Yukarı Çık

SEN TANRI MISIN? - 21

1 Mayıs 2019 Çarşamba 15:02:43
158 kez okundu.

ÖRTÜCÜ İLAH CENNETE GİREMEZ! ESAS MESAJ BU!
Bugünkü paylaşım bugüne kadarki tefekkür paylaşımlarının belki en önemlisi olabilir, önemi işleyeceğimiz konudan kaynaklanıyor. Dün Nefs-i Levvame'ye hafif bir giriş yapmıştık, şimdi onu genişleterek anlamaya çalışalım.
“Örtücü İlah”ın cennete giremeyeceğini, “Bismillah” diyerek sistemden “OKU”yan veya “OKU”yandan okuyan ve “La ilahe İllallah” diyerek, öncelikle “örtücü ilahlık” olmak üzere bütün örtücü hallerden rahatsızlık duyan, örtücü hallerin sonucu görülen fikir, inanış ve davranışların pişmanlığını yaşayan TALİB, böylece; bir müttaki olarak Nefs-i Levvame kapsamına girmiş olur.”
Kur’an-ı Kerim’in bize vermiş olduğu ana mesaj budur; örtücü ilah cennete giremez. Esas mesaj bu! Dolayısıyla, Kur’an-ı Kerim’de “A” Takdim Formu “BEN” yaşantısıyla ilgili şifreler arayanlar yanlış işle meşguller demektir. Biz bu nedenle onlara "şifreli tanrı" demiştik. Kur’an’da tek mesaj, bir mesaj vardır: Örtücü ilah cennete giremez! Bu mesajı “Bismillah” diyerek sistemden okumak gerekiyor. Bu mesajı "Bismillah" diyerek okuyan veya okuyandan okuyan ne yapar? Bunu göreceğiz, ama önce şunu belirtelim: Sistemden okumanın bir şartı vardır; “Bismillah” diyerek okumak! Sistemin bize sunduğu bilgi paketi olan Sünnetullah’tan “örtücü ilah cennete giremez” mesajını okuyabilmek için, yani sistemde bu gerçeği görebilmek için okumaya “Bismillah” diyerek başlamak gerekiyor. Çünkü sadece “okumak” yetmiyor. İkra Suresi’ni hatırlarsanız orada “oku” demiyor, “Bismi Rabbike oku!” diyor: “İkra’ Bismi Rabbikellezi halak; yaratan Rabbinin adıyla oku.” İdrak ilerlediğinde bu meal "Adına Oku" olarak değişir. Ama her halükarda ayet “OKU” demiyor, “Rabbinin Allah’ın adıyla OKU”mayı öneriyor. Neden? Çünkü ancak öyle okursak anlayabiliriz. Ancak o zaman anlayabiliriz.
NEFS-İ LEVVAME NASIL BAŞLAR?
