Yukarı Çık

SEN TANRI MISIN? -10

18 Nisan 2019 Perşembe 13:14:27
81 kez okundu.

NEFS-İ LEVVAME BAŞLAYIP DA
BİTECEK BİR YER DEĞİLDİR
Nefs mertebeleri arasında hakkında belki de en az konuşulan Nefs-i Levvame'dir. Levvame, nefs mertebeleri içinde bir bölüm gibi sanılır ama değildir; o başlayıp biten bir mertebe değildir. Nefs-i Levvame her nefsi kaplayan bir idraktır. Böyle olduğu için, bu yolda Levvamesiz ilerleme olmaz, bulunduğunuz hale "levm" etmeniz gerekiyor. Bulunduğu halden memnun olan orada kalır. B sıfır noktasından geçip Esma-ül Hüsna dünyasına giren bir kişi, eğer memnunsa orada kalır. Yetinmez de ilerlerse Rabbini tanır. Yine yetinmez ve daha ilerlerse Rahman’ı tanır. Daha ilerlerse Ulûhiyet’i tanır, oraya “Allah” der. Daha ilerlerse Vahidiyet’i tanır. Daha da ilerlerse Ehadiyyet’i tanır... Haline levm etmeden kişinin ilerlemesi mümkün değildir. Bu yüzden, Nefs-i Levvame başlayıp da bitecek bir yer değildir. Onu öyle bir nefs hali zannetmek “A” Takdim Formu”yla çok ilişkilidir.
İKİ HİCRET VE İKİ ŞEHADET
Kişi "örtücü ilahlığından" değil de günlük yaşantı içerisindeki bazı olaylardan rahatsız oluşunu Nefs-i Levvame sanıyorsa yanılgıda demektir, o Nefs-i Levvame değildir. Birisine rahatsızlık verdiği için üzülmek levvame değildir, tövbe etmek de değildir; nasuh tövbesi ve levm o değildir. “Bu düşünce, bu davranış örtücü ilaha ait olabilir mi?” muhasebesini içermeyen pişmanlık ve rahatsızlıklar levvame kapsamında değildir. Levm, mutlaka “A” ve “B” muhasebesi içermelidir, yaşanan rahatsızlık tanrılık iddiasıyla (örtücü ilahlıkla) ilişkili bir rahatsızlık olmalıdır: “Ben tanrılık iddiasıyla yaşadığım için mi böyle düşünüyorum? Bu iş benim örtücü ilahlığımı kuvvetlendiriyor mu?” endişesini taşımalıdır. Bu sorgulamayı yaparsanız, tüm insanların memnun olduğu bir işi siz örtücü ilah olarak yaptığınızı fark ederseniz ondan rahatsız olmanız gerekir. Tüm dünya alkışlıyor olsa bile. Levm, başlangıçta yalnızca örtücü ilahlığadır, ilahlık iddiası kapsamındaki duygu, düşünce ve davranışlaradır. Bu aşamada, siz “A” ve “B” muhasebesi yaptığınızda karşınıza “A” çıkıyorsa tüm dünya alkışlasa bile tövbe eder, o yanlışa sırtınızı dönersiniz. Levm etmek için “A” ve “B” muhasebesi şarttır; “A” ve “B” muhasebesi olmadan levvame olmaz. Tanrıların kendi aralarındaki rahatsızlık ve pişmanlıkları levvame değildir, onlar ancak “A” yapıyı güçlendirir, kişide ilerleme olmaz. Levm edemeyen ilerleyemez ve yüzsüzleşir. “A” Takdim Formu “BEN” yüzsüzdür. Oysa yüz bir tanedir ve o “B” Takdim Formu “BEN”dir. Yüzsüz bin bir suratlıdır, birçok ilahlık vasfı taşır, çeşitli ilah karakterleri oluşturarak gittikçe yüzsüzleşir. Çünkü levm edemiyor; “B” kapsamında bir rahatsızlık duymuyor. Talib olan başlangıçta yalnızca örtücü ilahlıktan rahatsız olur, ona levm eder: "Ben örtücü ilah mıyım, bu işi örtücü ilah olarak mı yaptım? Eğer öyleyse nasıl kurtulurum?" der, bu muhasebeyi yapar. Levm etmek budur. Bu rahatsızlık çok kuvvetlenmeli ve hayatı alt üst etmelidir. Bu rahatsızlık çok kuvvetlenirse fiili Kelime-i Tevhid zikri olur ve siz onu bir kere söylediniz mi cennete girersiniz, bir kere. Sizi cennete o rahatsızlık sokar, tanrılar dünyasının çekişmelerinden oluşan rahatsızlıkla cennet olmaz. Onlar tanrılar arasındaki tatminlerle ilgili sıkıntılardır. “B” Takdim Formu” idrakı ve yaşantısına talib olan, “A” ve “B” muhasebesi içeren levm ediş içerisindedir, yalnızca. Hep bununla ilerler, daima bunun muhasebesini yapar. Taa B’siz B’ye kadar. “A” ve “B” yüzleşmesi yapa yapa önce “A’dan B’ye hicret eder. İlerleyişi devam ederse “B”den de rahatsız olur, yabancı görüntü oluşturan o hal onun levm ettiği bir haldir artık ve “B”den de hicret eder: B’siz B. Sonuç böyle olur. Allah bizi bu yolda, sağlayacağı kolaylıkla, lütfuyla ve hayrlısıyla her iki hicreti de gerçekleştirenlerden, her iki şehadet noktasını da hakkıyla müşahede edenlerden eyleyiverir inşaAllah (âmin).
