Yukarı Çık

VELİNİN İLMİ - 10

21 Ocak 2019 Pazartesi 12:23:43
141 kez okundu.

Edeb Manası kapsamına giren Talib Haşyetullah tahsili gereği ne yana dönse, ne yana baksa, gözünü yumsa, açsa “ya HÛ ya men HÛ Lâ ilâhe illâ HÛ”nun söz, mana, hal ile hissindedir. Ona imrenen, özenen, Allah için kendine de isteyen “nedir bu hal, nasıl yaparım?” diyene, yol gösterici bir cevaptır ki “EDEB, Ya HÛ.” "Edeb" manayı işaret eder, "Ya HÛ" bu mananın ifadesidir. “Edeb; ya HÛ” birisine kızmak, “müstakilen varım ve muhtarım” iddiasını tatmin etmek amacıyla hücum etmek için söylenmez, söylenirse israf edilmiş olur. Hayr konuş ya da sus! Bu yolda azar olmaz!
Talib bilmelidir ki utanma hissi “Edeb; ya HÛ” haline ulaşıncaya kadar yönetilmesi, önemsenmesi gereken, amaca uygun bir stratejiye ihtiyaç duyar. Utanma hissi Allah’a, Allah için, Allah’tan olmak koşuluyla; yarım yamalak da olsa, az samimi de olsa, takliden de olsa hemen ki hemen devreye sokulmalıdır. Bu konuda ısrarlı ve sabırlı olunmalıdır. Velayet yolunda veliyi taklit teşvik edilen bir haldir. Tıpkı konuşmayı öğrenmek için büyüklerin konuşmalarını, yürüyebilmek için yürümelerini taklit ederek öğrenen küçük yavru gibi. Bu yavruyu kınamaz, hatta ödüllendirirsiniz. Taklide yardım eder, yol gösterir, teşvik edersiniz. İslâmi yaşantıda öğrenme amaçlı taklitlerin hataları bile yüksek sevaplıdır. "Müstakilen Varım ve Muhtarım" iddialı uygulamalar başka bir taklittir; Allah’ı taklittir ve kınanmıştır. Kınanan taklit budur! Veliyi taklitle Allah'ı taklit etmeyi karıştırmamak gerekir. Diyelim ki birisi benim bir ibadetimi izledi ve şeklen beğendi. Şeklen beğendiği için taklit ehli demek aklına gelmez. Ama (Rabbim muhafaza buyuruver), eğer ben o işi "müstakilen var ve muhtar" iddiam ile yapıyorsam o ibadet taklittir. Kınanan taklit ve taklit ehli budur. Bu Allah’ı taklittir. O yapılan gerçekten Biiznillah idrakla değil, "müstakilen varım ve muhtarım" iddiasıyla kendi istediği içindir.
Utanma hissini bu değerlendirme gayretimiz bize Kur’an'ın öğüdüdür. "Amentü Billahi" diyen talibe Allah’tan ittika edin buyrulur. Kur'an diliyle ittika, sakınmak ve takva sahibi olmak manalarına gelir. İki mana birlikte değerlendirilirse "takva sahibi vasfıyla Allah’tan sakının" anlamı çıkar ki, "Allah’tan utanın" demektir. Allah’tan takva sahibi vasfıyla sakınanın Allah’tan utanan beden dili, sadrının rengi Kur’an'da Allah'ın Boyası ve Takva Libası olarak ifade edilmiş, talib için en hayrlı libas olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla talib hangi idrak seviyesinden Kur’an'ı okursa okusun, “ittika” kelimesini "utanmak" olarak değerlendirirse, "Allah’tan ittika edin" öğüdü olan ayetleri "Allah’tan utanın" ameline çevirebilir ve ayetin öğüdünü ötelemeden anlaması kolaylaşır ve Allah’tan ittika etme ameline ait yedi harften, yedi manadan birisini uygulayabilme imkânını bulur. Çünkü: Euzü billahi mineş şeytanir raciym, Bismillahir Rahmanir Rahiym "Ve men yettekıllâhe yec’al lehu mahracen. Ve yerzukhu min haysu lâ yahtesib: Kim Allah’tan ittika ederse (Allah’tan utanırsa) Allah onun için bir çıkış yolu oluşturur ve onu hiç ummadığı bir taraftan rızıklandırır." (Talak 2, 3) Bu iki ayetin zikrullahı, dille söylenmesi çok makbuldür. Ancak öğüdünü yapmak, "Allah’tan utanmak" başkadır. "Kim utanırsa" buyruluyor! "Kim şu kelimeleri, şu esmaları şu kadar sayarsa" değil! Kim Allah'tan utanırsa..; hiç hesap etmediği, hiç ummadığı bir yerden Allah ona bir çıkış yolu verir.
