Yukarı Çık

İNŞİRAH YAZILARI - 15

9 Şubat 2019 Cumartesi 09:35:34
191 kez okundu.

Günlük yaşantı içerisinden, idrakımızı çok olumlu etkileyecek, ama fırsatını kaçırdığımız bazı halleri inceleyerek başlayalım. Bu halleri ayetlerle tefekkür edip anlamaya çalışalım.
Yaşantıdaki çok önemli hallerden, çok önemli olaylardan birisi Ezan’ı dinlemektir. Bunun size getireceğini tahayyül bile edemezsiniz... Bunu yapmadığınızda kaçırdığınızı da tahayyül bile edemezsiniz. Ezan’ı dinlemek, duyabileceğimiz sesle onu tekrar etmek, bitiminde Efendimiz (SAV)'in önerdiği salâvatı okumak mümin için önemli bir olaydır. Günlük yaşantı içerisinde öyle önemli bir olaydır ki o, Ezan’ı dinlemek Büyük Haber’i (Nebe-ün Aziym'i) dinlemek demektir. Bu gözle Sâd Sûresi 65, 66, 67 ve 68. ayetlere bakalım:
“De ki; ben ancak bir uyarıcıyım. İlahlık iddiaları geçersizdir. Ancak Vahidül Kahhar olan Allah vardır; Semavat’ın, Arz’ın ve ikisi arasında olanların Aziyzül Ğaffar olan Rabbidir. De ki HU gerçeği aziym bir haberdir. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz.”
Yüz çevirenlerden ve duymazdan gelenlerden olmamak lazım. Öyle bir meşgul ki ezan okunduğu halde sanki ezan okunmuyormuş gibi olanlardan olmamak gerekir. Hele de duymak istemeyenlerden hiç olmamak gerekir. Bu saydıklarım yaşadığımız toplumun içerisinde var. Ayet diyor ki "siz bu aziym haberden yüz çeviriyorsunuz." Aziym haberden kim yüz çevirir? Elbette asi olan, esfele safiliyn idrakla kendini takdim eden. Biz ona “A” takdimi diyoruz. O zaman ayetteki “siz”i esfele safiliyn yapı olarak alırsak, Sâd Sûresi 65. ayetin muhatabı doğrudan biz oluruz. O yapımız bu haberden doğrudan yüz çevirir, ama farkında değiliz. Bir yanda ezan okunur, ama o başka şeylerle meşgul. Kaybeder! Ezana kayıtsız kalan kaybeder, fırsatı kaçırır, yüz çevirenlerden olur, o sınıfa girer. Bu ayete göre, kim ezanı umursamıyorsa ondan yüz çeviriyor demektir.
Hadise göre, ezanı dinlemek yetmiyor, tekrar da edeceğiz, Büyük Haber’i tekrar edeceğiz. Eğer Ezan’ı takip ediyorsak ki onu takip eden olmak lazım, “okunmuş da fark etmemişim” kapsamında olmamalıyız. İnsan her şeyin farkında, önemsediği her şeyi takip ediyor; “kim geldi, kim gitti, kim aradı, program saat kaçta” takip etmeyi biliyor ama Ezan’ı takip etmiyor. Kaybeder! Kendi bilir, ama kaybeder. Ezanı dinleyen ve tekrar eden kazanıyor. Çünkü o cümlelerin her biri “Rasulullah’ın Tebliği”dir, hem de o an. O an tebliğidir ve bu ayet gereği aziym bir haberdir. Büyük bir haber veriliyor, “HU Allah” gerçeği duyuruluyor; La ilahe illallah Kelime-i Tevhid’i ilan ediliyor. Ve bu ilan kesintisiz, dünyada bu haber sürekli var, sürekli. Ve siz bundan yüz çeviriyorsunuz. Ayet diyor ki “siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz. Hangi sınıfa giriyoruz, buna dikkat etmeliyiz.
Zümer Sûresi 45: “Allah, tekliği itibarıyla zikredildiğinde ahirete iman etmeyen kimselerin kalbleri hoşlanmaz. O’nun dûnundakiler anıldığındaysa müjdelenmiş gibicesine hemen yüzleri güler.”
