Yukarı Çık

SEN TANRI MISIN? - 23

3 Mayıs 2019 Cuma 14:03:30
85 kez okundu.

ŞEYTAN İKİLEM ÜRETENİN İSMİDİR
Cüz yapıdaki şeytan yan esas şeytandır ve o “A” Takdim Formu “BEN” yapınızdır; cüz yapının şeytan yanı odur. Şeytanlık bir iştir, yapılan işin ismidir: İkilem! Şeytan ikilem üretenin ismidir. “Allah var, başkası da var.” Bakın ikilem. “Allah öyle diyor ama böyle de olabilir, ben böyle diyorum.” Bakın ikilem. “Allah namaz kıl diyor, ama ben kılmıyorum.” Bakın ikilem. İkilem üretmenin ve o ikileme göre davranmanın ismi şeytanlıktır. Esas ikilemi “A” Takdim Formu “BEN” üretir, bu yüzden esas şeytan odur. Şeytan diye bildiğimiz varlık, şeytanlık yapması için “A” Takdim Formu “BEN”e fikir verir, yardım eder, onunla iş birliği yapar. Esas şeytanlığı “A” Takdim Formu “BEN” yapar. Şeytan ne kadar güçlü olsa da, gücü ve etkisi “A” Takdim Formu “BEN”i geçemez. Şeytanlıkla görevli cin taifesinin yetenekleri ve gücü “A” Takdim Formu “BEN”i geçemez, o şeytanın marifeti “A” Takdim Formu “BEN”in şeytanlığına yetişemez. Şeytandan korunacağım diye Korunma Duaları’nı ötenizdeki berinizdeki şeytanlardan korunmak için okursanız yetmez. Esas korunmanız gereken şeytan “A” Takdim Formu “BEN”iniz, siz esas şeytandan korunmalısınız. Özellikle salâtta Sübhaneke’den sonra “Euzü Billahi mineş şeytanir raciym” derken eğer, “Allah’ım ben ötemde berimde benimle uğraşan şeytanlardan sana sığınırım” diye düşünüyorsanız salât ikamesi için bu yetmez. İşi kaynağından kurutmalısınız ki şeytan tesir edemesin. “A” Takdim Formu “BEN”i fonksiyonsuzlaştırırsanız “şeytan” diye bildiğiniz varlık size tesir edemez. Sübhaneke’den sonra “Euzü” okurken, “Allah’ım “A” Takdim Formu “BEN”imden Sana sığınırım, onu yok ettim” derseniz, o zaman “Bismillahi’r Rahmâni’r Rahiym” diyen sizin “B” Takdim Formu “BEN”inizdir, Kelam’ı sahibi okumaya başlar. Kur’an okurken onu ya örtücü ilah okuyordur ya da Allah. Ya Rabbiniz okuyordur ya da örtücü ilah. “Euzü”de siz; “örtücü ilahın okumasından korunurum, Biiznillah örtücü ilaha okutmam” tefekkürüyle sığınıyorsanız onun önünü kapatırsınız, o zaman o okuyamaz. Salâtta mirac o zaman oluşur. Örtücü ilaha mirac olmaz, mirac ona kapalıdır. Esas şeytaniyetin “A” Takdim Formu “BEN” olduğunu önemsemeliyiz. Şeytanlığı telkin eden başka varlıklar da vardır, onu arkadaşın bile telkin edebilir, ama o telkinlerin alıcısı sizdeki “A” Takdim Formu “BEN”dir. Siz, şeytanın yatağı olan “A” Takdim Formu “BEN” bilincini fonksiyonsuzlaştırırsanız işi halletmiş olursunuz. Nefs-i Levvame bu iş için de çok önemlidir.
BUĞZ ETMEK HEM ÇOK TEHLİKELİDİR
HEM DE BUĞZ ETMEK LAZIM
Şimdi buğz etmekten de bahsedelim, tam yeri. Buğz etmek hadislerden öğrendiğimiz, çok duyduğumuz ve yapmaya çalıştığımız bir şeydir ama neye buğz edilir, onu pek bilmeyiz. Buğz etmek hem çok tehlikelidir hem de buğz etmek lazım: Yanlış buğz etmek tehlikelidir, kişinin zatına buğz edilmez. Peki, nasıl buğz edeceğiz? Çok dikkat edin: Yalnız ve yalnız “A” Takdim Formu “BEN”e buğz edilir, başka bir şeye buğz edilmez. Onun dışında neye buğz ederseniz Rabbinize yönelik olur. Bir insana buğz edeceksiniz diyelim, ona yanlış buğz ederseniz Rabbinize buğz etmiş olursunuz. O kişideki “A” Takdim Formu “BEN”e, o kişideki Allah’ı örtene, Allah’a eş olan hale buğz edebilirsiniz. Demek ki buğz edebilmek için bile “A” takdimini iyi bilmek gerekiyor ki kendinizde veya başkasında “A” Takdim Formu “BEN”e buğz edesiniz, yoksa yanlışlıkla Rabbine buğz etmiş olursunuz.
