Yukarı Çık

MİRAC ÖNCESİNDE TAİFLİLERİN İSLAM’A DAVETİ

5 Nisan 2019 Cuma 14:26:32
57 kez okundu.

Müşrikler Sevgili Peygamberimizden birçok mucize gördükleri halde, inatlarından iman etmediler. Üstelik Müslüman olan çocuklarına, kardeşlerine, akrabalarına ve arkadaşlarına arkadaş, akraba demeyip her türlü kötülüğü yaptılar. Onların bu kötülüklerinden bunalan Sevgili Peygamberimiz Mekke’nin yakınlarındaki Taif’e giderek, halkını İslam’a davet ettiler. Yanlarında Zeyd bin Haris vardı. Taiflileri İslam’a davet ettiler, Taifliler İslam’a girmeyi reddetmekle kalmayıp, Peygamber Efendimizle alay ettiler. Çocukları ve gençleri Peygamberimizin geçeceği yolun kenarına dizip üzerine taş yağdırdılar. Zeyd Hazretleri vücudunu peygamberimize siper ederek O’nu korumaya çalıştılar. Buna rağmen Sevgili Peygamberimiz “Ya Rabbi onları affet, çünkü bilmiyorlar!” diye duada bulundu.
Sevgili Peygamberimiz bu olaydan sonra Mekke’ye döndü, halkı İslam’a davete devam etti. Hicretten bir yıl önce yine böyle hüzünlü bir günde Recep Ayının 27. gününde amcası Ebu Talib’in kızı Ümmi Hani’nin evine geldi. Ümmi Hani: “Kimdir o” deyince Resulüllah Efendimiz: “Amcan oğlu Muhammed’im. Kabul edersen, misafir geldim” buyurdu.
Ümmi Hani; “Senin gibi doğru sözlü, emin, asil, şerefli misafire can fedâ olsun. Yalnız, teşrifinizi önceden bildirseydiniz, bir şeyler hazırlardım. Şimdi yedirecek bir şeyim yok” dedi.
Sevgili Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: “Yiyecek, içecek istemem. Hiç biri gözümde yok. Rabbime ibadet etmek, yalvarmak için bir yer bana yetişir” buyurdu.
Ümmi Hani, Sevgili Peygamberimizi içeri alıp; bir hasır, leğen ve ibrik verdi. Gelen misafire ikram etmek, onu düşmandan korumak, Araplar için en şerefli görev sayılırdı. Bir evdeki misafire zarar gelmesi ev sahibi için büyük bir yüz karası sayılırdı. Ümmi Hani, peygamberimizin düşmanlarının çok olduğunu bildiğinden elinde kılıçla sabaha kadar evin etrafında dolandı, nöbet tuttu.
Sevgili eşini ve koruyucusu amcası Ebu Talib’i kaybeden ve müşriklerin inatlarında direnip Müslüman olmayışlarından dolayı çok üzüntülü olan Sevgili Peygamberimiz, abdest almış, namaz kılmış ve Allah’a yalvarmaya başlamıştı. Çok yorgundu, aç ve perişan bir vaziyette idi. Bu vaziyette iken hasırın üzerinde uyuyuverdi.
O anda Allahü Teâla Cebrail Aleyhisselama: “Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübarek bedenini, nazik kalbini çok incittim. Bu halde yine bana yalvarıyor. Benden başka bir şey düşünmüyor. Git Habibimi getir! Cennetimi, cehennemimi göster. O’na ve O’nu sevenlere hazırladığım nimetleri görsün. O’na inanmayanlara, sözleri, yazıları ve hareketleri ile O’nu incitenlere hazırladığımız azapları görsün. O’nu ben teselli edecek ve kalbinin yaralarını ben saracağım” buyurdu.
Cenâb-ı Hak, eşini, amcasını kaybeden, müşriklerin her türlü eza ve cefasına katlanan Sevgili Peygamberimizi bu sıkıntılardan kurtarmak ve O’nu mükâfatlandırmak istedi ve Sevgili Peygamberimizi miraçla kendi cemalini göstermekle ve kendisiyle konuşmakla mükâfatlandırdı. Ayrıca Cenâb-ı Allah Peygamberinin hem madden hem de manen yücelmesini istemiştir. Nitekim Meryem suresi 57. ayette: “Onu üstün bir makama yükselttik“ denilmektedir.
Önce Mescidi Aksa Sonra Göklere Ulaşma
Cebrail Aleyhisselam, Resulüllah’ın yanına gelip önce Kabe’ye sonra da bir anda Mescid-i Aksa’ya, oradan da yedi kat göklere çıktılar. Şimdi bundan sonrasını Sevgili Peygamberimizin ağzından dinleyelim:
Enes b. Malik (r.) Peygamberimizden anlatıyor:
“Resulüllah (s) Efendimizin gece yolculuğunda, Kâbe’de uyuduğu bir sırada kendisine bu hususta vahiy inmeden önce üç melek geliyor. Onlardan biri, “Hangisidir O?” diye soruyor. İkincisi, “O, onların en hayırlısıdır!” diye cevap veriyor. Üçüncüsü ise, “Hayırlı olanı yakalayın” diyor. O gece Peygamber (s.) melekleri görmüyor. Diğer bir gece yine melekler geliyorlar. Peygamber’in (s.) ise kalbi (onları) görüyor, gözleri uyuyor.
Çünkü O’nun kalbi uyumaz. Zaten peygamberler hep öyledirler. Gözleri uyur, ama kalpleri uyumaz. Melekler ikinci gece O’nunla hiç konuşmadan kendisini alıp Zemzem Kuyusu’nun yanına götürüyorlar. Onlardan Cibril, ilgilenerek Peygamber (s.) Efendimizin göğsünü yarıyor, içini boşaltıp kendi eliyle zemzem dökerek yıkayıp iyice temizliyor. Sonra altından bir leğen ve içinde altından bir tas getiriyor ki, bu kaplarda iman ve hikmet bulunuyordu. Onu Peygamberim (s.), boyun damarlarına ulaşıncaya kadar ( kalbine ) boşaltıyor. Göğsünü kapattıktan sonra O’nu alıp Dünya Seması’na yükseltiyor. Göğün kapılarından biri açılıyor. Gök Ehli: “ Kimdir o?” diye sesleniyorlar. “Ben Cebrail’im “ diyor.” Yanındaki kim? “ diye soruyorlar. O da: “ Muhammed’dir “ diyor. Gök Ehli: “O, peygamber olarak gönderildi mi?” diye soruyorlar. Cibril de: “Evet” diyor. Gök Ehli: “O’na merhaba ve hoş geldi diyoruz.” Söyleyerek birbirlerini müjdeliyorlar. Çünkü göklerin (melekler), Allah’ın Muhammed (s.) ile yeryüzünde neyi irade ettiğini, kendilerine bildirmedikçe bilemezler.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.