“Allahın tekliği itibarıyla zikredilmesi” tam davette var; Allah tekliğiyle duyurulur. Aziym Haber’in içinde bu var. Ve bu davetten/duyurudan ahirete iman etmeyenlerin kalbleri hoşlanmaz. Ayet, ezanda kendinizi test edin diyor: Ahirete iman edip etmediğinizi Ezan’a hürmetten anlayabilirsiniz. Manzara o ki, demek ki yeterince inanılmıyor... Dünyada inandığınız bir şeyi düşün, cehennemin varlığına onlar kadar inanılmıyor ki korku yok.
Kendimizi test etmeye devam edelim: Oysa O'nun dûnundakiler anıldıysa, yani “sanki O’nun dışı var ve dışında bir şey var gibi” kabul edip sonra da O’nun dışında varmış gibi düşündüğünüz bu varlıkları lanse ediyor ve anıyor musunuz? Onlar anıldığında yüzünüz gülüyor, seviniyor ve müjdelenmiş gibi dönüp birbirinize bakıyor musunuz? Bu bir ünlü olabilir, herhangi bir sevdiğiniz olabilir, test edin bakalım? Birisi anıldığında “şu anıldı, o şöyleydi" diyorsun ya, test edin bakalım. Belki de anılmasından hoşlandığınız o kişi, sizin kutsal kabul ettiğiniz şeylere küfreden birisi, belki hiç inancı olmayan birisi, belki ters çalışan birisi. Ama siz onu görmekten, onun anılmasını duymaktan haz alıyor, seviniyorsunuz. Ama Ezan okunuyor hiç dikkat etmiyorsunuz. Oysa Kur’an diyor ki; bu azim bir haberdir, anlayabilirseniz... Ölçü ayetler olunca, kişinin nereye düştüğünü test etmesi, anlaması ne kadar kolay oluyor değil mi?
Ne yapmalıyız? Ezan’ı yani Tam Davet’i duyunca telaşınızı gösterin, onu duyduğunuzu belirten bir hareket yapın mutlaka. Hayatınızda onu duyduğunuza dair bir telaş, bir hareket olsun; yatıyorsanız kalkın, oturmuşsanız yatın, fark etmez. Ezan yüzünden pozisyon değiştirin, farklı bir şey yapın. Telaşınız, gayretiniz bedeninizden belli olsun, bedeniniz Ezan’ın yönetimine girsin. Ezan dinleyerek, bedeni nefsin şerrinin yönetiminden çıkarın, o Ezan sesinden korksun, onu korkutun. Onu nasıl korkutursunuz? Ezan’ı duyduğunuzda onu telaşa sokarak, telaşlanarak... Bedeni telaşlandırın, mutlaka farklı bir harekete sokun. Hatta öyle olsun ki ezanı tesadüfen duymayın, onun zamanını kollayın, o zamanlara dikkat edin, hesaplayın, bekleyin. Bu gayretler, bu telaşlar sonunda siz, ezan vakti olmadığı halde sanki ezan okunuyormuş gibi sesler duyarsınız da “acaba ezan okunuyor da ben kaçırdım mı?” dersiniz. Ezan okunmuyor ama siz bir anda Ezan okunuyor sanarsınız. Dışarıdaki herhangi bir sesi; bir araba sesini, bir bağırmayı bile Ezan sanabilirsiniz. Artık kalbiniz onunla ilgili telaşta, her şeyi onunla ilişkilendiriyor, elhamdülillah...  Biri budur: Ezan okunuyor sanarsınız. Bir de, böyle sandığınız gibi bazen gerçekten duyarsınız da. Çünkü Ezan dünyada devamlı okunuyor, yeter ki siz o telaşa girin.
