Yukarı Çık

SEN TANRI MISIN? - 19

29 Nisan 2019 Pazartesi 13:27:04
83 kez okundu.

SEN KİMSİN?
İnsanda esmaların tamamının bulunması ona örtücü ilahlık da getiriyordu. Ahsen-i Takviym özellik nedeniyle insan terkibindeki “esma-i külleha” vasfına, yani esmaların tamamının bulunuşu haline sahip çıkıyor. Şöyle: Bu esma terkibi nedeniyle insanda bir güç oluşuyor, ona "Muhtariyeti Tercih Gücü" diyoruz. Kişinin “Muhtariyeti Tercih Gücü”nü muhtariyet yolunda kullanması dilenilmişse kul bu gücü muhtariyetini ilan etmekte kullanıyor, böylece Rububiyet Gücü’ne sahip çıkmış oluyor! “Ben müstakilim. Aklım, fikrim, bedenim, iradem müstakil. Onlarda tasarruf bana ait, bu güç benim” diyen bir yapı çıkıyor. Bu iddia ile yaşıyorsa, kişinin “La havle ve La kuvvete illa Billâh” demesi bir mana ifade etmez. Çünkü “müstakilen varım, benim de gücüm var!” diyor. Bu kişi inanıyorsa ne diyor? Allah’ım, Senin gücün var, benim de bana göre gücüm var. Bunu demekle o kişi zaten “La havle ve La kuvvete illa Billâh” dememiş oluyor. “La havle ve La kuvvete illa Billâh” zikrini niçin öğreniyoruz, önemsiyoruz ve yapıyoruz? Muhtariyeti tercih etmemek için! Bu zikir bize onun için öğretilmiştir. Tesbih salâtının önemi şimdi belki daha kolay kavranabilir...
Muhtariyeti Tercih Gücü’nün “muhtariyet” ilanında kullanması Allah'ı örten suistimal demektir. O haniyf değildir. Çünkü “müstakilen ben de varım, ben de ilahım” diyor. Allah’ın VahidülEhad vasfını örtüyor. “Allah’ın ilahlığına bir şey demiyoruz. O da ben de varız ama O ilah” diyorsanız, bu doğru değildir, Allah’ın VahidülEhad vasfını örten bir iddiadır. Eğer siz müstakilen varsanız yani bir ilahsanız, Allah Vahidül Ehad olamaz. Eğer Allah VahidülEhad ise, SEN KİMSİN? Öyle bir varlık olamaz. Demek ki varlık iddianız Allah’ı örten bir iddia,"örtücü" demek de budur zaten. Eğer kişi bunu “ben Allah’ı tanımıyorum!” diyerek yaparsa inkâr etmiş olur, küfür ehli olur, ”tamam, ben Allah’ı kabul ediyorum” der de yaparsa nefsine zulmetmiş örtücü olur. Allah’ı biliyor ama örtüyor, nefsine zulmediyor. Niye bu örtücülük var? Dünya için gerekli olduğu için! Bu dünya yaşantısı için o olmak zorunda. Dünyada bu yaşantının olması için insanların ilahlıklarını ilan etmeleri şarttır. İnsanlar bilerek veya bilmeyerek ilahlıklarını ilan etmeseler ne bir roman, ne bir film, ne bir dizi, ne bir keşif, ne bir icat, hiç bir şey olmaz. Onlar ilahlığı ortaya koyabilmek için yapılıyor, bu işin peşindeler. Yoksa bu dünya hayatı böyle olmaz. Örtücülük veri tabanı dünya hayatının gereğidir. Örtücülük veri tabanı yüzünden bu bildiğimiz hayat var, bu hayat yüzünden de cehennem var; biri diğerinin devamıdır. Ana karnındaki yaşantının gereği dünyadır, dünya yaşantısının gereği de cehennemdir. Ana karnındaki ceninlere “dünya hepinizin güzergâhı üzerinde” desek doğru olur değil mi? Doğacak çünkü! Bir hamilelik varsa doğum var. Onun gibi, bu dünya yaşantısındaki insana da; “cehennem her insanın, her şeyin güzergâhı üzerinde” diyebiliriz. Örtücü yaşantı varsa cehennem var, örtücülüğün gereği olarak cehennem var. Cehennem “A” yapıdır, “A” Takdim Formu “BEN”dir. Ama kişi bu yapısını öyle benimser ki hiç farkında olmaz. Onunla doğar, yaşar; onunla Allah’a inanır, ibadet yapar, tasavvufla meşgul olur. Ama o ne yaparsa yapsın sonu cehennem. “A” Takdim Formu “BEN” cehennem demektir. Dolayısıyla kurtulunması gereken en öncelikli şey “A” Takdim Formu “BEN”dir.
TANRI ÖYLE BİR ŞEY Kİ ONU DİLİNDEN, TARZINDAN TANIRSINIZ. VE ANCAK KENDİNİZDE TANRIYI TANIYINCA KURTULABİLİRSİNİZ
Meryem; 71, 72: "Sizden oraya (cehenneme) uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu Rabbinin üzerine kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra biz korunanları kurtarırız, zalimleri de diz üstü orada bırakırız.” Herkes cehenneme uğrayacaksa, bu ayetin bizde nasıl bir açılımı olmalıdır? Talib’in ayetteki korunanları (“B” Takdim Formu “BEN” halini yaşayanları) ve zalimleri (“A” Takdim Formu “BEN”leri) fark edip bir an önce “A” takdimiyle “BEN”den kurtulması gerekir ki dizüstü kalmış zalimlerden olmasın, korunanlardan olsun. Korunanlar örtücü olmayanlardır, müttakilerdir. Korunmak için her iki “BEN”e ait bilinç yapılarını, o bilinçlerin açığa çıkışlarını tanımak gerekiyor. Kurtulmak için tanımak şart, tanımadan kurtulmak olmaz! Onun için İslamiyet soyut değil somuttur. Bir şey somutsa tanıyabilirsiniz.
