Yukarı Çık

SEN TANRI MISIN? -8

16 Nisan 2019 Salı 13:50:34
160 kez okundu.

NİYE ALLAHUEKBER DENİR?
Salâtta, özellikle salâtın her rekâtının ilk secdesinde bir yokluk yaşanır. Yokluğu yaşanacak ilk şey nedir? Mutlaka ve ilkin yaşanması gereken yokluk, örtücü ilahın yokluğudur. Bunun da yolu salâta başlarkenki tekbirden geçer. Bu yüzden, “Allahuekber” derken acele etmeyin, neyi yok edeceğinizi düşünmek için bekleyin. Neyi yok yapıyorsunuz, size hangi yokluk somutlaşıyor, siz hangi yokluğu hakkal yakîn yaşayabilirsiniz, bunu tefekkür edin. İlk keşif muhtariyetin yokluğunun keşfi olduğundan, ilk yaşanacak yokluk da budur. Onun için Tekbir alırken önce bu yokluğun manasını düşünün: Ben neye Allahuekber diyorum? Ne bana “Allahuekber” dedirtiyor? Bu tefekkürle siz Allahuekber’de bir Nur oluşturuyorsunuz. Öyle bir Nur ki, eğer acele etmez de bu tefekkürü özellikle sabah ve akşam salâtlarına başlarken dikkat ederek yaparsanız sizde açılımları hızlandırır, o Nurla Allahuekber’in manasını hissetmeye başlarsınız. Akşamın farzını hızlı kılacak olsanız bile Tekbir’i acele etmeden tefekkür ederek söyleyip başlayın. Şunu da düşünün lütfen: Niye Allahuekber denir? Allahuekber haşyetin ifadesidir. Öyleyse, "Ben hangi idrakta ve derecede Allahuekber diyorum? Allahuekber bana ürküntü veriyor mu, tekbirim haşyetullahımla uyumlu mu? Allahuekber derken haşyetullahımı ifade edebiliyor muyum?" diye düşünün. Kişi Allahuekber derken haşyetini ifade edebilmeli! Birine mi? Hayır! Dışarıya değil, bizzat kendine. Bu tefekküre alışalım inşaAllah. Aksi halde Allahuekber, jimnastik hocasının “bir, iki, üç, dört”ü gibi, "şimdi yat, şimdi kalk" deyişi gibi olur. Beyin öyle alışırsa öyle yapar ama yanlış olur, mana haşyetten uzaklaşır, esastan uzaklaşır. Bu nedenle, salâta dururken neyi “yok” ettiğimizi düşünelim. Önce muhtariyetin yokluğu idrakıyla Allahuekber diyoruz: “Allah’ım ben muhtariyetimi ilan etmiyorum, ben örtücü ilah değilim” diye düşünerek, “A” Takdim Formu “BEN”in, örtücü ilahlığın yokluğunun ifadesi olarak Allahuekber demek lazım, bu tefekkürün vereceği haşyetullahla Tekbir almak lazım.
“ALLAHUEKBER” DEDİĞİNİZDE OLUŞAN HAŞYETULLAH’IN NURUNA KAF DAĞI DAYANAMAZ
Tekbirle bir şey yok edilir, aslında bir dağ yıkılır. “A” Takdim Formu “BEN” dediğimiz örtücü ilahlık Kaf Dağı’dır. Kaf Dağı halk arasında "olmayan bir dağ"ı anlatmak için kullanılır. Önemli bir dağdır, orada bir sürü önemli şey vardır, ama hepsi Kaf Dağı’ndadır ve öyle bir dağ yoktur. Şimdi tasavvufa dönelim. “Kaf” zaten dağ demektir, dağ için kullanılır, "Kaf" dağa denir. Peki, “dağ” nedir? Dağ zulmani benliktir, önce o benliğe Kaf denir. Kaf Dağı bu yüzden olmayan bir şeydir. Yok ama siz ona var diyorsunuz. O dağ “A” Takdim Formu “BEN”dir, örtücü ilahtır. Kaf Dağı örtücü ilahlıktır. Olmayan o dağın öyle bir gölgesi var ki, vehminizin zulmetiyle öyle bir dağ yaptınız ki, olmayan o dağın gölgesi hayatınızı kapladı. Siz o gölgenin altında bir hayat sürüyorsunuz. İşte bu dağ yok olmalı ki gölgesi kalksın, hayatınızın üstünden bu örtü kalksın. Bu dağ nasıl kalkacak? “Ben bu dağı sevmiyorum” diyerek kalkmıyor. Ancak haşyetullahla kalkıyor! Ayet öyle diyor: Haşyetullah bu dağı paramparça yapar! Eğer Kur’an o dağa gelirse paramparça olur. Yani örtücü ilahlığınız Kur’an’a sarılırsa, Kur’an’ı anlamaya çalışırsa, ona yaklaşırsa “A” Takdim Formu “BEN”iniz paramparça olur. O dağ paramparça olunca hayatınızdan gölgesi de kalkar. Zaten o dağ sizin zihninizdeydi, vehminizin oluşturduğu bir vehimdi, vehmin zulmetiydi; yoktu ki öyle bir dağ! O Kaf Dağı ve yok! Ama “var” yaptığınız o dağın hayatınızda gölgesi vardı. Dağ parçalanınca gölge kalktı, örtücü ilahlık kalktı. O neyi örtüyordu? Hakikati! İhlâs Hayat Döngüsü’nü! O gölge kalkınca gerçek göründü, İhlâs Hayat Döngüsü (“B” hali) ortaya çıktı. İşte sizde bunu yapacak olan salâttır, salâtta da haşyetullahtır. Haşyetullahın ifadesi ise