Ezan’ı (Tam Davet'i) bu şekilde hürmetle dinlediyseniz bu bir davet, elbette bu Tam Davet’e icabet etmek gerekiyor. Tam Davet "Sen Tanrı mısın?" kitapçığında var, bakabilirsiniz inşaAllah. Demek ki Ezan hem Büyük Haber, hem de Tam Davet, öyleyse Tam Davete icabet çok önemli. İnsanlar “davete icabetin sünnet” olduğunu hiç olmadık yerlerde söyler. Din’le hiç ilişkisi olmayan bir yere davet edilmişsinizdir, gitmek istemezsiniz, gitmeyeceksinizdir, siz bir bahane ararsınız, onlar sizin inancınızı bildiklerinden sizi oradan yakalamaya çalışır, “davete icabet sünnettir kardeşim?” derler. Hakikat onların dediği gibi değil, yanlış davete icabet olmaz. Davet Ezan’dır, Ezan’a icabet edeceğiz, o farz! Ezan’la ilgili konulara davet varsa oraya icabet sünnettir. Onunla ilgili bir toplantı olursa icabet edersiniz. Ama “yanlış yerler” icabet edilecek davetin kapsamına girmez, oralara katılmaları için “icabet sünnettir” diye insanları sıkıştırmak yanlış olur.
Davete icabet ettiniz, şimdi ne olacak? Şimdi de elbette size icabet. Kesin! Zaten oraya icabet etmenizin sebebi size icabetti. Size icabet olan şey orada sizi bekliyor. Nereden anlıyoruz? Mü’min Sûresi 60. ayet: “Rabbiniz dedi ki; bana dua edin size icabet edeyim. Muhakkak ki benim ibadetimden kibirlenenler, dahiriyn (küçülmüş, alçalmış) olarak cehenneme gireceklerdir.” İbadetten kibirlenmenin ne olduğunu, içinde “mütekebbir” ifadesi geçen ayetlerde göreceğiz.
Günlük yaşantı içerisinde idrakımızı hızlı etkileyecek bir diğer husus salâtlarımızla ilgilidir, salâtlarımızda yapacağımız bir şeydir. Bu açıklamayı salât ikamesi konusunda daha önceki bildiklerimize ekleyelim ki salât ikamesindeki o bildikleriniz önemsizmiş gibi anlaşılmasın. Bütün bildiklerimize bir ilave olarak söylüyoruz:
Salâtta, Tahıyyat’a oturduğunuz zamana özel önem verin. Tahıyyat’a özel önem. Elbette salâtın her anının önemini yakalamak lazım ama neden Tahıyyat’a özel önem. Neden? İkame ettiğimiz salâta dikkatle bakarsak salâtın en ihmal edilen yerinin Tahıyyat olduğu görülür. Unuttuğunuz şeylerin aklınıza geldiği yerin de orası olduğunu göreceksiniz. “Salâttan sonra şunu yapayım” diye plan yaptığınız yere dikkatle bakın, yine Tahıyyat’dır, oturduğunuz yerdir, Et tahıyyatü okuduğunuz yerdir. Çünkü onu ezberlemişiz, bir çırpıda okuruz; diliniz okur, ama kesinlikle o anda başka şeyle meşgul olursunuz. Genellikle böyledir. Çünkü orası kadar önemli ki, o oturuş ve okuyuş öyle önemli bir hal ki, Tahıyyat okurken oradan uzaklaşırsınız. O hali yakalamak için mücadele gerekir. “Önemli şey”i yakalamak için zaten hep mücadele gerekir, mücadele edeceğiz. Çünkü dünyaya gelen yapımız, önemli şeye uygun değildir; terstir. Ne önemliyse ona terstir, sizi ondan uzaklaştırır. Bu yüzden, önemli şey için mücadele etmek zorundayız. İşte önemli şey: “Ettahıyyatü lillahi ves Salavatu vet Tayyibat. EsSelâmü aleyke eyyühen Nebiyyü ve Rahmetullahi ve Beraketühu. EsSelâmü aleyna ve ala ibadillahis salihin. Eşhedü en la ilahe illallaHU ve Eşhedü enne Muhammeden AbduHU ve RasuluHU.” Siz bu önemli şeyi tefekkür etmeye bir başlayın, birlikte de tefekkür edeceğiz. Salâtta fark etmemiz dikkat etmemiz gereken bir başka önemli şey daha var ki onunla devam edeceğiz inşaAllah.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.