TANIMANIZ VE KURTULMANIZ GEREKEN
YAYGIN TANRI TİPLERİNE BİR BAKALIM
Tefekkür paylaşımımıza bazı tanrıları tanımakla devam edeceğiz. Tefekkür Sayfaları adı altında çok öz bazı bilgileri paylaştığımız şematik gösterimlerde ona Talibin Tanıması Gereken Yaygın Tanrı Tipleri başlığını koymuştuk (http://www.birdusunyansimasi.com/media/ihlashayat/11.ihd.pdf). Orada yer alan tanrıları görelim.
Talib kelimesini neden çok kullanıyoruz. Talib dediğimiz kişi aslında tek şeye talibtir: Örtücü olmamaya. Örtücü olmamaya talib olmanın ne kadar önemli olduğunu çok kuvvetli vurguluyoruz, hep de vurgulayacağız. Eğer buna talibseniz, “ben örtücülükten gerçekten kurtulmak istiyor muyum?” diyerek kendinizi çok iyi analiz etmeli ve kendinizle çok iyi yüzleşmelisiniz. “Ben gerçekten örtücü olmak istemiyor muyum?” diye çok sıkı bir yüzleşmeye girmek, bunu kesinlikle prensip edinmek, hatta hayatın rutini haline getirmek gerekiyor, eğer talibseniz. Dolayısıyla, örtücü olmamaya talibseniz tanımanız ve kurtulmanız gereken yaygın tanrı tiplerine birlikte bakalım.
Öncelikle bilmeliyiz ki paylaşacağımız tanrı tipleri müstakil birer tanrı değildir, yani tek başlarına müstakil birer hayat tarzı değildir, kişide bir kaçı birden gözükebilir. Bu tanrı tipleri niçin çok önemlidir? Tanıyıp, onlardan kurtulalım diye. Kişi tasavvufla meşgulse, özellikle örtücü olmamaya talibse ve bunun için de bir yöntem arıyorsa bahsedeceğimiz tanrı tipleri onun için önemlidir. Çünkü bu tanrı tipleri, insanların tasavvuf içerisinde çok kapıldıkları GİRDAP denilen tehlikeleri, yani doğru sanılan yanlış bakış açılarını oluşturur. Bu tanrı tiplerinin hepsinin ortak paydası, tümünü oluşturan asıl nokta "örtücü ilahlık"tır, onların her biri bir örtücü ilahtır. Yazılarımızı takip edenler bileceklerdir, biz iki yıldır üst üste ve çok detaylı olarak zaten hep o iddiayı, o tanrılık halini, o kendini ve özelliklerini “müstakilen var ve muhtar” sanışı anlatıyoruz, şimdi onları kod adlarıyla görünce hemen fark edeceksiniz.
