Yukarı Çık

NAMAZ ALLAH’A KURBAN OLMAKTIR

26 Mart 2019 Salı 12:27:24
101 kez okundu.

İmâm-ı Gazâli Kimyayı Saadet adlı eserinde şöyle diyor:
“Namazın hakikati, onun ruhudur, özüdür. Namazın hareketlerinden her bir hareketin ve zikirlerinden her bir zikrin kendine mahsus bir ruhu, hakikati vardır…
Namazının ruhunun aslı, huşû ve kalbin bütün namazlarda hzır olmasıdır. Çünkü namazdan maksat, kalbi Allahü Teâlâ ile bulundurmak, heybet ve ta’zim yoluyla Allahu Teâlâ’yı yeniden hatırlamaktır, anmaktır. Nitekim Allahu Teâlâ Tâhâ suresi yirminci ayette:
(…Egımissalâte lizikrî) “Beni hatırlamak için namaz kıl” (Taha: 14) buyuruyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
“Birçok insanlar vardır; namazdan nasipleri, sıkıntı ve eziyetten başka bir şey değildir.” Bu da kalıbı namazda olup, kalbi gâfil olanların namazıdır. Yine buyurdu ki:
“Çok namaz kılanlar vardır ki, namazlarından onda bir veya altıda birden fazlası yazılmaz. Herkesin namazdan yazılan, kalbi hazır olduğu kısımlardır.” (Darimi, Salat, 91)
“Bir kimseden ayrılır gibi namaz kıl.” Yani kendine ve isteklerine veda et, onlardan ayrıl! Hattâ Allahu Teâlâ’dan gayrı her şeyden uzaklaş, bütün varlığını namaza ver!
Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
“Kalbin hazır olmadığı namaza Allah Teâlâ bakmaz.”
İbrahim aleyhisselam namaz kıldığı zaman, kalbinin hışırtısı, iki mil uzaktan duyulurdu. Hz. Ali (r.a.) namaz için kalktığı zaman vücudunu bir titreme alır. Yüzünün rengi değişir ve:
“Yedi kat göklere ve yere arz edilen ve onların taşıyamadıkları emanetin zamanı geldi” derdi.
 Süfyani Servi: “Namazı huşû ile kılmayanın, namazı doğru olmaz.”
Hasan Basri (Rahmetullahi aleyh):
“Kalbin hazır olmadığı namaz cezaya daha yakındır” demiştir.
Sevgili Peygamberimiz:
“Namazın kötülüklerden ve günahlardan alıkoymadığı kimse, o namazdan Allahu Teâlâ’dan uzak olmaktan (uzaklaşmaktan) başka fayda göremez.” Buyurmuştur.
 O halde, bunlardan da anlaşıldığı gibi, namazın ruhu, kalbin daima hazır olması ve Allah ile olması ile olur. (İ. Gazali, Kimyayı Saadet, 113,114)
Yine buyurdu: “Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.”(Darimi, Salât, 91)
Mevlâna hazretleri namazı şöyle değerlendirir:
Namaza tekbir getirip başladıklarında, kurban misali bu âlemden çıktılar. Çünkü imamın 'Allahü ekber' demesinin manası şudur:
“Allâh'ım, biz senin huzûrunda kurban olduk.” Kurban keserken Allâhuekber dersin işte, öldürülmeye layık olan nefsi kurban ederken de bu söz söylenir. O esnada beden İsmail, can da Halîl İbrahim gibidir. Can, bu semiz bedenin hevâ ve hevesini kesmek için tekbîr getirince beden şehvetlerden, hırslardan kurtulur, namazda “Bismillahirrahmânirrahîm” demekle kurban olur gider. Namaz kılanlar, kıyâmette olduğu gibi, Allâh'ın huzûrunda saflar halinde dururlar, sorguya, hesap vermeye, yalvarmaya koyulurlar.
