Yukarı Çık

İNŞİRAH YAZILARI - 55

4 Nisan 2019 Perşembe 13:21:23
81 kez okundu.

Hud 12: “Rasûlüm, belki de sen, “O’na bir hazine inzal edilseydi yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” demelerinden ötürü, sana vahy olunanın bazısını terk edecek ve sadrın onunla daralacak mı? Sen ancak bir uyarıcısın, Allah her şeye Vekiyl’dir.”
Bu ayetlerin güzel hikâyeleri de var. Ama konumuzu farklı yönde genişletiriz diye yalnızca bize lazım olan yerleri üzerinde durarak geçiyoruz.
Hicr 97: “Andolsun ki, onların söyledikleri dolayısıyla senin sadrının daraldığını elbette biliyoruz.”
Demek ki birinci aşama, kişinin sadrının İslam’a karşı açılması. Bu süreçte bir de daralma var: Küfre karşı. Birinci açılma ile birlikte küfre karşı bir daralma başladı. Hazreti Musa aleyhisselamla ilgili açıklamaların olduğu bazı ayetlerde bunu şöyle görürüz:
Şuara-12: “Musa dedi ki; Rabbim muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”
Şuara-13: “Sadrım daralıyor, dilim çözülmüyor, bunun için Harun’a irsal et (görevi kardeşime ver)."
Ben başaramayacağım herhalde diyerek kardeşini öneriyor. Ama ayetin devamında Rabbi; merak etmemesini, Rabbine güvenmesini vahy ediyor ve ikisini birden görevlendiriyor. Hani, “görevi bana değil şuna ver” dediğinizde “haydi ikiniz yapın” denir ya, onun gibi. Ve bunlardan sonra Tâhâ Sûresi’nde Hz. Musa aleyhisselam Efendimizin bir duası vardır.
Taha Sûresi 25, 26, 27, 28: “Kale; Rabbi’şrahlî sadriy ve yessirlî emriy, vahlül ukdeten min lisaniy, yefkahu kavliy.”
Bu duanın “Rabbi’şrahlî sadriy ve yessirlî emriy” kısmını çok sık yaparız, kalb duamızın içerisinde yer alır. Diyoruz ki: Rabbim, sen benim sadrımı açıp genişlet. Dikkat edin, Hz. Musa aleyhisselamın buradaki talebi “sadrımı İslam’a aç” değil. Zaten o yolda, yani sadrı zaten açık. Onun bu duası, birinci aşamada yaşarken istediği ikinci aşamanın duasıdır. Anlatırken bunlar karıştırılırsa olaylar da karışır. Bu birinci aşamadan sonrasının duası. Onun sadrı kendisine Risalet ve Nübüvvet görevi gelirken zaten açılmış. Ama şimdi Musa aleyhisselam küfre karşı daralıyor ve diyor ki; Rabbim sadrımı açıp genişlet, işimi bana kolaylaştır, lisanımdan düğümü çöz, rahat konuşayım, sözümü anlasınlar, yani lisanıma derinlik ver, sözlerime tesir ver de söylediğim zaman işlesin, tesir etsin. Hatta Hazreti Musa bir seslenişinde de Yunus Sûresi 88. ayette bildirilen duayı ediyor, bu duası da kabul oluyor.
Yunus 88: “Musa dedi ki; Rabbimiz muhakkak ki sen firavun ve melesine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Rabbimiz yolundan saptırsınlar diye mi? Rabbimiz onların mallarını sil, kalplerini sık. Çünkü onlar elim azabı görmedikçe iman etmezler.”
Kalble ilgili bir başka özellikle karşılaşıyoruz: Kalbe şiddet uygulanması. Musa aleyhisselam “Allahım onların kalbine şiddet uygula, kalplerini sık” diye dua ediyor. Sadrı o kadar daralıyor ki; “sil onları, sil de önümüz açılsın” diye yakarıyor.
