Yukarı Çık

İNŞİRAH YAZILARI - 50

28 Mart 2019 Perşembe 12:53:29
94 kez okundu.

“A” Takdim Formu’na “BEN” diyen kişi bâtıla karşı Hakk’ın savaşçısı olmaya karar verirse, yani “Amentü Billahi” der de nefs-i levvame seyri süluğuna girerse, bu ikisinin (Hakk’la batılın) savaştığını ve kulun Hakk’ı tutmaktaki ısrarını görünce şeytan çark eder ve bir anda “A” Takdim Formu’nu bırakır; "A Takdim Formu ve onunla savaşan kula “Ben sizden ayrıyım, işinize karışmam. Gerçek şu ki ben sizin göremediğiniz bir şeyi görüyorum. Allah’tan korkarım, Allah şediyd’ül ıkab’dır” der, kaçar gider. Demek ki, bu savaş “amentü billahi” deyip nefs-i levvameye girmekle başlıyor. Şeytan bu savaştaki kişinin ısrarını, bulunduğu yol nedeniyle de ihlâsını görünce çekiliyor. Bunu bize Sa’d Sûresi 82 ve 83. ayetler de söylüyor:
Sa’d 82, 83: “İblis dedi; İzzetin adına yemin ederim ki, bütün kullarına yollarını şaşırttıracağım, ihlâslı kulların hariç olmak üzere.”
Eğer bir kul batıla karşı savaş açmış ve bu konuda ısrarlı ve ihlâslı ise o kul hariç" diyor. Yani kul İhlâs Hayat Döngüsü’ne girmişse, İhlâs Hayat Döngüsü’nde ise veya İhlâs Hayat Döngüsü’ne girmeye çalışıyorsa, onlar hariç hepsini yolundan şaşırtacağım.
Nahl 99, 100: “Doğrusu onun (şeytanın) iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerine bir sultası yoktur. Onun sultası ancak kendisini veli edinenler ve onu ortak koşanlar üzerinedir.”
Aslında şeytanın vesvese vermekten (avam diliyle gaz vermekten) başka yapacak hiçbir şeyi yok. Hele de iman edenlere, “amentü billahi” diyenlere! “Amentü Billahi” çok önemli. “Amentü Billahi” deyip Rabbine yönelip sığınmış olanların, yani nefs-i levvamede ilerleyenlerin üzerinde şeytanın bir gücü, bir etkisi yoktur. Onun gücü, ancak kendisini dost edinmiş ve onu ortak koşanlar üzerinedir. Ayet; “şeytanın sultası, onu ortak koşanlar üzerindedir” diyerek bir gerçeği vurguluyor: Onun gücü şeytaniyeti ortak koşanlar üzerinedir, yani “A” Takdim Formu yapısını Allah’a ortak koşanlar üzerinedir. Şeytan nasıl ortak koşulur? “A” Takdim Formu yapısına “BEN” diyen, yani “ben de müstakilen varım ve muhtarım” diyen onu Allah’a eş ve ortak yapmıştır. Böylece kişi şeytanı, şeytaniyeti Allah’a eş ve ortak koşmuş olur. Nahl Sûresi 99 ve 100. ayetlerden görüyoruz.
Bahsettiğimiz savaşın yapıldığı meydanın adı Levvame'dir, bu savaş Levvame Meydan Savaşı’dır. Kıyamet Sûresi 2: “Ve nefs-i levvameye kasem (yemin) ederim." Ayette nefs-i levvameye yapılan bu yemini önce şöyle anlamalıyız: Sana yeminini bozdurmuş, Rasulullah (SAV)’in açıkladığı hakikati hayatından ihraç etmiş, böylece sana zulmani bir hayat sunmuş, Hakk yolda sana saldıran, seninle sürekli savaşan bu tanrılık iddiasına ve yaşantısına karşı çıkan nefse yemin ederim ki! Bu üç özelliği de taşıyan tanrılık iddiası ve yaşantısından korunmak için müttaki olup, “amenu ve amilus salihati zırhı”nı giyip, levvame savaş meydanına çıkmışsan, işte o nefse yemin ederim ki! Levvame savaş meydanına çıkan nefsin Allah indindeki değeri, derecesi öyle azimdir ki kavrayamazsın. Nefs-i levvameye girmiş nefsin, bu özellikleri taşıyan yapıya, iddiaya savaş açmış bir nefsin Allah indindeki halini kavrayabilin diye yemin; o nefse (levvameye) yemin ederim ki!
