Yukarı Çık
Hasan Tahsin Günek

Hasan Tahsin Günek

Özet Osmanlı imparatorluğu döneminde ormanlar uzun yıllar boyu askeri bakımdan ve günlük hayatta halkın ısınma ve barınma amaçlı olarak malzeme temin kaynağı ve hayvan sürülerinin otlatılması için gerekli alanlar olarak görülmüştür. Bu hususların dışında ormanlık alanlara fazla önem verilmemiştir. Tanzimatla birlikte Avrupa’dan getirilen yabancı uzman ormancılık heyetleri ile ormanlara yönelik olarak çeşitli yenilik ve düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır.

TANZİMAT’TAN I. MEŞRUTİYET’E İMPARATORLUK ORMANLARI (1839-1877) -7

10 Ocak 2019 Perşembe 13:37:08
392 kez okundu.

Kütahya Sancağı: Bricogne, Bu bölgenin bilinen ormanları, Frig yaylasının bu bölümünü çevreleyen ve dağınık olan dağlarda dağıldığını, sancakta bulunan dağ silsilelerine özel bir isim verilmediğini, yaklaşık 100.000 hektarlık bir alana yayılan Dyndymene Dağ zincirinin doruğa çıktığı Murat Dağının ise Aizani (Çavdarhisar) yaylasının güneyinde yer aldığını,  Kütahya sancağı çevresindeki daha küçük dağların yaklaşık 35.000 hektar ve sancak toplamının 135.000 hektarlık bir orman varlığı içerdiğini kaydetmektedir.
Yine bu ormanların kendileri açısından daha az bilinir olduğunu, bu dağ eteklerinde bulunan ormanlardaki baskın ağaç türlerinin çam ve ardıç ağaçlarından oluştuğunun söylenebileceğini, Bu Ağaçların uzun olup,  muazzam boyutlara ulaşabildiklerini, odunlarının ısınmak için yeterince iyi olmadığını, ancak marangozluk için kullanılabileceğini kaydeden Bricogne,  Murat Dağın da hala güzel çam ağaçları olduğuna emin olduklarını kaydetmektedir. Adolphe Bricogne, 1877 yılında "Revue des Eaux et Forets" adlı dergide yayınladığı ikinci makalesinde Afyonkarahisar’da bulunan orman varlığına ilişkin ise şu bilgileri vermektedir:
Karahisar Sancağı (Afyonkarahisar) : Bu sancak, 180.000 hektarlık bir orman alanına sahip olarak nitelendirilmekle birlikte, aralardaki üçte bire yakın boşluğun düşürülmesiyle bu alan 120.000 hektara indirilebilir. Yumuşak yapılı ağaçların yaşadığı tüm dağ ormanları, karaçamları ve ardıçlarıyla Kütahya sancağı ormanları ile aynı bitki örtüsü kapsamında değerlendirilir” demektedir.
Bricogne; İhracat açısından ise, yapılan üretimin önemli olmadığını, Karahisar platosunun, Ankara yaylasından daha fazla tahrip edilmiş olan Konya’nın bir kısmının talebini temin ettiğini yazmaktadır. Ayrıca baltalık ormanların katran ve terebentinlerin üretimlerini sağlayan ana hususlardan biri olduğunu, orman işlerinde çalışan nüfusun büyük bir kısmının sadece kereste endüstrisinde çalıştıklarını belirtmektedir.
Son olarak Hüdavendigar Vilayeti ormanlarının toplam kapasitesinin 455.000 hektarı bulduğu, en değerli ürünlerin İmparatorluk donanmasına haiz olduğunu, ticari manada ihracatın ise çok sınırlı olduğu, iç pazarlarda tüketilen ürünlerin çoğundan vergi alınmadığını, sadece çok nadiren de olsa büyük merkezlere taşınan odunlardan vergi alındığını raporunda aktarmaktadır.
Yine Bricogne, “Bu bölgenin ormanları, irtifası 700 metrenin altına düşmeyen ovalara oldukça yakındır. Şimdi, herhangi bir ormanlık alan ortadan kaybolduğunda ve bu kaçınılmaz olarak gerçekleşirse, Galatya'nın Büyük Frigya’nın, Aizani, Uşak, Kütahya, Karahisar gibi ayrıcalıklı bölgeleri, Likonya ve Kapadokya gibi büyük yaylalarının kaderini paylaşacaklar” tespitini yapmaktadır11.
Fransız uzman ormancılarından oluşan ormancılık heyetinin 1866-1877 yılları arasında yapmış olduğu çalışmalar neticesi ortaya çıkan verileri, Afyonkarahisar için ele aldığımızda, 2013 yılı verileri ile Afyonkarahisar’ın mevcut orman varlığının hâlihazırda 170.000 hektar olduğunu da görmekteyiz12.