“A” Takdim Formu “BEN” kendisindeki Rab gücüne el koyarak, muhtariyet iddiasında bulunan bilinçtir. Böylece bilerek veya bilmeyerek tanrılık ilanıyla bir örtücü ilah işlevi yüklenen bu bilinç düşünürken ve konuşurken "Allah yokmuş gibi" davranır. Düşünürken ve Konuşurken! İşe bu noktadan başlamak gerekiyor; düşünürken ve konuşurken! “A”nın bu özelliğine çok dikkat edin: Sanki Allah yokmuş gibi düşünür, konuşur, davranır. Bu yüzden “A” Takdim Formu “BEN”i siz onun konuşma ve hareket tarzından tanırsınız. Japoncayı iyi biliyor olsanız birisi Japonca konuşsa hemen “bu Japon” dersiniz, dilinden bilirsiniz. İngiliz’se, İtalyan’sa, Alman’sa da öyledir, hepsi dilinden tanınır. Tanrı öyle bir şey ki onu da dilinden tanırsınız! Kendinizde veya karşınızdakinde, “işte bu konuşan tanrı” dersiniz. Tanrıyı tarzından tanırsınız. Ve ancak kendinizde tanrıyı tanıyınca kurtulabilirsiniz. Çünkü ona tanıyınca “La ilahe” diyebilirsiniz. Onu kendinizde konuşmasından yakalayıp “La ilahe illallah” diyeceksiniz; bu mücadele Kelime-i Tevhidin fiili zikridir, esas zikrullah budur: “Bir kere bunu diyen cennete girer” diyor Efendimiz. Bir kere kendisindeki örtücü ilaha “La ilahe” diyen ve bir kere “İllallah” diyen cennete girer. Bunun için önce onu tanımak, yakalamak lazım. Bunları okuduktan sonra ona “yakaladım seni” demek lazım. “Yakaladım seni” deyip Kafirun okumak, kendinizdeki örtücü yapıya “Lekümdiynüküm veliye diyn” demek lazım. Zaten başkasına kâfir diyen, başkasına Kafirun okuyan tanrıdır. Birilerini “kâfir” ilan edip onlara Kafirun okuyanın kendisi tanrıdır, kendisindeki ilahı yok etmelidir. Siz de onu bulmalı ve o iddiayı yok etmelisiniz...
ALLAH YOKMUŞ GİBİ DÜŞÜNEN, ALLAH YOKMUŞ GİBİ KONUŞAN! ONLAR HEP TANRIYA AİTTİR
Tanrılığı ilk göreceğimiz yer tanrının konuşmasıdır, konuşma sırasında o hemen ortaya çıkar. Onun adı "nur yiyici"dir. Baktığınız zaman onu kendinizde de dışınızda da çok kolay bulursunuz. Mesela size çok hoş gelen bir toplantıya rast geldiniz, sonra da bir arkadaşınızla karşılaştınız, “çok güzel bir tefekkür toplantısındaydım” dediniz. Bu “B”ye ait bir cümledir ve güzeldir. Ama sizdeki tanrılık iddiası dayanamaz, oluşan nuru yok etmek için hemen devreye girer, onu fark etmelisiniz. Fark eder de ona uymazsanız “B” kapsamında nurunuzu katlarsınız. Fark edemezseniz ne olur? O zaman o sizin nurunuzu yer. Çünkü o nur yiyicidir! Doğru ve güzel olan cümlenizin peşine öyle bir cümle kurdurur ki öncekini yer bitirir. Bu yüzden, düzgün bir cümle kurunca, güzel bir iş yapınca korkun, çünkü nur yiyici peşinizi bırakmayacaktır. Arkadaşınız “toplantıda anlatılanları anladın mı” diye sorar, siz de “herkes anladı mı bilmem, ama ben anladım.” dersiniz. Bunu diyen tanrıdır, bu tanrının cümlesidir, bu cümle az önce oluşan nuru yer bitirir. Hayatın içine bakınca o kadar çok böyle cümle kurduğunuzu görürsünüz ki. Allah yokmuş gibi düşünen, Allah yokmuş gibi konuşan! Onlar hep tanrıya aittir. Kişi bir musibet duyuyor, bu bir ölüm diyelim. Ünlü bir yazar ölmüş. “Ya nasıl olur, o ölür mü?” Bakın nasıl da “Allah yokmuş gibi” davranıyor. Bir ölüm duyuyor “bu yaşta da olur mu, onu mu buldu ya!” diyor; Allah yokmuş gibi!
Şu önemlidir ki, “A” Takdim Formu “BEN”in bu konuşma ve düşünce tarzını birinin size öğretmesi gerekmez, onu dünyanın gereği olarak bilirsiniz, o dünyanın işi. Ama “B” Takdim Formu “BEN” nasıl konuşur, bu bilinmez, bunu bilemezsiniz. “B”nin konuşma ve düşünce tarzını bize Kur’an öğretir. Bu çok önemli bir ipucudur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.