Yukarı Çık

SEN TANRI MISIN? -12

20 Nisan 2019 Cumartesi 12:03:58
93 kez okundu.

Tanrı tiplerini tanımaya devam ediyoruz; amacımız onları tanıyıp tanrılık iddiasından kurtulmak.
Bazı öğretiler Heykel Tanrı üretir, bunlar günümüzde çok yaygındır, meditasyonlarla bunu öğretirler. Heykel tanrılar, bedenen ve ruhen rahatlayabilmek amacıyla hiçbir şey düşünmeden bir süre durabilmeyi başaran örtücü ilahlardır. Amaca dikkat edin, amaç örtücü olmamak değil! Hep söylüyoruz, bütün mesele bu; örtücü olmak veya olmamak! Yalnızca bu, tek bu! Bir şeyi örtücü olmamak için yapıyor veya yapmaktan uzak duruyor olmalıyız. Her şeyin içine, başına, sonuna ÖRTÜCÜ OLMAMAK İÇİN bakış açısını getirdiğinizde siz CENNETE BİR YOL bulabileceksiniz demektir. Hedefimiz örtücü olmamak! Ama bu tanrılar işlerini örtücü olmamak için değil de, bedenen ve ruhen rahatlayabilmek için yapıyorlar ve başarıyorlar; bedenen ve ruhen rahatlıyorlar, sonra da “aradığım huzuru buldum” diyorlar. Rahatladı çünkü! Buradaki yöntem şu, onlara öğretilen şu: Bedenen ve ruhen rahatlayabilmek amacıyla hiçbir şey düşünmeden bir süre durabilmek. Öğretilen bu! Ve sonuç, hiçbir şey düşünmeden bir süre durabilen bir tanrı. Bu yeteneği kazanmış bir örtücü ilah, hiçbir şey düşünmeden bir süre durduğunda bakıyor ki bedenen ve ruhen rahatlamış. O zaman bu müthiş bir yol, iyi bir yol buldum, diyor. Oysa farkında değil, tam bir heykel tanrı oldu. Hiçbir şey düşünmeden durabilene ne denir? Heykel! Bilin ki düşünmeden cennete gidilmez! Bir şey düşünmeyerek cennete gidemezsiniz! Aksi halde tefekkür büyük ibadet olmazdı. Düşünmeniz hem de çok tefekkür etmeniz gerekiyor. Ama bunlar sizi düşünmekten uzaklaştırarak (kendilerince rahatlatarak) rahatlamış bir heykel tanrı oluşturuyorlar. İyi fark edin!
Bütün bu tanrıları niye paylaşıyoruz? Her zaman her yerde tanrıyı net görebilmek için! Onu fark ederek öyle bir hale gelelim ki kendinize ve dışarıya baktığınızda net, somut görebilesiniz.
İSLAM DİNİ ÇOK SOMUTTUR
Tanrıyı net göremeden bu işi çözemeyiz! Onu iyi tanırsak roman, film, açık oturum gibi yerlerde yazan, konuşan, davranan tanrı yapıları görürüz. Onlar kurtulmanız gereken yapılardır, yapmamanız gereken şeylerdir. İslam ve tasavvuf diye anlatmaya çalıştığımız İslam Dini çok somuttur. Anlayamadığınız soyut şeyleri İslam Dini ve tasavvuf sanmayın, anlayıncaya kadar uğraşın, çünkü hepsi elinizle tutabileceğiniz kadar yakın ve somut! Daha önce tefekkürün amacını "soyut olan kavramları somutlaştırarak imandan ikana gitmek" diye tanımlamıştık. Şahit olmak için somutlaştırmak şarttır. Onun için, gizli, bilmeceli, şifreli, anlayamadığınız soyut şeyler tasavvuf değildir. Diyelim ki birini dinlediniz veya okudunuz, “öyle bir tasavvuf anlatıyor ki çok müthiş, çok ileri bilgiler, bu yüzden anlayamadım” diyorsanız bu yöntemle tasavvuf olmaz, böyle bir tasavvuf olmaz. Anlamıyorsanız orada sizin için hiçbir şey yoktur. Sizin için ne var? Ne anlamışsanız o! Bu yüzden, İslam Dini’ni mutlaka anlayabileceğiniz somutluğa getirmek gerekiyor ki inandığımız şeyi “imandan ikana götürecek şehadeti” yakalayabilelim.