Demek ki ilk sadr açılmasından sonra sadr küfre karşı daralıyor. Bu çok normal bir süreçtir. Ancak böyle olunca ne olmalıdır, ne yapmalıyız? Sadr daraldı diye hücum mu etmeliyiz? Bunu Kur’an bize öğütler ve öğretir.
Zuhruf Sûresi 88 ve 89: “Onun (Rasulün) sözü: "Ya Rabbi, muhakkak ki bunlar iman etmeyen bir kavimdir". Rasulüm sen onlara aldırma, affet, geniş ol. Ve “Selam” de. Yakında bilecekler.”
“Saldır” demiyor, öyle bir öneri yok. O daralmayla mücadele edeceksin, daralmayı çözeceksin, onu hücuma çevirmeyeceksin. Yoksa orada yani sınıfta kalırsın, ilerleyemezsin. Sadrının daralması, başkasına hücum ve rahatsızlığa dönüşemez. İşte ayet: Zuhruf-89’u tekrar edelim; “Rasulüm, sen onlara aldırma. Affet, geniş ol ve “Selam” de. Yakında bilecekler.”
Casiye Sûresi 14: “İman edenlere de ki; Allah’ın (ceza) günlerini ummayanları örtüp bağışlasınlar ki Allah bir kavmi kazanmakta olduklarıyla cezalandırsın.”
Yani o iş sonraya kalsın. Dünya hayatında sizden ceza çıkarmayayım onlara, affedin onları. Hatta örtün bağışlayın. Ceza günü o kazandıklarıyla karşımıza gelirler. Ne kazanıyorlarsa.
İkinci aşamadaki sadr açılması, kadere imanın yani “amentü bil kaderi” yaşantısının hale dönüşmesi ve bu halin görülmesiyle başlar ve sırasıyla şu idraklar görülür. Gördüğü olaylara sadrı daralır ama daralma şu idraklarla ilerler: Önce Rabbinden bilerek göğüs genişler. Daha ileri idrakta Rabbi bilir ve göğsü genişler. Daha ileri idrak İlla Billâh'tır; göğsü yine genişler. Bu söylediklerimiz dünyadaki vehimsel yaşantılarıdır. Yani ikinci aşama açılım denilen halin görülmesi sırasıyla; Rabbinden bilmek, Rabbi Bilmek ve İlla Billâh idraklarının vehimsel yaşantılarıdır.
ÜÇ: Sadrın açılmasının üçüncü aşaması, nefs-i levvame çalışmalarında hayratta öne geçmişlerin özellikle Hakk’tan halka döndüklerinde, Hakk idrak ve yaşantısıyla halk yaşantısının sadra sığdırılabilme özelliğini içerir. Üçüncü aşama çok özel bir aşamadır, özel bir haldir. Bizim yakalayıp sürdürebileceğimiz, sabit kalabileceğimiz hal mümkünse ikinci aşamadır o aşamaya ulaşmaktır. “Yakalamamız gereken” hal inşaAllah nasib olur. Bu üçüncüsü çok özel bir haldir. Nefsi levvame yolunda hayratta öncü olmuş mukarrebûnun Hakk idrak ve yaşantısından halka döndüklerinde, yani halkın içinde halkla beraber yaşıyor, yiyor içiyor, konuşuyor ve onlara isimleriyle hitap ediyor olduklarken, sadra Hakk idrak ve yaşantısıyla halk yaşantısını mücadelesiz, ikilemsiz sığdırabilmeleridir. Dikkat edin, “halk idrakını” değil. Bu sadr açılması, “Hakk idrak ve yaşantısı”yla “halk yaşantısı”nı yan yana mücadelesiz, ikilemsiz sığdırabilmektir.
