Yukarı Çık

İNŞİRAH YAZILARI - 4

26 Ocak 2019 Cumartesi 10:38:35
142 kez okundu.

Tevbe Sûresi 124: “Bir sure inzal edildiğinde onlardan kimi “bu hanginizin imanını artırdı” der. İman etmiş olanlara gelince; onların imanı artmıştır, onlar müjdeleşip seviniyorlar.”
Tevbe Suresi 125: “Kalplerinde hastalık olanlara gelince, inzal ettiklerimiz onların pisliğine pislik katıp artırmış ve onlar kâfir oldukları halde ölmüşlerdir.”
Dikkatimizi çekmesi gereken önemli şey bu ayetin kalp hastalığından bahsediyor olmasıdır. Tevbe 125, kalbin hasta olabileceğini, kalbi hasta olanların Allah hükümlerine karşı alaylı davrandıklarını gösteren bir ayet.
Tevbe Sûresi 28. ayeti de hatırlayalım: “Ey iman edenler, müşrikler ancak bir necestir (pisliktir).”
Müşriklik ve şirk, ayetlerde “kir ve pislik” kabul edildiği için Tevbe Sûresi 125. ayet; “kalplerinde hastalık olanlara gelince, inzal ettiklerimiz onların pisliğine pislik katıp artırmış ve onlar kâfir oldukları halde ölmüşlerdir” diyor.
Maide Sûresi 52. ayet ise; “Kalplerinde hastalık olanların, “dairenin bize isabet etmesinden korkuyoruz” diyerek yahudi ve nasaranın arasına süratle daldıklarını görürsün. Umulur ki Allah feth olarak gelir veya indirilen bir emr getirir de enfüslerinde sıraladıkları üzerine nadim olurlar.”
Ayetin üstüne ve altına bakıldığında mana daha iyi görülür. Bu ayetteki ifadeler, Efendimiz (SAV) zamanında savaşa çağırılan ama kalplerinde hastalık olanlara aittir. Kalplerinde hastalık olanlar “dairenin bize isabet etmesinden korkuyoruz” derken kast ettikleri şey şudur: Dairenin yani zafer yerine mağlubiyetin, refah yerine sıkıntı ve darlığın bize isabet etmesinden korkuyoruz. Onların yani o zamanki karşı tarafın, koşup gidip yahudi ve nasara arasına süratle daldıklarını görürsün. Umulur ki Allah feth olarak gelir veya indirilen bir emr getirir de enfüslerinde sıraladıkları üzerine nadim olurlar. Maide Sûresi 52. ayet de bize kalbin hastalanabileceğini söyledi. Eğer rabbine yönelmemişse, ayetler bize bu kalbin "hasta kalp" kabul edildiğini söylüyor.
Hac Sûresi 53. ayet: “Allah böyle yapar ki kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kasvetli olan kimseler için şeytanın kattığı şeyi bir fitne kılsın diye. Muhakkak ki zalimler uzak bir şikak içindedirler.”
Hac Sûresi 52. ayet bir olaydan bahseder. Rasul ve nebilerin istisnasız hepsi, gelip de Hakk yolda açıklamalar yaptıklarında veya bir temennide bulunduklarında, bir ideallerini dile getirdiklerinde şeytan mutlaka beşeri yaklaşımlar katar. Allah’ın emriyle! Hac Sûresi 53. ayet bunu açıklıyor: Allah böyle yapar ki, kalplerinde hastalık bulunanlar ve kalbleri kasvetli kimseler için şeytanın kattığı şeyi bir "fitne" kılsın. Ayetlerde geçen “fitne” kelimesi özellikle "ikilem" manasındadır. Fitne ikilem demektir. “Ya Allah’ın dediği gibi değilse, ya Allah yoksa, ya öyle olmayacaksa, ya öldükten sonra dirilmeyeceksek?” gibi vesveselerle kişiyi sürekli ikilemde tutar. İkilem ise şeytaniyettir!