Ahirete manalarımızla gideceğimiz için bizdeki bilginin manaya dönüşmesi gerekiyor. Bu sebeple bazı önemli manaları sizlerle tefekkür ettik. "Velinin İlmi" olan fıtrat üzere manalarını, insana has "zaman" manasını tefekkür ederek tamamlıyoruz inşaAllah. İnsana ikram edilmiş bir mana ondaki Zaman Hissi'dir. "Zaman" kimlikli mana tam tanımlayamadığımız, kendimizi içerisinde bulduğumuz bir hissimizdir. Zaman hissi bir mekânın şartlarının tanımına mahkûm edilerek tarif edilirse, bu yanlış yüzünden konu "zaman vardır/yoktur" tartışmasına dönüşür, bu da bizi doğruya götürmez. Zaman kimlikli manaya hürmet göstermek gerekir, çünkü Efendimiz (SAV) bir hadislerinde "Dehr’e küfretmeyin, çünkü Dehr Allah demektir" buyurmuşlardır. Dehr zaman manasına gelir ama farklı bir tarifi var, göreceğiz. İnsan 1: “İnsan üzerinden anılır bir şey olmadığı halde Dehr’den uzun bir süreç geçmedi mi?” Ayette geçen Dehr’in genel kabul görmüş tanımı şöyledir: Âlemin varlığının başlangıcından sona ermesine kadarki müddet, Zaman-ı Küll, Tüm Zaman. Zaman manası "Dehr" için kullanılabileceği gibi Dehr'in içindeki kısımlara da kullanılmaktadır. Manzarayı netleştirmek için Casiye Suresi 24. ayete de bakalım: "Dediler ki: 'O (yaşantımız) ancak dünya hayatımızdan başka değildir. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak dehr helâk eder.' Bununla ilgili onların bir ilmi yoktur. Onlar sadece zannediyorlar."  
Ayet Dehrîler'i uyarmakta ve kınamaktadır. Dehrîler dünya hayatı zaman dilimini gözleri gördüğü için kabul etmişler, ahiret hayatını içeren zaman dilimini reddetmişlerdir. Çünkü kendilerindeki zaman hissini “müstakilen var ve muhtar" iddia ile değerlendirmişler, bu zanlarını inanç hükmüne çevirmişlerdir. Bütün bunları yaparken Dehr’in gücünü de fark etmişler, çekip çevirenin, yücelten veya helak edenin Dehr olduğu zannıyla, Dehr'e "müstakilen var ve muhtar güç" vasfı yüklemişler, yani Dehr’i ilâh edinmişlerdir. Allah’ın varlığını örtmüş olarak, helâk olmalarının sebebi “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiaları olmasına rağmen Dehr’i suçlayarak, Dehr’in bir hidayet vesilesi olduğunu örterek küfre girmişlerdir. Dehr gerçeğini sözleriyle saptırıp, zanlarıyla yorumlayarak ona küfretmişlerdir. Oysa Zaman Hissi biz insanlar için, idrakından aciz olduğumuz, şükrünü yapmayı bile düşünemediğimiz bir ikramdır. Bu duygumuzu Asr Suresi'yle pekiştirelim: Euzü Billahi mineş şeytanir raciym, Bismillahir Rahmanir Rahiym. "Vel'asri; İnnel insâne le fî husrin; İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav Bil Hakkı ve tevâsav BisSabr." Sadakallahül aziym. Mealen: "Kasem ederim o Asr’a ki; muhakkak insan bir hüsran içindedir. Ancak iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine Hakk’ı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna!" (Asr Suresi)
Kur’an da bir konuya yemin varsa, o konu üzerinde tefekkür, tedebbür ve tezekküre davet ediliyor, o konuya dikkatimiz çekiliyor demektir. Böylece o konuyla ilgili en azından ilmel yakin bir gayrete girmemiz tavsiye edilir. Sonra dikkat edilmesi gereken husus ise, dünya ve ahiret için yapacağımız gayreti, "konuyu inceleyeyim, tam anlayayım diye ertelemeyin" uyarısıdır. "Kendini kurtarmak için geç kalma, bir an önce gayrete başla" manası taşır. Çünkü inceledikçe idraktan aciz olduğumuzu görecek, sonuna gelemeyeceğiz. Öyleyse "Asr" konusunda tefekkür, tedebbür, tezekkür yapın, yani ilmî hayal kurun, hayalinizi ilmel yakin (derinlemesine) inceleyin ve "Amentü Billahi" diyenlerle beyin fırtınası yapıp kalpleri birleştirin. "Amentü Billahi diyenlerle beyin fırtınası yaparak kalbleri birleştirin" yöntemini uygulayan mübarekler Dehr için demişler ki: "Dehr, Allah’ın kudretine delalet eden her türlü acaiblikleri, gariplikleri içerir. O Ebûl Aceb'tir (Aceb'in babasıdır). Ancak bu Ebûl Aceb Acebûl Acaibât’tır (şaşılacağın en şaşılacağıdır). Bunlardan dolayı, İbnü'l Vakt, yani