Namazda gözyaşı dökerken ayakta durmak, kıyâmet günü dirilerek, kabirlerden kalkıp mahşer yerinde Allâh'ın huzûrunda ayakta durmağa benzer. Cenâb-ı Hak; “Sana verdiğim bu kadar mühlet içinde ne yaptın? Ne kazandın ve bana ne getirdin?” Diyecek. Ömrünü ne ile ne işlerle, ne gibi ibâdetlerle, ne iyilikler yaparak harcadın, bitirdin? Sana verdiğim rızkı, kuvveti, gücü ne ile yok ettin? Gözünün nûrunu nerede tükettin? Beş duygunu nerelerde kullandın?
Gözünü, kulağını, aklını, irâdeni, bileğini, arşa ait olan bütün bu kuvvetlerini, neye, nerelere harcadın da onlara karşılık, bu dünyada neyi satın aldın? Sana kazma gibi, bel gibi el, ayak verdim. Onları sana ben bağışladım; onlar ne oldular?” Allah’ın huzurunda bunun gibi derde dert katan yüz binlerce haberler, sualler gelir.
Namazda kıyamda iken, kula gelen bu sözlerden kul utanır, utancından iki büklüm olur rükua varır. Utancından ayakta durmağa gücü kalmaz, rükûda: “Subhane rabbiye'l-azîm” diyerek Allâh'ın noksan sıfatlardan berî olduğunu söyler.
Sonra o kula Hak’tan ferman gelir; “Başını kaldır da sorulan sorulara cevap ver.” Denir. Kul utana utana başını rükûdan kaldırır; fakat dayanamaz; o günahkâr, utancından yine yüz üstü yere kapanır.
Ona tekrar; “Secdeden başını kaldır da, yaptıklarından haber ver” diye ferman gelir. O bir kere daha utanarak başını kaldırır ama dayanamaz yine yılan gibi yüz üstü düşer.
Cenâb-ı Hak; “Tekrar başını kaldır da söyle, yaptıklarını kıldan kıla, birer birer senden soracağım” diye buyurur.
Allâh'ın heybetli hitabı, onun rûhuna te'sir ettiği için, ayakta duracak gücü kalmamıştır. Bu ağır yük yüzünden ka'deye varır, dizleri üstüne çöker. Cenâb-ı Hak ise; “Haydi söyle, anlat.” Diye buyurur.
“Sana nimet vermiştim, nasıl şükrettiğini söyle; sana sermaye vermiştim, onunla ne kâr elde ettiğini göster.” Kul yüzünü sağ tarafına döndürür, peygamberlerin rûhlarına ve meleklere selam verir. Onlara niyazda bulunur da der ki: “Ey mânâ pâdişahları, bu kötü kişiye şefaat edin, bu günahkârın ayağı da, örtüsü de çamura battı.” Peygamberler selam veren kula, derler ki: “Çare ve yardım günü geçti, gitti. Çare dünyada olabilirdi, orada hayırlı işler yapmadın, ibadet etmedin, öğünler geçti.
Ey bahtsız kişi, sen vakitsiz öten bir horoz gibisin; git, bizi üzme, bizim kalbimizi kırma.”
Kul yüzünü sola çevirir, bu defa akrabalarından yardım ister, onlar da ona; “sus.” Derler. “Ey efendi, biz kimiz ki sana yardım edelim, elini bizden çek de kendi cevâbını Allâh'a kendin ver.” Derler.
Ne bu taraftan, ne o taraftan bir çare bulamayınca, o çaresiz kulun gönlü, yüz parça olur.
O herkesten ümidini kesince, iki elini açar, duâya başlar.”Allâh'ım, herkesten ümidimi kestim. Evvel ve ahir kulunun başını vuracağı, sığınacağı sensin; senin rahmet ve mağfiretine son yoktur.” Namazdaki bu hoş işaretleri gör de, sonunda, kesin olarak işin böyle olacağını anla... Aklını başına al da namaz yumurtasından civciv çıkar, yâni namazdan mânen yararlan, yoksa dane toplayan bir şey öğrenememiş kuş gibi, Allâh’ın büyüklüğünü düşünmeden yere başını koyup kaldırma. (Mevlânâ, Mesnevi)

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.