ONLARA NARSİST İNSAN VE
HÜMANİST İNSAN DEĞİL, NARSİST TANRI VE HÜMANİST TANRI DİYORUZ
Gerçek şu ki, bir kişi “A” Takdim Formu “BEN” halinde yaşıyorsa o örtücü ilahtır, bilsin veya bilmesin tanrılığını ilan etmiştir, yani o bir tanrıdır. Bunu, idrakımızın kuvvetlenmesi için bir iki cümleyle özetleyelim: Kişi eğer inanıyorsa, ötede uzakta beride sandığı bir tanrı anlayışından kurtulunca inandığı o varlığı bu sefer kendi içinde tanımlar. Aslında bu bir aşamadır, inanç idrak süreci içerisinde bir ilerlemedir, ancak son nokta değildir. Çünkü o varlığı kendisinde tanımlaması; bu kez inandığı o varlığı öteye beriye uzağa değil kendine, kendi içine hapsetmesi demektir. Yine kendisi var, ama inandığı hakikat de kendisinde gizli. Aslında iyi incelediğinizde, “ötede beride” demekle, “ötede beride değil bende” demek çok farklı değil. Bu da ötede berideki gibi, ama içine ötelediği bir şeye inanmaktır. “Ötede, beride, uzakta” demek, her zaman kişinin fiziksel olarak uzağı demek değildir, eğer içine hapsetmişse, içinde ama yine ötede bir varlığa, ötede bir şeye inanıyor demektir. Bu kişi, eğer bir gün, fiziksel olarak kendisinden uzakta sandığı, öyle inandığı varlıktan kurtulursa veya içine hapsedip içinde ama ötesinde yaptığı varlıktan kurtulursa, yani “ötede” olandan kurtulursa o zaman şunu fark eder: Esas tanrı kendisidir, anlar ki kurtulması gereken esas tanrı kendi oluşturduğu zannıdır, kendisidir. O zaman fark eder ki “La ilahe illallah” denildiği zaman söylenen mana esasında şudur: La ilahe (sen ilah değilsin) illa Allah, La ilahe (ilahlığını ilan etme) illa Allah. Kişi bu bilince ulaştığında, Kelime-i Tevhid’e böyle yaklaştığında görür ki kendisindeki Rububiyet gücüne sahip çıkarak muhtariyetini ilan eden “A” Takdim Formu “BEN” anlayışı "ilahlık iddiası"dır ve kendisi de "A" takdimiyle yaşayan haliyle "İlla Allah"ı örten bir ilahtır. Paylaşımlarımızda ona neden "örtücü ilah" dediğimiz anlaşılıyor mu? Hem bu yüzden, hem de gerçek "ilah" manası ile karışmaması için. Nas Sûresi’nde “İlahin nas” ifadesi vardır. Kişi paylaşımlarımızdaki “Allah ilah/tanrı değildir”i yeterince fark edememişse, "ayetlerde 'ilahınız' deniyor, 'insanların ilahı' deniyor, demek ki Allah’ın ilah yanı da var” diyor. Nas Suresi’nde geçen bu ilah ifadesini inşaAllah sonra ele alacağız, oradaki mana çok farklıdır. Biz yazılarımızda ayetteki ilah anlayışıyla karışmaması için, o ilahlıktan tefrik edebilmek için insanın ilan ettiği “A” Takdim Formu “BEN”e "örtücü ilah" diyoruz. Çünkü örtüyor, örten ilah. Bu örtücülüğü gören, örtücü ilahlığı fark eden kişi kurtulmaya talipse, tanıması gereken "yaygın tanrı tipleri" olduğunu fark eder ve şöyle der: O tanrılıkları mutlaka tanımam ve öyle olmamam gerekiyor.
Sık kullandığımız şu tabirler hep aynı manayı işaret eder: Tanrı yaşantısı; “A” Takdim Formu” veri tabanı, “A” Takdim Formu “BEN” bilinci, muhtariyet içeren bilinç... Bu manaların yaşandığı tanrılar dünyasında iki uç karakter vardır: Narsist tanrılar, hümanist tanrılar. Bunlara neden “tanrılar” dediğimizi söyleyelim. Eğer bunlara “tanrı” değil de, “A” Takdim Formu “BEN”lerin tarifine uygun olarak, dünya yaşantısında kullanılan ismiyle “insan” dersek konuyu anlaşılır hale getirmek zorlaşır, konu karıştırılır. “Narsist insan, hümanist insan” dediğimizde, kişi bunların özellikleriyle kendisinin ulaşmak istediği özellikleri karıştırır ve "iyi bir insan" olduğu zaman işi hallettiğini, hedefine ulaştığını zanneder. Bu yüzden, fark edelim diye örtücü ilahlara “insan” demiyoruz, onların önemli vasfı olan "tanrılık" özelliğiyle tanımak için "tanrı" diyoruz; onların bilerek veya bilmeyerek iddia ettikleri, hüküm sürdükleri tanrılık özelliğiyle tanımlama yapıyoruz. Çünkü onlara "insan" değil de “tanrı” veya “örtücü ilah” dediğimizde konu Allah'ın izniyle daha kolay anlaşılıyor. Bu yüzden onlara narsist insan ve hümanist insan demiyoruz, narsist tanrı ve hümanist tanrı diyoruz. Onları tanımaya yarın inşaAllah "narsist tanrı" ile başlayacağız.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.