Düşmanın diğer bir özelliğini Nas Sûresi 5. ayetten öğreniyoruz: “Elleziy yuvesvisü fiy sudurin nas: O ki insanların sadırlarına vesvese üretir.”
İnsanların sadırlarında vesvese üretiyor. Öyleyse, vesvese nedir? Doğru tanımlansın ki vesvese anlaşılsın. Bizi yaşadığımız hayatın kuralları ve hali perdelemektedir. Normal hayatta kapıldığımız evhamları biz vesvese zannediyoruz. Evet, onlardan da Allah’a sığınacaksın, ama senin için birinci derecede tehlikeli olan ve bu ayetlerde bahsedilen vesvese onlar değil. Vesvese, sana batılı cazip göstererek seni Hakk yoldan uzaklaştıran fikir, heva ve heveslerdir. Vesvese batılı sana cazip gösterir. Öyle cazip gösterir ki seni Hakk yoldan alıkoyar! Seni Hakk yoldan alıkoyacak, çevirecek cazip fikirlerin, heva ve heveslerin hepsi vesvesedir. İşte şeytanın yaptığı vesvese esas itibariyle budur! Eğer sen bu vesveseye düşersen, senin “vesvese” diye tanımladığın diğer şeyler onun için çerez sayılır, artık onlar çok kolaydır. Vesvesenin tesirinin nereye olduğunu da bilmek lazım. Nereye? Ayetten anlıyoruz ki tesir sadra. Şeytanın sadra tesir ettiğini Nas Sûresi söylüyor: O ki insanların sadırlarında vesvese üretir. Şeytan kalbe tesir edemez. Kalb, Allah’ın elindedir, kalbin yazısını Allah yazar. Şeytan ancak kalbin üstünü örter, esfele safiliyn yapı ona hâkim olsun diye. Ve bu yüzden vesvesesini, tesirini sadra yapar. Nefsin şerri sadra hâkimse, yönetim ondaysa, sadrı o zalim hükümdar yönetiyorsa, cazip işleri onun kulağına fısıldar. Ayet o vesveseyi de tarif eder: Bıkmadan, usanmadan, yılmadan aynı şeyi devamlı yapar! Üst üste, üst üste vesvese yapar. Sen vazgeçersin yapar, vazgeçersin yapar, ikna edinceye kadar. Böyle bir vesvese üretendir o.
Nas Sûresi 6, “minel cinneti ven nas” diye biter: Sadrınıza gelen bu vesvese cinlerden ve insanlardan. Önceki ayette şeytanın sadra vesvese verdiğini söyledi, şimdi şeytanın kim olduğunu söylüyor: Cinler ve insan! Cinlerden ve insandan olanlar sadra vesvese verir. Bu noktada anlıyoruz ki şeytaniyet yapılan bir işin, bir görevin ismidir. Bu işle görevlendirilmiş bir gurup cinin meslekleri o olduğu için onlar şeytan diye anılır. Ama insan da bu işi yapan gruptadır. Ne ile? “A” Takdim Formu yapısıyla! Dikkat ediniz, “A” Takdim Formu'nun şeytaniyet gücü, bu işle görevli şeytandan fazladır. Çünkü elinde esma-i külleha var, yani şeytanda olmayan yetenekler onda var!