Allahuekber’dir. Haşyetullah’la beraber Allahuekber öyle bir nur üretir ki, onun nurunun titreşimleri o dağı paramparça eder! Dolayısıyla siz Tekbir alırken neye yok diyorsanız, yok dediğiniz o şeyi Allahuekber paramparça yapar. Bu yüzden salâta başlarken onu düşünün, acele edip başlamayın. O tefekkürle “Allahuekber” dediğinizde oluşan Haşyetullah’ın nuruna Kaf Dağı dayanamaz. Sizin yok etmeye çalıştığınız şeyi bu Allahuekber paramparça eder. Unutmayın, salât “A” Takdim Formu’nu paramparça eden bir yok edicidir, bu nedenle, lütfen salâtta "haşyetullah antrenmanları" yapınız. Tekbirdeki bu manayı Fatiha’da “iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaiyn” derken de hal olarak söylemelisiniz, şu idrakta ve duruşta söylemelisiniz: Rum Suresi-30 duruşu, İnsan Suresi-30 idrakiyle “iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn” demelisiniz. Talib olan onu öyle söyleyip söylemediğini nerede fark eder? Fatiha'da gayet yalvarırcasına “ihdinassıratalmüstakiym” diyorsa, gayet korkarcasına “gayrilmağdubi aleyhim ve leddaalliiyn” diyorsa, kul bu idrakla “iyyaKE na’budu...” demiş demektir. O şimdi, bu zulmani yapının "A" takdimi ile yaşantının yokluğunu hakkal yakîn olarak ilk secdede yaşar; onun tamamen yokluğunu birinci secdede hakkal yakîn yaşarsınız. Yaşanacak bu yokluk, ilk başlangıç içindir, yola başlangıçta oluşturulacak yokluktur. Daha sonra bu noktadan itibaren idrak ilerledikçe (yasal yanlış olan “B” Takdim Formu “BEN”de ilerlerken, vehim olan o “BEN”den sıyrılırken), ondan sıyrıldığınız ölçüde yokluğu yaşayışlarınız ilerler ve kendinize yeni yokluklar tarif edersiniz. “A” Takdim Formu “BEN” geride kalmıştır, o artık hiç gündeme gelmez. Sen şimdi helal ve yasal şeylerin yokluklarını yaşamaya başlarsın, yeni yokluklar tarif edersin ve tarif ettiğin o yoklukları da salâtta yaşarsın...
“HAMD ALLAH’A AİTTİR” DEMEK ÖYLE
BİR MANADIR Kİ İNSANI KADERE TESLİM EDER
Bu yoklukların yaşanması sürecinde Tesbih Salâtı öyle çok önemlidir ki... Çünkü onda hep şu ifade vardır: SübhanallahiVelhamdülillahi ve La ilahe illallahu Vallahuekber: Ey Allah’ım, Sen Sübhan’sın. Velhamdülillahi: Sana teslimim. Hamd'da müthiş bir teslimiyet vardır. Hamdın bedenden çıkışı teslimiyettir. “Hamd Allah’a aittir” demek öyle bir manadır ki insanı kadere teslim eder. Elhamdülillah seslenişinde kadere teslimlik vardır. Kadere teslim olmanın bedenden çıkışıdır Hamd. İşte o salât boyunca siz sürekli diyorsunuz ki: Allah’ım, sen Sübhan’sın, her şeyden münezzehsin. Şu görülen yabancı görüntüden münezzehsin, tüm yaptıklarımdan ve bildiklerimden münezzehsin... Sana teslimim ve senden çok korkuyorum. Kur’an’da "yalnız Benden korkun" buyuruyorsun, işte ben yalnız Senden korkuyorum, yalnız Senden..."SübhanallahiVelhamdülillahi ve La ilahe illallahu Vallahuekber" zikrinden sonra “ve La havle ve La kuvvete illa Billâhil aliyyil aziym” diyorsunuz: Ben muhtar değilim, ben müstakil ve muhtar bir varlık değilim, örtücü değilim Allah’ım. Örtücü ilah ve ona ait bir kuvvet, bir havl yoktur, illa Allah! "La havle ve La kuvvete illa Billâh" zikrinde tamamen bu mana var. Bu zikirleri bu duyguyla, bu ifadeyle söylemek lazım! Hani daha önce bir örnek vermiştik, birisinden özür dileyeceğinizde elinize tesbihi alsanız da o arkadaşınızın karşısına geçip “özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim...” deseniz, bunu bir tesbih yani yüz defa söyleseniz ne anlam ifade eder? Ona dönüp “bak senden yüz defa özür diledim, yeter mi?” deseniz, kabul eder mi? Belki de “bunu yapmasan daha iyiydi” der. Ama bir de şu hali düşünün. Onunla karşılaştınız, hiç “özür dilerim” demediniz ama ona öyle bir baktınız ki... O sizin halinizi, duygu ve düşüncelerinizi bakışınızdan anladı. Bu durumda, siz hiç bir şey demeseniz bile, o size “anlaşıldı gerçekten pişman olmuşsun” der, o anda sizi bağışlama duygularını çalıştırır. Kuru kuruya “özür dilerim” diye saymanın çok bir manası olmuyor demek ki.