Sizinle kuantum fiziğinin bazı konularını ve hologramı detaylı olarak paylaşmadık. Holografik evren anlayışı içinde yetişen bilim adamlarının evrene bakınca gördükleri (okudukları) holografik yapıyı bizim onlar gibi görmemiz çok mümkün değil. Hatta başlangıçta biz, onların evrenden okuduklarını okuyoruz, o konuda biz de okuyandan okuyoruz. Holografik evreni bizim birbirimizi görmemiz gibi gören, anlayan ve bunu bilimsel yöntemlerle kanıtlayan, bir hipotezken teori haline getiren bilim adamları, buna rağmen gördükleri bu gerçekle “Allah vardır ve Ehad’dır” diyemiyorlar, bir şeyleri okudukları halde bunu demiyorlar. Hâlbuki onların sundukları bilgileri okuyan talib “Allah Ehad’dır” diyebiliyor. Onların sundukları bilgileri okuyan, okurken “Bismillah” diyerek okuyorsa “Allah Ehad’dır” diyor. Ama onlar sistemi “Bismillah” diyerek okumadıkları için okuduklarından vardıkları sonuç “Allah” olmuyor. Demek ki sistemden “örtücü ilah cennete giremez” mesajını görebilmek için sistemi okumak lazım, ama okurken veya okuyandan okurken “Bismillah” idrakinde olmak lazım! Bismillah diyerek sistemi okuyan görür ki La ilahe illallah: Örtücü ilah cennete giremez. Böylece anlar ki örtücü ilahı zihninden, hayatından, bildiği her şeyden “La” süpürgesi ile süpürmelidir. Çünkü örtücü ilahlık onun cennete girmesini engelleyen kavram. Bunu süpürmesi, yok etmesi gerekiyor. Bu iş için kullanılan süpürge “Lâ” süpürgesidir. Bu yüzden, “La ilahe illallah” diyerek öncelikle “örtücü ilahlık” olmak üzere bütün örtücü hallerden rahatsız olan talib bir müttaki olarak Nefs-i Levvame kapsamına girmiş olur. “Özellikle örtücü ilahlık olmak üzere, bütün örtücü haller” ifadesinden anlıyoruz ki örtücü ilahlıktan başka örtücü haller var. Talib özellikle ve öncelikle örtücü ilahlıktan rahatsızdır, ama bütün örtücülüklerden de rahatsızdır. Diğer örtücülükler nelerdir, göreceğiz. Bütün örtücü hallerden rahatsızlık duyan, örtücü haller sonucu görülen fikir, inanış ve davranışların pişmanlığını yaşayan talib bir müttaki olarak Nefs-i Levvame kapsamına girmiş oluyor. Bu cümlede “talib” tarif edilmektedir. Talib, örtücü ilahın cennete giremeyeceğini fark eden ve örtücü ilahtan kurtulmak için “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi'ni yöntem edinendir. Talib hem örtücü ilahtan hem de örtücü ilahlık yüzünden meydana çıkan fikir, inanış, hal, hareket ve davranışlardan rahatsızdır. Onlardan pişmanlık duyduğu bir hayatı yaşar. Bu hali yaşayan ve örtücülükten kurtulmak için çaba sarf eden ancak talibdir. Talib zaten kurtulmaya talibdir. O, böylece bir müttaki olarak fark eder ki kurtulmak için korunmak lazım! Neden korunmak gerekir? Örtücü ilahtan! Örtücü ilah kavramından! Ancak böyle davranılırsa müttaki olunur ve bu haliyle kişi Nefs-i Levvame kapsamına girmiş olur, Nefs-i Levvame böyle başlar.
İKİ FARKLI “BEN” BİLİNCİ VAR
Talibin Nefs-i Levvameye başlarken rahatsızlık ve pişmanlık duyduğu haller, oluşturduğu sebep sonuç ilişkileri daha sonra da hep aynı olmaz. İdrak yolunda seyr-i sulukta ilerledikçe rahatsızlık duyduğu, pişman olduğu haller, manalar, kavramlar değişmeye başlar. Yani Nefs-i Levvameye başlarken “rahatsızlık ve pişmanlık” kapsamında tanımladığı olaylarla, daha sonra rahatsızlık veya pişmanlık diye tanımladığı olaylar farklılaşır.
“A” Takdim Formu “BEN” Bilinci ve “B” Takdim Formu “BEN” Bilinci’nin fonksiyonsuzlaşma seyri, ancak; Nefse Zulüm olan “örtücü ilah”lığı fark edip, bu halin pişmanlığının yaşanmasıyla başlar.”
Cümlenin ilk kısmında Nefs-i Levvame sürecini tarif etmiş olduk: “A” Takdim Formu “BEN” bilincinin ve “B” Takdim Formu “BEN” bilincinin fonksiyonsuzlaşma süreci Nefs-i Levvame sürecidir. Bu sürecin iki aşaması vardır. İlk aşamada yapılması gereken “A” Takdim Formu “BEN” bilincinin fonksiyonsuzlaşmasıdır. O olmadan olmaz! İkinci aşama “B” Takdim Formu “BEN” bilincinin fonksiyonsuzlaşması sürecidir. “B” Takdim Formu “BEN” bilincinin fonksiyonsuzlaşma sürecinde o “BEN”in tükenişi vardır, o tükenmeye başlar. Bu ne demektir, onu göreceğiz.
