındaki konumlarını belirleyen senaryonun ismi "Kader"dir. Ahiret hayatını da iki aşamada düşünmeliyiz.
A) Dünya hayatı içerisindeki insanın hep bir sonraki konumu onun "ahir"idir.
B) Ölümü tadan insanın bu noktadan sonraki konumları da insanın "ahirleri"dir. İşte kader insanın bu iki ahirini belirleyen senaryodur. Kaderin ana fikrini, esin kaynağını veya ana çatısını insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni nasıl değerlendirdiği ve nasıl kullandığı belirler; ahiret hayatındaki konumunu da bu durum belirler. Şimdi prensipleri konuşuyoruz, ileride konuyla ilgili örnekler gelecek ve aynı şeyi farklı cümlelerle ama geldiğimiz noktalara göre tekrar edeceğiz, o zaman konu daha anlaşılır hale gelecek inşaAllah.
10. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi alan Halifetullah vasıflı insanın dünya hayatı süresince bu yetkisini hangi tercihlerle kullanacağını Kendinde, Kendinden, Kendi olarak bilen Allah (ki Mülk Sȗresi 14 “Yaratan hiç yarattığını bilmez mi, O LatifulHabir’dir" der,) insanın bu tercihlerinin en seri şekilde hesabını görerek o kulun bir sonraki konumunu "Yaşanabilir Hayat Normları" olarak hükme bağlamıştır. Bu hükümler paketi ise "Kader Matriksi"ni oluşturur. "Kader Matriksi"nin içerisinde sayısız faktör rol alır. Bir insanın kendi "Kader Matriksi"ni çözebilmesi mümkün olmaz. Ancak Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma biçimi ile matriks içerisinde kendine önemli bir pay edinebilir. Çünkü "Kader Matriksi" içerisindeki sayısız faktör, insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanma şeklinden insanın kavraması mümkün olmayan bir formülle etkilenir ve Yaşanabilir Hayat Normları belirlenir. "Kader Matriksi" içerisinde insanın Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanırken gösterdiği davranış biçimlerine göre Allah’ın birçoğunu hiç fark bile edemeyeceğimiz müdahaleleri de önemli faktörler olarak Yaşanabilir Hayat Normları’nı belirler. Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni kullanırken insanın gösterdiği davranış biçimlerinin bazılarını sıralamak gerekirse; küfürde inatçılık, bu inadını mücadele ile ortaya koymak, merhametsizlik, nefret, kin ve intikam duyguları sayılabilir. Ayrıca tövbe, şükür, hamd, sadaka, merhamet sayılabilir. Tevhid bilgisine tutku, aşk ve muhabbet söylenebilir.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.