Zamanın Oğlu olmalısınız." Kişi zaman hakkında tefekkür, tedebbür, tezekkür yaptı ve ulaştığı nokta bu: Zaman dediğiniz şey acebin babasıdır; onda Allah’ın kudretini görebileceğimiz öyle acayiplikler, gariplikler vardır ki. Ama kendisi şaşılacağın en şaşılacağıdır. Böyle dedi, yine de sona gelemedi. Bu yüzden Asr Suresi'ndeki yemin "amel yapmak için beklemeyin, inceleyeyim de amel yapayım" demeyin manasındadır: İman edin ve yapın, sonra vaktiniz olmaz! İman edin ve bir an önce bu ayetleri koyan Rabbinize yönelin. Siz de onun içerisinde “ibnü'l vakt (zamanın oğlu) olun. Sure bize "zamanın oğlu" olmayı öğütlerken "Asr"ın şu manası da vardır: Asr bir şeyin sıkıp suyunu çıkarmak manasına da kullanılır. Bu manasıyla ayet, "zaman nimetini gücünüz yettiğince, son damlasına kadar değerlendirin, fırsatı, zamanı kaçırmayın, zaman ilacını doğru kullanın" diyor.  Ayrıca Asr hemen yanındaki insanla da sıkı ilişkilidir, hatta bu ilişki hayat-memat meselesidir; "asr ve insan" arasında böyle bir ilişki vardır, bu manayı yakalayın. Surede "Vel Asr" ile kastedilen ve üzerine yemin edilen “Asr” ne manayla bize seslenir, o zaman dilimini şöyle tanımlayabiliriz: Halifetullah Yetkili Zaman Dilimi. Asr "Halifetullah yetkili zaman dilimi olan süreç"tir. Müthiş bir şey! Bir zaman dilimi var ki oraya Halifetullah yetkili bir süreç konulmuş; işte Asr! Böyle bir süreç halifetullah vasıflı insana tanınmış ve insan bu sürecin kullanabildiği kadarına “ömrüm” demiştir. "Ömrüm" diyenler iki kısımdır: Biiznillah "ömür" diyenler, "müstakilen varım, muhtarım" iddialı ömrüm diyenler. Bu yüzden uyarıyor: "Halifetullah Yetkili Zaman Dilimi"ni fark edemez de suiistimal ederseniz, haddi aşarsanız, değerlendiremezseniz nasıl bir hüsranda olduğunuzu da yaşadığınız sürece bilemeyeceksiniz! Ey fark eden! Ey "Amentü Billahi" diyen! Halifetullah Yetkili Zaman Dilimi'nin suyunu sık, son damlasına kadar değerlendir. Aksi takdirde hüsrana uğrayanlardan olursun.
Dehr (zaman-ı küll) içerisinde yüksek değere sahip asırlar varsa da bunların hepsi aslında bir asır içindir: Halifetullah Yetkili Zaman Dilimi için! Halifetullah Yetkili Zaman Dilimi'nin kendine tahsis edilen kısmına "ömrüm” diyen zamanın oğlu, kendi asrını dehr içindeki asırlarla değerlendirebilir. Bunun nasıl gerçekleşeceğini öğreten asır Efendimiz (SAV) in yaşadığı Asr’dır. Bu sebepten, Talib “Lâ ilâhe illallah Muhammeden Rasulullah” der ve karşısına Regaip, Miraç, Berat, Kadir, Cuma ve Ramazan ayı geceleri, Cuma günü, gecenin son üçte biri, seher vakti, işrak vakti, kuşluk vakti, ikindi vakti, Hac Arefesi, Hac Gecesi manaları çıkar. Hepsi zaman, hepsi Asr, hep zamana işaret var! Bütün bu asrları kendimizdeki zaman hissiyle, zaman manasıyla anlayabilir, değerlendirebiliriz ki bu, zamanı yine zaman ile değerlendirmektir. "Amentü Billahi" diyen ve bu imana uygun hayat tarzı oluşturanlar, zaman hissinin hakkını verebilir, dünya hayatındaki zaman manasını ahiretteki cennet zamanına dönüştürebilirler. Bu yola girmiş olanlar bilirler ki; dȗniHİ algı ve zanlarıyla, "müstakilen varım ve muhtarım" iddiasıyla yaşanan bir zaman dilimi ahirette cennet zamanına değil, cehennem zamanına tahvil olur. Bu sebepten her fırsatta önce kendilerine sonra inananlar olarak birbirlerine bu Hakk bilgiyi hatırlatır, unutulmamasına özen gösterir ve şöyle derler: “Kesinlikle şehadet ederim ki Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak Allah’tır. Başka Müstakilen Var ve Muhtar olan YOKtur. Başka Müstakilen Var ve Muhtar iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır, yok hükmündedir. Yine kesinlikle şehadet ederim ki Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz O’nun Kulu ve Rasulüdür." Böyle derler ve bu şehadete uygun hayat tarzı oluştururlar ve kendileri için Allah’ın hükmünü “EDEB, Ya HÛ" diyerek beklerler... Böyle de tavsiye ederler... El Fâtiha...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.