“Bilinç” derken ne kastettiğimizi biraz açalım. Bilinç, Kendini Hissetme Duygusu’nun kendisini ne sandığıdır. Buraya çok dikkat ediniz: Ehad ve Samed vasıflı olan Kendini Hissetme Duygusu’nun cüz yapıda kendini ne hissettiği onun oradaki bilincidir. "Bilinç"i iyi anlayıp fonksiyonsuzlaştırabilmek için onu iki kısım olarak ele alıyoruz:  “A” Takdim Formu “BEN” bilinci, “B” Takdim Formu “BEN” bilinci. İki farklı “BEN” bilinci var: “A” bilinci, “B” bilinci. Eğer kişi “A” bilincini “B” bilincinden ayırt etmez, bunu fark etmez ve “A” bilincini öncelikle yok edemezse bu işin başarılabilmesi mümkün değildir.
KİŞİ “A” BİLİNCİNDEN KURTULMADIYSA
BU YOLA GİRMESİ MÜMKÜN OLMAZ
Bilinç, Kendini Hissetme Duygusu’nun cüz yapıda kendini ne hissettiğidir. Onu böyle tanımladık. Şimdi bunu bir insanda düşünelim. Kendini Hissetme Duygusu EhadüsSamed vasıflıdır, cinsiyeti yoktur. Cinsiyeti olmayan Kendini Hissetme Duygusu erkek dediğimiz bir cüz yapıya verildiğinde o cüz yapının genetiği gereği orada kendisini erkek sanar, erkeklik bilinci oluşur. Yani cüz yapı Kendini Hissetme Duygusu’nu sınırlandırır ve şartlandırır. Tasavvufta anlatılan, gereklidir denilen “şartlanmalarından kurtulma” işte bu şarttan kurtulmadır. Tasavvufta ilerlemek için söylenen “şartlardan kurtulmak gerekir, şartlamamak gerekir” ifadesinden maksat, “A” takdiminden başlayarak bu bilinçlerin Kendini Hissetme Duygusu’na yaptığı sınırlandırma ve şartlanmalardan kurtulmaktır. Burayı kavrayamayan ama tasavvufla meşgul olanlar, şartlanmalardan kurtulmayı anlamak için Rasulullah yöntemi dışındaki bilgilere başvururlarsa, İslamiyet dışı yöntemlerden esinlenirlerse, şartlanmalardan kurtulmayı anlayamazlar, onu beş duyu şartlarından kurtulmak sanarlar! Görmediğini görmek, duyamadığını duymak, yürümekten kurtulup uçmak, yerçekimi gibi Sünnetullaha ait şartlardan kurtulmak zannederler. Bunlar kesinlikle İslamiyet’te yeri olmayan şartlanmalardan kurtulma anlayışlarıdır. Bunlar hele de “A” Takdim Formu “BEN” tarafından yapılıyorsa çok kuvvetli bir tanrı üretilir ve sonuç feth-i zulmani’ye gider. Oluşan fetih, feth-i zulmani olur. Şartlardan kurtulmak, Kendini Hissetme Duygusu’nun kendisini ne sandığını oluşturan şartlardan kurtulmaktır. Kendini Hissetme Duygusu’nu Samed vasfından uzaklaştıran, cinsiyet yokluğundan uzaklaştıran, onu bir cüz yapıya mahkûm eden şartlardan kurtarmaktır. En önemlisi “A” Takdim Formu “BEN” şartından kurtulmaktır. Zaten kişi “A” bilincinden kurtulmadıysa bu yola girmesi mümkün olmaz.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.