İNSAN-30’A TESLİM OLMADAN BU İŞ OLMAZ.
İNSAN-29’SUZ YOL OLMAZ, OLAMAZ
"Oku"maya devam ediyoruz: “Mutmainne'den itibaren diğer nefs mertebelerine ait tecelliler ise İnsan-30 ve bu mealdeki diğer ayet ve hadisler gereği lütuf yoluyla görülürler.”
"Nefs-i Levvameyi fark ettik. Ama nefs mertebeleri diye bildiğimiz mutmainne, radiye, mardiye, safiye ne demek?" diyebilirsiniz. Mutmainne ve sonrası tamamıyla tecellilerdir. Burayı iyi fark edelim, onlar tecellilerdir. Nefs-i Levvame İnsan-29 ayeti gereği yapılan çalışmalardır, İnsan-29 ayeti gereği olan gayretlerin tümü nefs-i levvamedir. Ama: "Mutmainneden itibaren" görülen nefs mertebelerine ait tecelliler İnsan-30 gereğidir. Neden mutmainneden itibaren, onu açıklayacağız. Demek ki, mutmainneden itibaren diğer nefs mertebelerine ait tecelliler, İnsan-30 ve bu mealdeki ayet ve hadisler gereği lütuf yoluyla görülürler. Onun için mutmainne ve sonrası tecellilerdir, yani kişi mutmainnede fiillerin tecellisini, daha sonraki hallerde isimlerin tecellisini, daha sonraki hallerde ise sıfatların tecellisini yaşar. Bunlar İnsan-30 ayeti ve bu ayet manasındaki diğer ayet ve hadisler gereği olup lütuf yolludurlar. İnsan-30'un idrakiyle kişi velayet kapısına kadar gelebilir, İnsan-30’la daha fazla ilerlenemez. İnsan-30 ayetine ilk idrak ve ileri idrak olarak iki mana vermiştik. İleri idrak manasını hatırlayalım ki burası anlaşılsın: “Ayrıca dileyen YOK, illa ALLAH.” Bu manayla ancak velayet kapısına gelinebilir, daha ileri gidilemez. Çok, çok dikkat edelim lütfen, işin özü/sırrı bu: Bu mutlak anlaşılması lazım: İnsan-30’u kavramadan anlamadan, İnsan-30’a yapışmadan, İnsan-30’a teslim olmadan bu iş olmaz. İnsan-30 idrakı ve teslimiyeti sizi ancak velayet kapısına getirir, onunla kapıyı açamazsınız, ilerleyemezsiniz. Kapıyı açacak olan ve ilerletecek olan İnsan-29’dur. Ancak böyle ilerleyebilir kişi. İlerlemenin motoru İnsan-29’dur. Tasavvufla ilgilenen kişi, İnsan-30’u okuyup anlayıp, tasavvufun cazibesine kapılırsa, İnsan-29’u unutuyorsa ilerleyemez. Hatta böylelerine bile rastlanır. Daha önce alkol alan birisi, örtücü ilahlığı duymuş, fark etmiş, örtücü ilahtan kurtulduğunu da düşünmüş. Ama alkol almaya devam ediyor. Der ki; sen şimdi kimin alkol aldığını biliyor musun? Şimdi alkol alandaki hakikatten haberin var mı? “Ne oldu, ne farkı var?” dersiniz. “Daha önce içen örtücü ilahtı, şimdi o değil” der. Bu tasavvufta düşülen tuzaklardandır. Ondaki gizli muhtariyet devam ediyor ama o farkında değil, “bilincim değişti” der, kendini kandırır. “Daha önceki günahtı. Çünkü o zaman ben Allah’ı örtüyordum. Şimdi yaptıklarım günah değil. Çünkü şimdi Allah’ı örtmüyorum" der. Öyle bir şey yok. İnsan-29 fark edilmez ve çalıştırılmazsa, İnsan-30 idrakı günahlardan kurtulmaya yetmez. Tam tersine rehavet verebilir, günahlarda rahatlık verebilir. Kişi “ben örtücü olarak günah işlerken rahatsızdım, şimdi rahatım, demek ki tasavvufun verdiği rahatlık buymuş” diye düşünür. Böyle bir şey yok! Ama böyle yaşayan tasavvufçulara rastlarız.  İyi bilin ki İnsan-29’suz yol olmaz, olamaz. “Olur” diyen işin hakikatini görmemiştir.
“Nefs-i Levvame İnsan-29 gereği gayretlerdir. Mutmainne ile birlikte görülen tecelliler ise İnsan-30 gereğidir.”