ÖYLE BİR SİSTEM YOK…
Bir de "Zavallı/Çaresiz Tanrılar" var. Bunlar bu yolda sık rastlanan tanrı tiplerindendir. Örtücü ilah vasıflı tanrılığının farkında olmadan, inandığı yaratıcının gücü ve imkânlarıyla kendisindekini kıyaslar, ona karşı güçsüz ve çaresiz olduğuna hükmeder. Zavallı, çaresiz tanrının özelliği bu: Örtücü ilah olduğunu bilmiyor, örtücü ilah vasıflı tanrılığının farkında değil, o iddia ile yaşadığını fark etmemiş kişi bir Yaradan’a inanıyor, inandığı varlığa "Allah" diyor olabilir. Ama inandığı yaratıcının gücü ve imkânlarıyla kendisindekileri kıyaslıyor. İkisini kıyaslarken bakıyor ki kendisi Yaradan karşısında çok zavallı, çok çaresiz. Bu sefer bir tanrı çaresizliği ile Yaradan’a sesleniyor: “Sen büyük ve güçlüsün, ben ise çaresiz ve zavallıyım.” Bu cümle, “gücüm olsa gösteririm ama çaresizim” gibi bir anlam da içerir. Bir tanrı anlayışı da budur; bir inandığı varlık var, bir de kendi müstakil varlığı (ilahlığı) var. İnandığı varlıkla kendi ilahlığını kıyaslayınca çaresiz ve zavallı kalıyor. Dışarıda böyle anlatılıyor maalesef, çok dikkat edin; “Allah’ın karşısında biz çaresiz kullar, aciz kullar” bakışıyla anlatılıyor.  Tamamen yanlış bir bakış. Hazreti Muhammed (Sallallahu aleyhi vesellem)’in getirdiği anlayış bu değil. Bu inanıştaki kişide bir üst tanrı, bir de zavallı tanrılar şeklinde bir protokol var. Böyle inanan zavallı tanrıdır. Bunlar kendilerini Allah’la kıyaslayıp zavallı ve çaresiz olduklarına hükmederler. Ne yazık ki bu tür seslenişi sığınış sanıyorlar, “zavallıyım” demekle Allah’a sığındığını, Allah'ın da “zavallılığını anladı, aman diliyor” diyeceğini, bir ağanın marabasına acıması gibi ona acıyacağını düşünüyor. Oysa öyle bir sistem yok...
Komando Tanrılar: Adına ve özelliğine dikkat edin lütfen. Örtücü ilahlığı fark etmek ve bundan kurtulmak halinin en öncelikli mücadele ve hedef olduğunun farkında olmadan, "yakîn" elde etmek için uzun süre aç veya uykusuz kalarak tanrılıklarını güçlendiren tanrılardır. Örtücü ilahlığının ve bundan kurtulmanın en öncelikli iş olduğunun farkında olmadan, bunu öncelikli hale getirmeden yakîn elde etmek üzere uzun süre aç veya uykusuz kalır. Birkaç gün peş peşe bağlamalı oruç tutar, geceleri uyumaz ve kendisine “başardım, kaç gün oruç tuttum, aç durabildim, şu kadar gece uykusuz durabiliyorum” der. Bunlar komando tanrıdır, iyi komando olurlar. İlan ettikleri örtücü ilaha aç kalmayı, uykusuz kalmayı öğretiyorlar çünkü. Eğer kurban bahsini incelerseniz şu dikkat çekicidir; kestiklerinizin kanları Allah’a ulaşmaz! Dolayısıyla buradan hareketle deriz ki, eğer siz bir tanrıysanız açlığınız, uykusuzluğunuz Allah’a ulaşmaz. Allah için ancak sizin takvanız önemli, onunla ilerlersiniz. Yol takva ile yürünür ve ilerler...
ÜZÜLMEMEKTE BİR DUYGUDUR, SEVİNEMEMEKTE
"Komando tanrı olacaksak oruç tutmayalım mı?" diye düşünüp yanlış mana çıkarmayın. Cümleye çok dikkat edin, eğer uzun süre aç ve uykusuz duran örtücü ilahsa! Kişi kendisine soracak; “ben aç duran bir örtücü ilah mıyım, şu anda oruç tutan halimin idrakı bir örtücü ilah mı?” Bunu kendimize hep soracağız, ne yapıyorsak bunu soracağız: Bu hayrı yapan kim, şu an salâttaki kim? Örtücü ilahsa, örtücü ilahlık şirk koşmaktır. Zümer 65. Ayet “şirk koşanların amelleri boşa gider” der. Ne kadar aç kalsa, ne kadar uykusuz kalsa, ne kadar seccadede olsa da şirk koşanın amelleri boşa gider.
