Yukarı Çık

NAFİLE NAMAZIN ÖNEMİ

12 Nisan 2019 Cuma 14:58:50
163 kez okundu.

Kıyamet günü Cenabı Allah, “getirin bakalım kulumun farz namazlarını”  farz namazlar eksik çıkınca “farzların yerine varsa nafile-sünnet namazları sayın” diyecek bu bakımdan sünnet ve nafile namazları kılmaya bilhassa sünnetleri kılmaya azami dikkat gösterelim. Ebu Hureyre bir hadiste : “ Allah’ın  Farz ibadetlerle kulum azaptan kurtuldu. Nafile ibadetlerle de kulum bana yaklaştı “ dediğini nakletmiştir. ( İ.Gazali, ihya 1.cilt,433 )
Namaz, her bakımdan insanın temizlenmesine vesile olur. Çünkü namaz kılmak için insanın hem bedeninin, hem elbiselerinin hem de namaz kılacağı yerin temiz olması gerekir. İki namaz arasında kirlenen ruhlar ancak namaz ile temizlenir.Namazın bir gün boyunca değişik vakitlerde kılınmasının hikmeti; bu vakitler arasında işlenen günahlara keffaret olması içindir.  Nitekim Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: " Her hangi birinizin kapısının önünde nehir bulunup da o kimse o nehirde günde beş defa yıkansa o kimsede kirden bir eser kalır mı? Namazda böyledir. Namaz kılan insanda da günah diye bir şey kalmaz. Kılınan namazın hatırına Allah Teâlâ o günkü günahların tamamını siler."
Mîrâc’daki en mühim hususlardan biri, beş vakit namazın farz kılınmasıdır. Hak dostları bu gecede namaz kılmanın ehemmiyetine dikkat çekmişler ve namaz borcu olanların kaza namazı kılmalarını tavsiye etmişlerdir.
Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s.) Dualar ve Zikirler kitabında “Miraç Gecesi Namazı”nı şöyle anlatılmaktadır:
“Receb-i Şerîf’in yirmiyedinci gecesine müsadif olan (denk gelen)  mübarek Leyle-i Mi’rac’da oniki rek’at nafile namaz kılınması müstahsen görülmüşdür. Her rek’atda Fâtihâ-i şerîfeden sonra başka bir sûre okuyarak iki rek’atda bir selâm vermeli ve sonra yüz kere:  “Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber.”
“Allah’ı tesbih ederim/bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim, hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur, Allah en büyüktür.” zikrini okumalı. Sonra yüz kere istiğfar etmeli ve yüz kere de Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz’e salât ve selâm göndermelidir. Bunlardan sonra da kendisi için istediği şekilde dua eder.”
Nafile ibadetlerin yapılan duaların yanında bir de yüzyıllar boyu kök salmış gelenek ve göreneklerimize göre mübarek gün ve gecelerde büyüklerimizi ziyaret etmek, onların hayır dualarını almak, ev halkına, yoksullara, komşularımıza iyilik ve ikramda bulunmak, hediyeleşmek, sadaka vermek ve özellikle çocukları ve yetimleri, kimsesizleri sevindirmek güzel adetlerdendir. Halkımız arasında Pîri Türkistan olarak bilinen Hoca Ahmed Yesevi hazretleri Peygamber Efendimizi bu yüce mertebeye ulaştıran sırrı, Peygamber Efendimizin yetimlere, gariplere sahip çıkmasına ve onları sevindirmesine bağlar. Hoca Ahmed Yesevi Peygamber Efendimizin ulaşmış olduğu bu yüce mertebeyi Divani Hikmet adlı eserinde şöyle açıklar:
Sözü söyledim, kim isterse Allah'ı görmek
Canını canına bağlasın, damarlarını eklesin
Garip, yetim, fakirlerin gönlünü alsın.
Garip, fakir, yetimlerle Elçi ilgilendi
O gecede Mirac oldu Allah'ı gördü
Döndü geldi yine fakirlerin halini sordu.
Kur’an bize, yetimlere, yolda kalmışlara, akrabaya, yoksula yardımda bulunanların Allah’ın rızasını kazanacağını ve O’nun cennette cemalini göreceğini birçok ayette müjdeliyor.
Buyrun er-Rûm suresine; işte 38. ayet:
Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa, (iyilik ve yardımla) hakkını verin. Bu, Allah’ın rızasını dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa ve murada erenlerin ta kendileridir. (Rum 30/38)
Cenâbı Hakk,” Haydi akrabaya, yoksula, yol oğluna hakkını ver. Bu Allah’ın rızasını/cemali'ni dilemekte olanlar için hayırlıdır ve onlar korktuklarından emin, umduklarına nail olacaklardır” diyor.
Ayet çok açık değil mi? Allah’ın rızasını, cemali'ni dileyenler, yani Allaha ulaşmak ve O’nu görmek isteyenler, yani kendileri için Mirac talebinde bulunanlar, akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını verecekler. Yüce Kur'an "hak"larını ver diyor. Yani verilen onların hakkı olandır. Yüce Kur'an güvence veriyor. Diyor ki: "Onlar korktuklarından emin olacaklar; umduklarına erişeceklerdir."
Yine Yüce Kur'an'a bakalım. el-İnsan ed-Dehr suresi sekizinci ayet ve devamında:
“Yoksula, yetime ve esire, kendilerinin ‘arzu ve ihtiyaçları’ varken/‘seve seve’ yemek yedirirler: “Doğrusu biz sizi, sadece Allah’ın rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür de istemiyoruz. Çünkü biz ‘yüzleri ekşiten ve asık suratlı yapan’ (dehşetli ve kara) bir günde Rabbimizden korkarız.” (derlerdi). (İnsan 76/8-9-10.)  [bk. 59/9]
Ne diyordu Ahmet Yesevi atamız Hikmetli Divanında:
"Kim Allah'a ulaşmak istiyorsa... Garip, yoksul, yetimlerin gönlünü alsın..." Sevgili Peygamberimiz de ömrü boyunca hep öyle yaptı, yetimi ve yoksulu kolladı; çünkü kendisi de bir yetimdi ve yetimlerin halinden en çok O anlardı. Hoca Ahmet Yesevi’ye göre bu sayede ol Rasul Mirac’a ve Miraç’ta Allah ile görüşmek lütfüne ulaşmıştı…
Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri Peygamber Efendimizin yetimlere nasıl muamele ettiğini şöyle anlatır:
Resul önüne bir yetim gelmişti
Garip ve müptelâyım demişti
Acıdı Resul onun haline
İstediğini verdi eline
Resul dedi ben de bir yetimim
Yetimlik ve gariplikle yetişdim
Muhammed dedi ki kim ki yetimdir
Biliniz o benim has ümmetimdir
Yetimi görseniz incitmeyiniz
Garibi görseniz küstürmeyiniz.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.