Yukarı Çık

İSLÂM'DA DİNÎ VE ŞER'Î HÜKÜMLERİN KAYNAKLARI

21 Ocak 2019 Pazartesi 12:24:05
111 kez okundu.

İslâm'da, dinî hükümler, dört temel kaynağa dayanmaktadır. Bunlara “Edille-i Şer’iye” de denir. Bunlar: 1. Kitab, 2. Sünnet ve Kitap ve sünnetten çıkarılan; 3.Kıyas, 4. İcmâ-ı ümmettir.
1. Kitâb,
2. Sünnet..
İslâm'ın ortaya koyduğu bütün dinî ve şer'î hükümler, bu iki kaynaktan alınmıştır. Bu kaynaklardan başka hiçbir esastan ve kanundan, İslâmî bir hüküm alınmış değildir.
Bu iki temel kaynaktan ayrı, Kıyâs ve İcmâ' adında, iki şer'î delil daha vardır ki, bunlar asıl itibariyle müstakil kaynaklar değildir. Kitab ve Sünnete bağlıdırlar. Şu halde İslâmî hükümlerin hepsi, Kitab ve Sünnetten çıkmıştır.
Şimdi bu kaynakları birer birer açıklayalım:
1. Kitab: Kitabdan maksad, Kur'an-ı Kerîm'dir.
2. Sünnet:  Peygamberimizin söylediği sözlere ve yaptığı işlere Sünnet denir. Bu da üç kısma ayrılır:
a. Kavlî sünnet,
b. Fi'lî sünnet,
c. Takrirî sünnet…
Peygamberimizin sözlerine Kavlî Sünnet; işlerine Fi'lî Sünnet; Sahâbelerden birinin söylediği bir sözden yahut işlediğini gördüğü bir işten, onu men'etmeyip susmalarına da Takrirî Sünnet denir.
Bunların hepsine birden Hadîs denebilirse de, hadis tâbiri, bilhâssa, Peygamberimizin sözleri (Kavlî Sünnet) için kullanılır.
Peygamberimizin sünneti, şer'î delil olan Kur'an'dan sonra mühim bir asıldır. Sünnet, Kur'an'daki dinî hükümlere bir açıklık ve tefsir getirdiği gibi, Kur'an'da olmayan yeni hükümler de koymuştur.
3. Kıyâs:
Kur'an ve Sünnet'e dayanan şer'î ve dinî bir delildir. Kıyâs, bir mes'ele hakkında Kitab ve Sünnette bulunan şer'î bir hükmü, aralarındaki illet(gerekçe) ve sebeb benzerliğinden dolayı diğer bir mes'ele hakkında da vermektir.
Meselâ: Şarabın içilmesi haram olduğu, hem Kitab, hem de Sünnet ile sâbittir. Şarabın haram olma illeti sekr, yani, sarhoşluk vermesidir. O halde şarabın dışında sarhoşluk veren bütün alkollü maddelerin içilmesi de haram olmalıdır. Bu hüküm kıyâs yoluyla ortaya çıkmaktadır. Kıyâsı, ancak müctehid seviyesindeki din ve fıkıh âlimleri yapabilir.
4. İcmâ'-ı Ümmet:
Bir asırda bulunan İslâm müctehidlerinin bir mes'ele üzerinde ictihad yoluyla verdikleri hükümlerinde ittifak etmelerine “İcmâ'-ı Ümmet” denir. Hakkında icma' olan bir mes'ele, şüphesiz ki en kuvvetli bir mes'eledir.
• İctihad Nedir?
İctihad, şer'î bir hükmü, şer'î delilinden çıkarmak için olanca ilmî kuvvetini sarfetmektir. İctihadı yapacak ilmî ehliyete sâhip olan kimseye müctehid denir.
İctihad yapabilmek için Kitabı, Sünneti, Kıyâs'ı, İcma'ı, bütün teferruatıyla ve incelikleriyle bilmek şarttır.
“Bir hâdisenin hükmü Kur'an ve Sünnette açıkça belirtilmemiş ise ictihâda gidilir. Yani, Kur'an ve Sünnet'in ışığı altında hükmünü çıkarmak için cehd ve gayret gösterilir. İctihad yüce dinimizin en büyük meziyyetlerinden biridir. İctihad sebebiyle hayat sahnesinde ortaya çıkan bütün hâdiselerin hükmü beyan edilir. Dînimizin her asrın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir kabiliyete sahip olmasının sebeblerinden biri de budur.” (Halil Günenç-Günümüz Mes'elelerine Fetvalar) ,
Peygamberimiz (a.s.m.), irşatta bulunması ve Müslümanlara dinlerini öğretmesi için Yemen’e birini göndermek istiyordu. Bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra cemaate hitaben, “Hanginiz Yemen’e gitmek ister?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir, “Ben gideyim, yâ Resûlullah.” dedi. Peygamberimiz ses çıkarmadı. Hz. Ömer talip oldu. Peygamberimiz yine ses çıkarmadı. Bunun üzerine Muâz (r.a.), “Ben gideyim, yâ Resûlullah.” dedi. Resûlullah (a.s.m.), “Ey Muâz, bu vazife senindir.” dedi. Sarığını Hz. Muâz’ın başına sardı.
Hz. Muâz, Yemen’de hâkimlik yapacak, halka İslamiyet ve Kur’ân’ı öğretecek, tahsil edilen zekâtı memurlardan teslim alacaktı. Vazifesi ağırdı. Bu sebeple Peygamberimiz ona bazı temel meselelerde tavsiyelerde bulundu: “Sen Ehl-i Kitap’tan bir kavimle karşılaşacaksın. Onların yanına vardığında, önce onları Allah’tan başka ilah olmadığını, Muhammed’in Allah’ın Resûl’ü olduğunu tasdike davet et. Eğer bunu kabul ederlerse, onlara, Allah’ın beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da yaptıkları takdirde, Allah’ın, zenginlerden alınarak fakirlere verilen zekâtı emrettiğini bildir. Bunu da benimserlerse, zekât alırken sakın malların en iyilerini seçme! Mazlumun âhını almaktan çekin; çünkü onun âhı ile Allah arasında hiçbir engel yoktur!” dedi.
Sonra da Muâz’a, “Sana bir dava getirildiğinde ne ile hüküm verirsin?” diye sordu. Muâz (r.a.), “Allah’ın Kitabı’yla.” dedi. Resûlullah, “Onda bulamazsan ne ile hükmedersin?” diye tekrar sordu. Hz. Muâz, “Resûlullah’ın sünnetiyle.” diye cevap verdi. Resûlullah’ın (a.s.m.), “Ya orada da bulamazsan?...” demesi üzerine de Hz. Muâz şu cevabı verdi:
“O zaman kendi görüşüme göre içtihat eder, ona göre hüküm veririm.”
Onun bu cevabı Peygamberimizi çok sevindirdi. “Resûlullah’ın elçisini Resûlullah’ın hoşnut olacağı bir şeye muvaffak kılan Allah’a hamdolsun!” buyurdu.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.