KADERDEKİ BİR OLAYA ULÛHİYETTEN
 BAKARSANIZ ADI İNSAN-30’DUR, HAKKANİYETTEN BAKARSANIZ ADI İNSAN-29’DUR
Şimdi İnsan “29” ve “30”u daha iyi fark edebilmek için birkaç cümle kuracağım, siz bu cümlelerin hepsini mana olarak tek bir cümlede birleştirmeye çalışın. Cümlenin birisi bu: Kişi İnsan-30 tecellilerinin gereği olarak İnsan-29’u yapar. İnsan-30’un gereği olan tecelliler var, işte o tecellilerin gereği olarak İnsan-29’u yaparız. İnsan-30’a mana verirken “ayrıca dileyen YOK, illa ALLAH” dedik, bunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Dolayısıyla, Allah o birim için hangi tecellileri dilemişse, o dilenen tecellilerin gereği olarak kişi İnsan-29 gereği gayretler içindedir, onları yapar. İnsan-29 gereği yaptıkları İnsan-30 tecellileri gereğidir. Yani, İnsan-30 kapsamındaki tecelliler dilenilmemiş olsa, kişi İnsan-29’un gereği olan salih amelleri yapamaz. O tecelliler dilenilmiş ki, kişi İnsan-29 çerçevesinde yaşıyor, o tecellilere uygun hareketler ortaya koyuyor. Diğer cümle: Kişi İnsan-29 gereği gayretler yapar, bu gayretlerinin gereği olarak onda İnsan-30 tecellileri görülür. Bu cümle de doğrudur. Bir kişi İnsan-29 gereği hep Nefs-i Levvame’dedir, hep Rabbine yönelir, her dem. Her olayda Rabbine bir yön tuttuğu için süreç içerisinde onda çeşitli tecelliler görülür. Bu cümle aklımıza daha uygun geliyor ama bu da, diğeri de doğrudur. İkisini birleştirin. Birleştirdiğiniz zaman görürsünüz ki, İnsan-29 İnsan-30’dur, İnsan-30 İnsan-29’dur. Kaderi anlayabilmenizde bu antrenman çok önemlidir: Aslında İnsan-29 İnsan-30’dur, aslında İnsan-30 İnsan-29’dur. Kaderdeki bir olaya Ulûhiyetten bakarsanız adı İnsan-30’dur, Hakkaniyetten bakarsanız adı İnsan-29’dur. Hakkaniyet ve Hakk ifadesi yerine insanı koyarak cümleyi şöyle okuyalım: İşe Ulûhiyetten bakarsanız İnsan-30’dur, insan noktasından bakarsanız İnsan-29’dur. İkisi de aynı şeyin tarifidir. Ulûhiyet Noktası’ndan "ayrıca dileyen YOK illa ALLAH" veya "attığında sen atmadın " idrakıyla tarif edersek İnsan-30’dur, bu kaderin Ulûhiyet noktasından tanımlanmasıdır. İnsan Noktası’ndan "dileyen Rabbine yön tutar" bakışıyla tarif, kaderin insan noktasından tarifidir. İnsan-30 gereği tecelliler sırasıyla şöyledir: Muhtariyet Tecellisi, Hislerin Tecellisi, Fiillerin Tecellisi, İsimlerin Tecellisi, Sıfatların Tecellisi. İnsan-30 gereği yani İnsan-30 çerçevesinde bir kulun hayatını “A” Takdim Formu “BEN”le sürdürmesi dilenilmişse onda Muhtariyet Tecellisi görülür. Onun daha sonra “A” Takdim Formu “BEN”i, örtücü ilahlığı fark etmesi ve bundan kurtulma çalışmaları yapması dilenilmişse, onda “B” Takdim Formu “BEN”e yönelik hisler belirmeye başlar; ilhamlar alır ve Hislerin Tecellisi başlar. Ama o hala “A” Takdim Formu “BEN”dir, örtücüdür. Örtücü halin yanlışlığına ve yok edilmesine yönelik hisler alırken bu yaşantısının bir yerinde nefs-i levvameye girer ve ilerlemeye başlar. Nefs-i Levvamede ilerlerken onun rahatsızlıklarının ve pişmanlıklarının tarifi hep değişir. Bu süreçte nasib edilmişse Nefs-i Mutmainneye gelir. İnsan-30 gereği tecelliler Nefs-i Mutmainne ile beraber lütuf yollu görülmeye başlar. Bunlar; Fiillerin Tecellisi, İsimlerin Tecellisi, Sıfatların Tecellisi diye bilinir. Mekir yollu tecelli de vardır: Muhtariyet Tecellisi! Bu tecelli “Allah’ı örten bir yaşantı” oluşturduğu için bu tecelli kişiye mekirdir. Ama fiillerin, sonra isimlerin, sonra sıfatların tecellisi olarak bahsedilen tecelliler lütuf yolludur ve bunlar “B” Takdim Formu “BEN”in tükeniş sürecinin de isimleridir. Bu süreçte “B” Takdim Formu “BEN” tükenmeye başlar, tükenme titremesine girer. Fiillerin Tecellisi yaşanıp, tükenip öyle bir noktaya gelir ki İsimlerin Tecellisi yaşanmaya başlar. O öyle bir tükenir ki Sıfatların Tecellisi başlar. Tükeniş miktarına göre bu tecelliler görülür. Bunlar tamamen lütuftur, bu tecelliler lütuf yolludur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.