Yukarı Çık

SLUMPFLASYON

19 Mart 2019 Salı 12:12:57
576 kez okundu.

Bu da nerden çıktı demeyin. İnsan neler öğreniyor. Öğrenmenin yaşı yokmuş. Rahmetlik Turgut Özal'la birlikte Enflasyonu, devalüasyonu öğrendik. Resesyon, parite nedir? öğrendik. Kriz tiplerini öğrendik. Bu seferki kriz U tipi mi, V tipi mi, L tipi mi? diye  yorumlar yaptık. Şimdi bir de bu çıktı. Slumpflasyon. Ne demek Slumpflasyon? Türkiye ekonomisi 2018'in son çeyreğinde küçüldü. Ekonomi küçülürken yıllık enflasyon yüksek seyretmeye yani hayat pahalanmaya devam ediyor. İşte buna 'slumpflasyon' deniyor.
Bu terim aslında içinde bulunduğumuz açmazı ifade ediyor. Ekonomik krizlerin en zoru. Çünkü bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken, bir yandan da ekonominin küçülmesini durdurmaya sonra da büyümeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekiyor. Birbiriyle taban tabana zıt iki durum. Çözümler de haliyle çelişkili. Bir yandan enflasyonu düşürmek, bir yandan büyümeye geçmek, bir yandan işsizlik artışını engelleyip istihdamı artırabilmek birbiriyle çelişen hedeflerdir.
TÜİK'in açıkladığı rakamlara göre Türkiye ekonomisi 2018 yılının son çeyreğinde yüzde 3 daraldı. “Türkiye’nin GSYH’sı, son çeyrekte üçüncü çeyreğe göre geriledi. Üçüncü çeyrekte de ikinci çeyreğe göre gerilemişti. Yani iki çeyrektir Türkiye ekonomisi GSYH’ye göre küçülüyor. İki çeyrek üst üste daralma varsa bunun adı resesyondur (ekonomi durmuştur).”  Küresel kriz olmamasına karşın ekonomisi 2018'in sonunda en çok daralan ülkelerden biri Türkiye.
Türkiye, dünyada hayat pahalılığının en yüksek olduğu ilk 10 ülke arasında. Son bir yılda soğan yüzde 219, patates ve ıspanak yüzde 135, biber yüzde 119 zam gördü.
Kişi başına gelirimiz 9.632 USD olarak belirlendi (Bu rakama ulaşmak için yapılan hileler gazetelerde uzun uzun anlatıldı). Bu tutar 2017 yılında 10.546 USD idi. Bu şu demek;  2018 yılında kişi başına gelirimiz önceki yıla göre en az 914 USD gerilemiş. Türkiye 2017 yılında 10,546 USD kişi başına gelir ile dünyada 64'üncü sıradan 71'inci sıraya gerilemiş oldu. Bir başka değişle 2007 seviyesine geri geldik. Yani 10 yıl boşuna çalıştık.
Bu ortalama rakamlardan öte, daha da vahim olanı yatırım harcamalarında yüzde 12,9'luk, ithalattaki yüzde 24,4'lük küçülmeler. İthalatın büyük ağırlığı üretimde girdi olarak kullanılan ham madde, ara malı ve yatırım mallarından oluştuğu için bunların ithalatındaki düşüş bize üretimdeki düşüşü de özetlemiş oluyor. Verilen teşviklere, taşıma suyla ayakta duran şirketlere rağmen daralan ve istihdam yaratamayan bir üretim ile, polis baskınları ile düşürülmeye çalışılan yüksek bir enflasyonumuz var.
Türkiye'nin 2018 yılı başında iç borcu 580 milyar TL idi. Ocak ayı başında sadece bir ayda iç borç 70 milar artarak 650 milyar TL oldu. Ekonomik küçülme deyince en önemli sorun işsizlik demek. İşsizlik had safhada. TÜİK verilerine göre 1994 krizinde işsizlik oranı %8.5, 2001 krizinde %8.4, 2007 de%10.03 olan işsizlik rakamı 2018 krizi sonrası %13.5'a yükseldi. Toplam işsiz sayısı 4.302.000. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 5,3 puanlık artış ile %24,5. Yani her 4 gençten birisi işsiz. Ülkemizdeki gerçek işsiz sayısı 94 ülkenin nüfusundan daha fazla.
AKP'nin iktidara geldiği 2002’de doğan her çocuk 1.963 dolar borçla dünyaya gözlerini açarken, 2018’de bu rakam 5 bin 513 dolara yükseldi.
16 yılda vatandaşların tüketici kredisi borcu 176 kat artarak 399.4 milyar TL’ye, bireysel kredi kartı borçları 24 kat artarak 104.8 milyar TL’ye ulaştı. Bugün borçluyuz ancak asıl sorun geleceğimizi de borçlandırdık.
Yükselen enflasyon, eksiye dönen büyüme hızı, artan işsizlik ile seyreden Slumpflasyon. Önümüzde bir seçim var. Bu seçime girerken “Beka Sorunu var” gibi yapay gündemler yerine ülkenin gerçek sorunlarına odaklanmalıyız. Ancak halkın bu sorunlar üzerine düşünmemesi için herşey yapılıyor, yapay gündemler yaratılıyor, “Kuşa bak, kuşa” deniliyor. Nazi Almanyası'nda yaşayan halk, savaşın son gününe kadar savaşı kazandıklarını zannediyorlardı. Çünkü medya böyle yazıyordu. Almanlar, ancak Rus tanklarını Berlin'de gördükleri gün pembe dünyalarından sıyrılıp uyandılar. Benim halkım da ülke duvara toslamadan uyanacaktır. Uyanmalıdır.
Son Söz; “Teşhis konamayan hastalıkların tedavisi mümkün değildir.”

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.