Şeytaniyeti görev olarak alan İblis “ikilemi” başlatarak bu görevin ilk icracısı olmuştur, sonra da bu görevle görevlendirilmiştir. Bu görevi alacağı için ilk icraatını yapmış; Rabbi ona, “secde et” dediği zaman o ikileme düşmüş ve Âdem’e secde etmemiştir. Melaike behemehâl secde ettiği halde İblis secde etmemiştir. Çünkü kâfirlerdendi, yani kafası fitne fücurdu. İşte bu yüzden fitne, seni Allah’a karşı ortak çıkaran fikirlerindir. Allah’a karşı “ben de varım, ben de düşünürüm, Allah öyle diyor ben de böyle diyorum” diyen bir sistemin ismidir fitne! Ayetlerde fitne geçtiğinde, normal hayatta insanların birbirlerini kışkırtmalarını düşünmeyin. Fitne, sizi Allah’a karşı kışkırtan ve kendinizi O’na ortak koşturtacak fikirlerdir. Bu yüzden Hac Sûresi 53 “şeytanın kattığı şeyi bir fitne kılsın diye” diyor ve ekliyor: "Muhakkak ki zalimler uzak bir şikak içindedirler.“
Ankebut Sûresi 2. ayet, bunu daha kolay anlamamızı sağlayacak inşaAllah: “İnsanlar fitneye düşürülmeksizin 'iman ettik' demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar?”
Ayet öyle korkutucu ki! Siz fitneye düşürülmeksizin “iman ettik” demenizle bırakılıverileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bu ayet Hac Sûresi 53. ayeti daha iyi anlamamızı ve tefekkür etmemizi sağlar...
Hac Sûresi 54: “Ve bir de kendilerine ilim verilenler, onun Rabbinden Hakk olduğunu bilsinler de ona iman etsinler ve ona kalbleri ihbât etsin (mutmain olsun). Muhakkak ki Allah, iman etmiş kimseleri Sırat-ı Müstakıym’e hidayet edendir.”
Bu ayette “kendilerine ilim verilenler” geçti. Biraz önceki ayette zalimlerden, kalbi hastalıklı kasvetli olanlardan bahsetmişti, Hac-54 ise “kendilerine ilim verilenler, onun Rabbinden Hakk olduğunu bilsinler, ona iman etsinler ve ona kalbleri ihbât etsin (mutmain olsun)” ifadesi var. "Kendilerine ilim verilenler" dedikleri, detayına bakıldığında, Lüb’ü çalışanlardır. Nebi ve rasullerin açıkladıklarını duydukları zaman şeytan onlara fitne verir ki onlar da o fitneye karşı bir savunma duygusu oluşturarak “hayır, bu Hakk’tır” desinler. “Hayır, bu Hakk’tır” desinler de ona iman etsinler ve ona kalbleri mutmain olsun, kalpleri onu tespitlesin. Şimdi bunun insan için hikmetini de göreceğiz.
Rasul ve Nebi bir şey söylediğinde fuadın kuvvetli ve geri dönüşsüz analiz ve sentez yapabilmesi için bir "karşı tez" lazım. Karşı tez nasıl oluşacak? İşte karşı tezi de şeytan verir, fitne olarak verir. Bu fitne karşısında karşı tezi seven, kalbi hastalıklı ve kasvetli olan kaybeder! Ama kendisine ilim verilenler ne yapar? Onlar bu karşı tez vasıtasıyla fuadlarını daha kuvvetli çalıştırırlar. O analiz ve sentezde karşı tezle mücadele eden fuad öyle bir fikir çıkarır ki, kişi “Nebi ve Rasulün söylediği Hakk’tır” der. Ve böylece o bilgi kalbe girer, kalb mutmain olur yani o bilgiyi tespit eder, sabitler.  Bu durumda, nebi ve rasulün bilgisi artık o kulun bilgisi olmuştur. Beyin işte o zaman o bilgiye yönelik fiiller ortaya koymaya hazırdır. Niye böyle? Bu mekanizma çalışsın diye! “Sadr, kalb, fuad, lüb mekanizması” çalışsın diye Allah böyle yapar” diyor ayette. Muhakkak ki Allah, iman etmiş kimseleri Sırat-ı Müstakıyme hidayet edendir.
Ra’d Sûresi 28. ayet: “Onlar iman etmişlerdir ve kalbleri Allah zikriyle mutmain olur. Dikkat edin, kalbler Allah zikriyle itminan olur (mutlu olur).”
