Yukarı Çık

NAMAZ ANCAK HAYATİ SEBEPLER YÜZÜNDEN KAZAYA KALABİLİR

19 Nisan 2019 Cuma 14:24:47
87 kez okundu.

Namaz ancak dince meşru sayılan düşman korkusu, namaz vaktinde bayılmak, namazı kılamayacak kadar ağır hastalanmak, komaya girmek, ebelik ve doktorluk gibi mesleklerde acil doğum yaptırmak ve acil ameliyatlara girmek gibi hayati sebepler yüzünden kazaya kalabilir. Bu durumlarda ilk fırsatta namazı kaza etmek gerekir. Namazı özürsüz kazaya bırakmanın günahı o namazı kaza etmekle kalkmaz, ayrıca tövbe etmek de gerekir. Bu meşru sebepler dışında keyfi sebepler yüzünden de kazaya kalan namazları ilk fırsatta kılmak gerekir.
Vaktinde kılınmamış olan beş vakit farz namazın kazası farz, vitir namazının kazası ise vacip olur. Kaza edilecek sünnet sayısı azdır.  Vaktinde kılınan sabah ve ikindi namazının farzından önce kılınamayan sünnetleri farzından sonra kaza edilemezler. Çünkü sabah namazının ve ikindi namazını farzından sonra nafile namaz kılmak mekruhtur. Fakat sabah namazının farzı ile birlikte sünneti de vaktinde kılınamamışsa, o günün, güneşin doğmasının ardından kerahet vaktinin çıkmasından  sonra öğle namazını vaktinden biraz önceye kadar bu sünnet, farz ile beraber kaza edilir.
İnkâr etmediği halde namazı terk eden kimsenin küfre girip girmeyeceği hakkında farklı görüş ve tespit ortaya çıkmıştır. Fakat ekseriyet namazı terk etmenin insanı küfre götürmeyeceği fakat büyük günah işleyeceği yönündedir.
Kılınacak çok kaza namazımız var diye Allah’ın rahmetinden ümit kesmek ve nasıl olsa Allah affetmez demek te yanlıştır. Yüce Allah: “Benim rahmetimden ümit kesmeyiniz” (Zümer:53) buyuruyor. Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ve müşrikler ümit keser. Nisa suresinde Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz ki Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bundan başka (günah ve kusurları) dilediği kimse için bağışlar. Doğrusu kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz ki o uzak bir sapıklıkla sapmıştır.” (Nisa: 116)
 Allah’a eş ve ortak koşarak hem müşrik hem de kâfir durumuna düşen Yahudi ve Hıristiyanların Allah’ın affına uğramaları ve cennete girmeleri mümkün değildir.
“De ki: Ey kendilerine haksızlık edip ölçüyü aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah elbette bütün günahları bağışlar ve gerçekten O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Zümer:53)
Peygamber Efendimiz de namaz kılmayanların durumuna dikkat çekerek şöyle buyuruyor:
“Allah beş vakit namazı (kullarına) farz kılmıştır. Kim abdesti güzelce alır, beş vakit namazı vaktinde kılar, rükûunu, secdesini ve huşûunu tam yaparsa, bu kimseye Allah’ın onu bağışlayacağı (ve cennete koyacağına) dair ahdi (sözü) vardır. Namazlarını kılmayan kimseye ise Allah’ın bir sözü yoktur. Dilerse onu bağışlar (ve cennetine koyar), dilerse ona azap eder.” (Ebû Davud, salât, 9; ı, 295–296)
Namaz konusunda Peygamber Efendimizin ashabı da çok titiz davranır ve vaktinde edâ ederlerdi. Vesiletü’n Necat adlı eserden öğrendiklerimize göre:
Bir gün Ali’nin (Radıyallahu anh) ikindi namazı geçti. Üzüntüsünden kendini dağdan aşağı attı ve zârı zârı ağladı. Mustafa (s.a.v.) haber alarak, bütün ashab ile Ali’nin (r.a.) yanına geldiler. Halini görünce Kâinatın Efendisi de ağlamaya başladılar. Duâ eyledi. Güneş tekrar yükseldi. Resûlullah (Aleyhisselam) buyurdu:
“Yâ Ali! Başını kaldır güneş hâlâ görünüyor” Emir-ül Mü’minin Ali (r.a.) çok sevindi ve namazı kıldı.
Ebû Bekr-i Sıddîkın (r.a..) bir gece vitir namazı geçti. Gece çok ibadet ettiğinden gece sonunda uyku bastırmıştı Sabah namazında Peygamber Efendimizi takip ederek, mescit kapısında huzuruna gelip feryâd etti:
Yâ Resûlallah! İmdadıma yetiş, vitir namazınım geçti diye niyaz eyledi. Resûlallah (S.A.V.) ağlamağa başladı. Cebrail aleyhisselam gelip:
“Yâ Resûlallah, Sıddîka söyle ki, Allahü Teâlâ afv eyledi.”

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.