Yukarı Çık

NAMAZ ZİYAFETE BENZER

30 Ocak 2019 Çarşamba 12:43:23
132 kez okundu.

Ülemâdan birisi şöyle demiştir: “Namaz tıpkı bir ziyafete benzer. Bu ziyafet, Allah’ın tevhid ehli kulları için günde beş defa hazırlamış olduğu bir ziyafettir. Nasıl ki bir yemek ziyafetinde güzel kokulu, çeşit çeşit yemekler bulunursa, aynen bunun gibi, Allah’ın hazırlamış olduğu namaz ziyafetinde de türlü türlü filer ve zikirler bulunmaktadır. Her bir fiilin ayrı sevabı vardır. Her biri fiil, günahların affı için bir vesiledir.”
Nitekim Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: “Ellezine iza zukirallahu vecilet kulubuhum ves sabirine ala ma esabehum vel mukîmis salati ve mimma razeknahum yunfikûn.” Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı ikâme edenler ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. (Hacc Suresi /35.)
Abdurrahman Cezîri ise namazın tanımını şöyle yapar:
 Namaz, lügatte hayır duada bulunma anlamını ifade eder. “Onlara duâ et.” (Tövbe: 103) Yani onların üzerine rahmet kanatlarını ger âyet-i kerîmesinde de “salât” kelimesi hayır duada bulunmak anlamında kullanılmıştır. Fıkıhçıların ıstılahına göre namaz, iftitah tekbiri ile başlayıp selâmla sona eren, kendine mahsûs şartları bulunan sözler ve fiillerdir. Bu tanım, iftitah tekbiriyle başlayıp selâmla sona eren tüm namazları kapsamına almaktadır. Tilâvet secdesi ise bu kapsam dışında kalmaktadır. Tilâvet secdesi, secde âyetleri duyulduğunda edâ edilen tekbirsiz ve selâmsız bir tek secdedir. Hanefî ve Şâfiîlere göre tilâvet secdesine namaz denilmez.
Mâliki ve Hanbelîler: Bunlar, namazı iftitah tekbiri ve selamı bulunan fiilî bir kurbet (yakınlaşma), veya tek bir secdeden ibaret bir kurbet olarak tanımlamışlardır. Buradaki “kurbet” kelimesi, kişiyi Allah'a yaklaştıran iş demektir. Fiilî kaydı da organların yapmış olduğu rükû ve secde gibi eylemleri, dilin okuyup tesbih çekme eylemlerini ve kalbin huşu ye hudu (teslimiyet) gibi eylemlerini içerir. Mâlikî ve Hanbelîlerin namazla ilgili bu tanımına Hanefî ve Şâfiîler muhalefet etmemişlerdir. Yalnız aralarındaki anlaşmazlık, secdenin yalnız da olsa şer'î bir namaz olarak adlandırılması hususunda vukûbulmuştur. (Abdurrahman Cezırî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı- I: 235–236.)
Bütün bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi Allah'ın “salât”ı rahmet ve mağfiret etmesi; melek, insan ve cin gibi yaratılmışların “salât”ı kıyam, rükû’, sücûd, dua ve tesbihi, ihtiva eden bir ibadet, kuşların ve haşeratın “salât”ı ise tesbih getirmek demektir.
Kur’an-ı Kerim’de 87 ayette geçen namaz Allah tarafından Kur’an’da emredilen ilk ve en önemli görevlerden biri olup imandaki samimiyetin en önemli göstergesidir. Namaz imandan sonra en önemli ibadettir. Namaz bütün sahte tanrıları ve sahte dinleri red edip, kula kulluktan kurtulup sâdece Allah’a kul olmak ve O’nun önünde eğilmektir. Namaz Allah’tan başkasına ibadet etmemek ve el açmamaktır. Namaz Fatiha suresinde buyrulduğu gibi kendilerine nimet verilen peygamberler, sıddîkler şehitler ve sâlihlerle (Nisa 4/69) bir ve beraber olmaktır. Namaz Allah’ (c.c.) ın dosdoğru yol, benim yolum, “Sırat-ı Müstegım” dediği İslâm üzere olmaktır. Namaz tıpkı camide olduğu gibi İslâm düşmanı fikirler, inançlar, sistemler karşısında birlik olup saf saf durmaktır.
Yüce Allah (c.c.), ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem (a.s.)’dan itibaren bütün insanları “namaz” ibadeti ile sorumlu tutmuş ve bütün peygamberler kavimlerine “namaz” kılmalarını emretmişlerdir. (Bakara, 2/83; Mâide, 5/12; Yunus, 10/87, Hûd, 11/87; İbrahim, 14/37, 40, Meryem, 19/31, 35; Tâ-hâ, 20/14, 132; Enbiyâ, 21/73) Fatiha’dan sonra Kur’an’ın başında yer alan Bakara suresinde takva sahibi müminlerin, müttekilerin özellikleri sayılırken:
“Elif, lâm, mîm. Bu (öyle bir kitaptır ki onda (ve onun ilâhi kelam olduğunda) hiç şüphe yoktur. O müttakilere (Allah’ın emirlerine uygun yaşamak/aykırı davranmaktan sakınmak isteyenlere) doğru yolu gösteren (öğreten)dir.
“O (takvâ sahibi) kimseler ki, gayba (Allah’a, meleklere, âhirete, vahye, Allah’ın takdirine) inanırlar, namazı ikâme edereler ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (gereken yerlere Allah için) verirler” (Bakara: 3) denilerek imandan sonra namazdan söz edilmiştir.
Takvâ kelimesi sözlüklerde “İnsanın, ibadet ve güzel işler yaparak kendisine acı verecek durumlardan korunması” şeklinde tarif edilir. Seyyid Şerîf el-Cürcânî, et-Ta`rîfât isimli terimler sözlüğünde (bk. “Takvâ” md.) takvânın “Allah'a itaat ederek O'nun vereceği cezalardan korunmak; insanın kendisini, yaptığı veya yapmadığı şeyler yüzünden müstahak olacağı ukubattan yine Allah'a itaat ederek koruması” anlamına geldiğini belirtir. Aynı âlimin kaydettiği diğer bazı tariflere göre takvâ, “Kulun mâsivâdan sakınmasıdır; dinin edep ve erkânına saygılı olmaktır; insanı Allah'tan uzaklaştıran her şeyden uzak durmaktır; nefsânî hazları terketmek, yasaklardan uzak durmaktır; gönlünde Allah'tan başka hiçbir şey görmemendir; kendini hiçbir kimseden daha iyi diye düşünmemendir; Allah'tan başka her şeyi terk etmektir; sözde ve davranışta Hz. Peygambere uymaktır.” Fahreddin er-Râzî, Bakara sûresinin 196. âyetini tefsir ederken, takvâ için, “Bütün dinî ve ahlâkî ödevleri yerine getirme, din ve ahlâkın sakıncalı bulduğu tutum ve davranışlardan da kaçınma” anlamını içeren bir tanım yapmıştır. Tanınmış mutasavvıf Ebû Tâlib el-Mekkî'nin tarifi ise daha kısa fakat oldukça kapsamlıdır: “Takvâ bütün iyilikleri kapsayan bir isimdir” (Kûtü’l-Kulûb I, 196).

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.