Şeytanla ilgili bir diğer özellik: “Ben Allah’tan korkarım” diyor. Oysa “A” Takdim Formu Allah’tan korkmaz! Bütün bunlar birleşince görürüz ki, kişideki “A” Takdim Formu yapısı şeytana pabucunu ters giydirir.
A’raf Sûresi 200: “Eğer şeytandan bir nez’ğ (bir fit, seni fitneye düşürecek bir fikir) seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O Semîun Aliym’dir.”
Fussılet Sûresi 36: “Eğer şeytandan bir nez’ğ (bir fit) seni dürterse hemen Allah’a sığın. Muhakkak ki O Semîun Aliym’dir.”
Bu ayetlerdeki "fit"i ancak savaşta olan fark eder. Savaşta olmayan böyle bir fitin, dürtmenin olduğunu fark etmez. Niye? Çünkü ona sahip çıkıyor, şeytanın vesveselerine “benim fikirlerim” diyor, bu yüzden o işi şeytana bırakmaz. Levvame savaşında olan ise kendisinde yavaş yavaş Furkan açıldığı için, Hakk diliyle batıl dilini anlamaya başladığı için, vesveseleri fark etmeye başlar ve şeytan beni dürttü der. İşte “onu fark ettiğinde hemen Allah’a sığın, O Semîun Aliym’dir” diyor ayet. Bu yüzden bizim bir sığınma biçimimiz de “euzü billahi's semi’ıl aliymi mineş şeytanir raciym”dir. Özellikle sabah akşam "Lev enzelna" ayetine başlarken bunu üç defa söyleriz. Bu, bize ayetle öğretilen sığınma biçimidir, “Allah’a böyle sığının” denilmiştir.
Bu şeytanın, şeytaniyetin, daha doğrusu insanın veya açık ismiyle “A” Takdim Formu “BEN”in önemli bir özelliği vardır ki acelecidir. Acelecidir! Bu yüzden, vesveseye uymak için öyle acele eder ki! Sadrına yapılan bu vesveseye uymak için o kadar acele eder ki! Bu acele yüzünden vesveseyi yapanı göremez ve ona hızla sahip çıkar. İncelemez, “o fikir benim” der, vesveseyi hemen sahiplenir, sonra da onu kendinde yanlış bir amele çevirir.
Ra’d Sûresi 6: “İnsanlar senden, haseneden (hayrdan) önce seyyie’yi (batılı) acele isterler.”
Onun bir de böyle “bâtılı acele isteme” özelliği vardır. Batılı acele ister. Hayrı sonra da yaparız, o sonra da olur, o hakikatleri sonra da dinleriz, şimdi söylemesen de olur, şu yanlışları bize biran önce ver” derler, böyle isterler. Yapıları böyledir. Peki, neden?
Şura Sûresi 18: “Ona (o saate) iman etmeyenler onu acele isterler. Hesap gününe (cezalandırma, karşılık verme günlerine) iman etmeyenler onu acele isterler. İman edenler ise ondan müşfiktirler (korkuyla ürperirler; o an için korkuyla ürperirler). Ve bilirler ki o gün kesinlikle Hakk’tır. Dikkat edin, o saat hakkında tartışanlar, muhakkak uzak bir dalal (sapıklık) içindedirler."
 Onların acele etme sebepleri, aslında o güne iman etmemeleridir, o günün onların umurlarında olmamasıdır. O umurda olmama, umursamama aceleyi getiriyor. Neyle ilgili bir acele? Tersini yapmakla ilgili... Tersini yapmakta aceleci olduğu için gelecek güne de acele etmiş oluyor! Ve ayet uyarıyor: Dikkat edin, o saat hakkında tartışanlar, muhakkak uzak bir dalal içindeler. Çünkü inanmayanlar vesveseye öyle bir dalar ki, “hesap” diye bir şeyi düşünmezler. Böylece, onların vesvesedeki acelecilikleri hayat için aceleye dönüşür ve geri dönemeyecekleri bir sapıklık içine düşerler. Bu acele neden? Onu da yarın ayetiyle göreceğiz inşaAllah.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.