“Elem neşrah leke sadrak: Biz senin sadrını senin içini açmadık mı” derkenki açış bu aşamadır. Tabi hitap Efendimiz (SAV)’e olunca şu açıklamayı geçersek olmaz. Efendimiz (SAV)'in çocukluğu mu, risaletten önceki gençliği mi, risaletten sonraki dönemi mi olduğu (yani zamanı) tartışılan bir olay var. Duha Sûresi’nin inmesiyle beraber olduğu da söylenir. Ancak ortak kanaat Mirac Gecesi cereyan ettiğidir. Yani tartışılan husus, bu hadisteki olayın varlığı değil, zamanıdır, yorumlarıdır; tartışmasından bile ders çıkarabileceğimiz yorumlarıdır.
Bu hadisi Buharî, Müslim, Tirmizî ve Nesaî, Katâde (ra)’ten rivayetle vermişlerdir. Hadiste bir tereddüt yok. Hadisten önce şu açıklamayı yapalım: İnşirah (şerh-i sadır) normal hayatta eti açmak için kullanılıyor. Dolayısıyla, bir kası, eti açmaya ve genişletmeye, bir operatörün göğsü kesip açmasına “göğsü şerh etti, açtı” deniyor. Şerh etti, o kişinin göğsünü inşirah etti demektir. Halktaki manası budur ve ayetin bu manayla ilgili de yeri vardır, onu da paylaşmış olalım. Hadis şöyle: Efendimiz (SAV) buyuruyor ki: “Ben Beyt’in yanında uyur uyanık arası bir halde iken, içinde zemzem suyu bir altın tasla bana gelindi. Gelindi de göğüsüm şuraya, şuraya kadar yarıldı. Derken kalbim çıkarıldı da zemzem suyuyla yıkandı. Sonra tekrar yerine kondu. Sonra iman ve hikmet dolduruldu. Sonra Burak geldi onun üzerinde Cebrâil aleyhisselam ile gittim, ta dünya semasına vardık....” diye Mirac Olayı devam eder.
Olaya “gerçekten böyle mi oldu acaba?” diye yaklaşanlar var. Yorumlarken “aslında öyle değil, şöyle” gibi yaklaşanlar da var. O tartışmalar başka bir konu, şimdi oraya girmeyelim. Ancak, ciddi bir bilim adamı gibi incelerseniz görüyorsunuz ki bu şekilde göğsün yarılışı, yani zahiren et açılması gibi bu yarılış (Allahu A'lem) Efendimiz için birkaç defa gerçekleşmiş olabilir. Tartışmalar da bu yüzden olabilir. Mirac da öyle, o da birkaç kez olmuş olabilir. Bu hadiste anlattığı da öyle bir Mirac’tır. Ayrıca "Elem neşrah leke sadrak" ayeti ve suresinin şöyle bir yanı da var:
Duha Sûresi öncesinde vahiy bir süre kesilmişti. Efendimiz (SAV) bu hale üzülmüş, “terk mi edildim?” diye sıkıntıya düşmüştü. Bir kadın, Efendimizi (SAV) bu haliyle gördü; “arkadaşın herhalde sana veda etmiş, darılmış” dedi. Sonra Duha Sûresi geldi. Bu olaya hitaben 3. ayet der ki; “Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.” Hemen peşine de İnşirah Sûresi gelmiştir. Başlangıçta aynı sûre diye namazda ikisini beraber okuyanlar olmuş ama sonra farklı sureler olduğu anlatılmıştır. Dolayısıyla bir manası da Efendimizin sıkıntısına çare olmasıdır. " Elem neşrah leke sadrak: (O sıkıntı nedeniyle sen sıkılmıştın), seni ferahlatmadık mı?" manasını da içermektedir. Nihayet bu ayet Allah’tan Habibi’ne, Sevgilisi’ne; “biz sana darılmadık, Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı” manasında bir sesleniştir.
Umarız ki onlar da bizi “sevgili” kabul ederler. Ve bize sahip çıkarlar inşaAllah. Âmin. El-Fatiha.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.