SALÂT-I TESBİH ÇOK ÖNEMLİ BİR KİR ÇIKARICIDIR
Böyle sayan bir derviş, bir gün elinde büyük bir tesbihle yolda yürürken karşısına bir kızcağız çıkıyor. Elinde bir sepet, hızlı hızlı bir yere gidiyor. “Nereye gidiyorsun yavrucuğum?” diyor. “Eşim tarlada çalışıyor, yorulmuştur, elma topladım, ona elma götürüyorum” diyor. Derviş bakıyor, acaba götürdüğünün bilincinde mi, anlamak için soruyor: Kaç elma var sepetinde? Kızcağız; “bilmiyorum, insan sevdiğine götürdüğünü sayar mı?” diyor. Bunu duyunca, derviş elindeki tesbihin ipini sessizce koparıyor… Anlıyor ki evrak sayar gibi saymamak lazım. Bu örnekten “sayı önemsizmiş” manasını çıkarıp tespihinizi koparmayın. Biz “A” Takdim Formu”nu anlatıyoruz, o halle tesbihat olmazı anlatıyoruz. Dolayısıyla, salât-ı tesbihte, siz o zikirleri tefekkürüyle söylediğiniz zaman o manaya öyle bir girersiniz ve peşine öyle bir Fatiha okursunuz ki… Sonra da belli sayıda İhlâs okursanız, o İhlâs’ı İhlâs Hayat Döngüsü’nü tefekkür ederek okursanız çok farklı, çok güzel olur: İhlâs Hayat Döngüsünü nasıl tefekkür edebiliriz? “Kul HuvAllahu Ehad, Allahus Samed” dediğiniz yerde siz yoksunuz. “Lem yelid ve lem yûled” dediğinizde siz “iyyaKE na’budu VE iyyaKE nestaıyn” noktasına geldiniz. “Lem yelid ve lem yûled” derken Sübhanallah da demiş oluyorsunuz, o tasdikle de “ve lemyekünlehuküfüvenehad” dediniz. Tespit ettiğiniz nokta burası, siz şimdi yeni bir noktadasınız. Tefekkür ve çalışmalarınızla burayı buldunuz ve o tespit sizin yaşantınız oldu. Bu şekilde, bu idrakla da secdeye gittiniz. Salât-ı tesbihi bir cümleyle tanımlarsak, o çok önemli bir kir çıkarıcıdır. Bu yolda “kir” nedir onu konuşacağız, ama bir noktayı belirtelim:
ÖRTÜCÜ İLAHLIĞA VE ÖRTÜCÜ
İLAHLARA SERT, İMANLILARA MÜŞFİK
OLMAMIZ GEREKİYOR
 Müminler olarak bizim örtücü ilahlığa ve örtücü ilahlara sert, imanlılara müşfik olmamız gerekiyor; yani Allah’ın dostuyla dost, düşmanıyla düşman olmamız gerekiyor. Bu bize ayet ve hadisle öğütleniyor. Efendimizin özelliği de böyle. Tevbe Suresi O'nu (SAV) böyle tanımlıyor: O, kâfirlere (örtücülere, ilahlık iddiasında ısrar edenlere) sert ama inananlara müşfiktir, Rauf'tur, Rahıym'dir. Onlara bir şey gelecek diye ödü kopar.” Size bir şey olacak diye O'nun yüreği titrer. Bunu biz nasıl yapar ve bu halle nasıl halleniriz? Önce, ayete "A" takdimiyle yaklaşmadan anlamaya çalışmalıyız. Ayetleri “A” Takdim Formu “BEN”in anladığı gibi anlarsak, ne yaparsak yapalım hep yanlış uygulamalar yapacağız demektir.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.