Osmanlı Devletinin ormancılık alanındaki yapılacak düzenlemeler için davet ettiği yabancı uzman ormancılardan oluşan heyetin yaptığı çalışmalar ve düzenlemeler çok kıymetlidir. Türk ormancılığının temellerinin bu dönemlerde yapılan çalışmalarla atıldığını söyleyebiliriz. “Fransız uzmanların meydana getirilmesini sağladıkları mevzuat “Orman Nizamnamesi”dir. Sonraları bazı ek ve değişiklikler ile günün ihtiyaçlarına uygun hale getirilen bu nizamname 1937 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu kabul edilinceye kadar yürürlükte kalmak suretiyle ne ölçüde canlı bir belge olduğunu kanıtlamıştır. 1869 yılında Padişahın buyruğu ile yürürlüğe konulan bu son nizamname zamanına göre önemli yenilikler getirmiştir”13.
Ancak, Osmanlı Devletinin Kırım Harbinden sonra, özellikle ormanlara yönelik reform çalışmaları yapmak istemesinde, savaş sırasında ilk kez dış borç almak zorunda kalmasının etkisi olduğunu da göz ardı edemeyiz. Çünkü Osmanlı Devleti Kırım Harbinden önce 1798 yılında Napolyon’un Mısır’ı işgali, 1827 Navarin Deniz Savaşı, 1828-29 yıllarında Ruslarla yapılan savaş ve 1830’da Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanması, 1831-41 yılları arasında Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyan ederek oğlu İbrahim Paşa’nın komutasındaki Mısır ordusunun neredeyse İstanbul kapılarına kadar gelmesi ve İmparatorluğun diğer bölgelerindeki isyanlar ile asayiş ve düzenin bozulması, devleti mücadele etmek durumunda kaldığı bu olumsuz durumlar nedeniyle zor duruma sokmuştur. Artan harcamalar zaten sıkıntılı durumdaki Osmanlı kamu maliyesinin iyiden iyiye bozulmasına sebep olmuştu. Bu durum en nihayetinde Kırım Harbiyle birlikte iyice ortaya çıkmış ve Osmanlı Devleti 1854 yılında ilk dış borçlanmasını yapmak zorunda kalmıştır.
Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında, Osmanlı idarecilerinin bunca sıkıntılı hadiseler içerisinde ormanları koruyucu ve düzenleyici yönde reformlar yapmayı en temel amaç edinmekten ziyade, birinci önceliğin dönemin koşulları gereği Osmanlı Devlet hazinesinin bozulan gelir gider dengesine kaynak bulmaya yönelik düzenlemeler yapmayı amaçlamak olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır.
Yüzyıllar boyu orman ürünleri ticaretine yönelik olarak etkili bir düzenleme olmadan elde edilen orman ürünlerinin belli bir mevzuata tabi kılınarak bu ürünlerden elde edilen gelirin vergilendirilmesi suretiyle zor durumdaki hazineye bir kaynak sağlanmak istenmesi en temel hedeflerden birisi olmaktadır.
Yabancılardan oluşan ormancılık heyetinin yaptığı çalışmalardan, yurdumuzda ormanlara yönelik olumsuz müdahalelerinin çok eski dönemlerden beri mevcut olduğu, ormanların sınırsız tükenmez kaynaklar olarak değerlendirildiği, koruma ve geliştirmeye yönelik fazla bir çaba gösterilmediği gibi pek çok sonuçlar da net bir biçimde göze çarpmaktadır.Ancak günümüzde münferit bir takım durumlar yaşansa da ormanların korunması ve geliştirilmesi yönünde ülkemizde bir toplumsal bilinç ve büyük hassasiyet gelişmiştir. (SON)

Yararlanılan Kaynaklar:
11 Bricogne, “Les Forets De L’Empire Ottoman, s.383-384
12Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü, https://eskisehirobm.ogm.gov.tr/Sayfalar/isletme_fidanlik/afyon_isl.aspx erişim tarihi: 05.07.2018
13İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, “Ormancılık Tarihimize Kısa Bir Bakış” Y.Müh. Kamuran Ardıç, Cilt:36, Sayı:1, Yıl:1986, s.101

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.