Bir tanrı tipi de Anestezik Tanrı'dır: ”A” ve “B” Takdim Formu “BEN”i öğrenip ikisini kendinde ayırt etmeden, “A” Takdim Formu “BEN”den kurtulmaya çalışmadan, bu gerçekleşmeden, duyguların sergilenmesinin şirk olduğu duyumundan hareketle duygusuz, boş verici ve umursamaz davranabilmeyi başaran tanrıdır. “A” yapıyı yok etmiyor, ona anestezi uyguluyor. Buraya lütfen özen gösterelim, çünkü bu hale tasavvufta, tasavvuf gruplarında çok rastlarız. “A” Takdim Formu “BEN” ve “B” Takdim Formu “BEN” bilinçlerini, bu iki BEN’i fark etmeden; “A” Takdim Formu”ndan kurtulmadan, ondan kurtulma arayışına girmeden, “A”ya ait duyguların sergilenmesinin şirk olduğunu duymuş bir kişi, bu duyumdan hareketle "duygular, üzülmek, sevinmek gibi şeyler şirktir, öyleyse ben üzülmeyeyim, sevinmeyeyim, bu tür duygular sergilemeyeyim” diyor ve bunu başarıyor. İşte bu kişi kendisini anesteziye etmiş oldu, artık o bir anestezik tanrıdır; örtücü ilahlığını uyuşturmuştur, artık onun duyguları belli değil, davranışlarında duygularını belli etmiyor. Ama o kişi, üzülmemenin de bir duygu olduğunu fark edemiyor. Lütfen çok dikkat edin, bu gerçeği fark edin, duygusuzluk adına gösterdiğiniz her bir tepkisel duruş ve davranış da birer duygudur. Düşünün ki, birisi var ve siz ona ne söyleseniz tesir etmiyor. Olaylar, haberler karşısında ne seviniyor ne üzülüyor. Siz de onun bu haline bakıp “ vay be, demek ki çok ilerlemiş birisi” diyorsunuz. Hayır, yanılıyorsunuz. Üzülmemek de bir duygudur, sevinememek de! Ve o duygular da örtücü ilaha aittir! Bu yüzden o üzülmeyen, duygularını köreltmeyi başarmış bir tanrıdır. Eğer kişi örtücü ilahsa, tanrılık iddiasıyla (müstakilen varım ve muhtarım algısıyla) yaşıyorsa bir şey fark etmez. “Ben üzülmemeyi başardım” der, tanrılığını geliştirir. Buradaki bir tehlike de şudur: Bu gibi haller, kişilerin kendilerini tasavvufta ilerlediklerini sandıkları önemli tuzaklardır.
“B” yapıda duygu yok mu? Elbette var. Efendimiz (SAV) gözyaşı döküyor, seviniyor... Sahabeler; ağlıyorlar, seviniyorlar… Elbette Hakk yaşantıda da duygular var. Ama duyguların Billahi alandaki adı "esmalar"dır. Esmaları tanrılar tarif edince adı "duygu" oluyor. Bir örtücü ilah esmalara ait açığa çıkan özellikleri tarif edip kendince bir isim koymazsa, o açığa çıkanlar Esma'ül Hüsna’dır. Bu fark edilmediğinde kişi duyguludur veya kendisini anestezi etmiştir; ikisi de birer tanrılıktır.
Bir de Noktalı Tanrılar var; “Nokta" ve "Kudret” kavramlarını duyup, kendisindeki Kudret sayesinde noktasını (birimsel yapısını) önemseyip her hakikati oraya hapsederler. Nokta yani kul, cüz, yaratılan tasavvufta önemlidir, çünkü her şey bir nokta ve kudretidir. Kişinin “A” Takdim Formu “BEN”den kurtulmak gibi bir telaşı yoksa noktadaki kudrete sahip çıkar ve “bende müstakil bir güç, kudret var” der, noktasını/terkibini çok önemser, müstakil ve muhtar zanneder. Çünkü yaratılanda bir hakikat var, onu fark etti ve “benim cüz terkibim çok önemli” demeye başladı. Birçok kişi aslında tasavvufla bu sebeple ilgilenir, önemli/VİP insan olmak için tasavvufu sever. Noktalı tanrı, “bende Allah’ın hakikati var” deyip kendini önemli sanan örtücü ilahtır, tanrıdır; bunar noktadaki Kudret’i fark etmiş ama Kudreti değil de noktayı önemseyip ona sahip çıkmış tanrılardır.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.