Ra’d Sûresi 28. ayet bizi “dikkat edin” diye uyarıyor. Dikkat edin; dikkatinizi buraya toplayın, fuad burada dikkatli çalışsın! "Dikkat edin ki kalp sıkı tesbit yapsın, bu çok önemli bir gerçek” diyor. "Onlar iman etmişlerdir ve onların kalbleri Allah zikriyle mutmain olur" ifadesi, kalblerin düzgün yola gireceği, mutmain olacağı, mutlu olacağı halin şartını anlatıyor. Sahibinin söylediğine göre, kalplerin mutluluğu ancak Allah’ın zikriyle mümkündür. Dolayısıyla, sadrı nefsin şerri yönetiyorsa kalblerin mutlu olması mümkün değildir! Onlar ancak nefsin şerri doğrultusunda, vehmin zulmeti içindeki rahatlık ve memnuniyetleri mutluluk sanarlar; rahat olduklarında, memnun olduklarında mutlu olduklarını sanarlar. Ra’d Sûresi 28 çok açık: Gerçek mutluluk ancak kalp’te Allah zikriyle mümkündür!
Kalbteki hastalığa değinen bir diğer ayet, Nur Sûresi 50. ayettir: “Onların kalplerinde bir maraz mı var? Yoksa şüpheye mi düştüler? Yoksa Allah’ın ve O’nun Rasulünün kendilerine haif edeceğinden (haksızlık edeceğinden) mi korkarlar? Hayır, onlar zalimlerin ta kendileridir!”
Bakın yineleniyor: Eğer sadra nefsin şerri hâkimse kalp hastadır. Kalbte bir hastalık, bir maraz varsa fuad şüpheli, tereddütlü fikirler ortaya çıkarır. Nur Sûresi 50. ayetten bunları anlıyoruz.
Kalp, "Sözde Varlık ve Muhtariyet İddiası"nın oluşturduğu perdelilikten sıyrılınca, bu perdeliliğin oluşturduğu hastalıktan kurtulunca sadrı istila etmiş olan vehmin zulmeti kuralları da fonksiyonsuz hale gelir ve LÜB’le gelen nurun tesiri bütün SADR’ı kaplar.
Bakara Sûresi 257: “Allah iman edenlerin velisidir. Onları zulmetten nura çıkarır. Fiilen küfür halinde olanlara gelince, onların evliyası tağuttur. İşte onlar ashabun nar’dır. Onlar onda ebedi kalıcılardır.”
Allah dışında oluşturduğu ilahlar ve bu yoldaki fikirleri, kişiyi nurdan zulmete çıkarır. Bu hal başka ayetler de geçmektedir. Bu ayetten öğreniyoruz ki, Efendimiz (SAV)in açıkladığı şekilde imanını deklare edenlerin, sonra da bu deklarasyona uygun fiiller ortaya koymak için mücadele edenlerin velisi Allah’tır. Allah onları zulmetten nura çıkarır! Zulmet nedir? Nefsin şerri ve vehmin zulmeti var ya, zulmet onlardır. İşte Allah o şekilde iman edenleri bu zulmetten nura çıkarır. Bu kavramlar ayetlerde “zulmet”, zıddı olan Billahi imana ait haller ise “nur” olarak geçer: “O iman edenleri Allah zulmetten nura çıkarır.”
Demek ki, bir kulun kendimizi içinde bulduğumuz sadrı nefsin şerri ve vehmin zulmeti yönetiyor. Ve bizi bu halin içinden, o zulmetten kurtarabilecek bir özelliğimiz, bir donanımımız yok. Kulunu o halden ancak Allah lütfuyla kurtarır. İşte “onu o zulmetten alır nura çıkarır” ayetinde anlatılan budur. Buna mukabil, küfrünü deklare etmiş olanların, küfür fiilleri ortaya koyanların yol göstericisi tağuttur, yani onların yol göstericisi duniHİ (Allah’ın dışı var ve dışında da onlar var algısıyla) iddia ettikleri ilahlıktır. Bu nedenle onlar o batıl yola uygun fikirlere tabi olurlar. İşte bu yüzden ayet onları “ashabun nar, nar ashabı, ateş ehli” diye isimlendiriyor. Bu hakikate işaret eden bazı ayetlerle devam edeceğiz inşaAllah.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.