Yukarı Çık

EHLİ KIBLE VE EHLİ SALÂT TEKFİRLE SUÇLANAMAZ

7 Aralık 2018 Cuma 13:03:47
82 kez okundu.

Ehli kıble ve ehli salât tabiri Kâbe’ye doğru yönelerek namaz kılmanın farz olduğuna inanan değişik mezheplere bağlı bütün Müslümanları ifade etmek üzere kullanılan bir tâbiridr. Ehl-i salât (ehlü’s-sala) tamlaması sözlükte “namaz kılanlar” anlamına gelmektedir. İslâm literatüründe, inanç esaslarını değişik şekillerde yorumlayan farklı mezheplere bağlı bütün Müslümanları ifade etmek üzere kullanılan tabirlerden biridir.
Ehl-i sünnet âlimleri bir insanın Müslüman sayılabilmesi için Allah’tan başka tanrı bulunmadığına ve Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanmanın yanında “zarurat-ı diniye” adı verilen temel İslâmi hükümleri kabul etmeyi de gerekli görmüşlerdir. Ehlisünnet âlimlerince Kâbe’ye yönelerek kılınan namaz, çeşitli hadislerde de vurgulandığı gibi en faziletli ibadet olarak kabul edilmiş ve bu temel hükmü benimsediğini sözleriyle, bazılarına göre ise fiilleriyle ortaya koyan kimseler İslâm çerçevesi içinde kabul edilmişlerdir. (Bkz. Diyanet, İslâm Ansiklopedisi, ‘ehli salât’ ve ‘ahl-i kıble’ md.)
Tekfir, Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi, inkâr özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kâfir saymak demektir. Bir Müslüman’ın kâfir olduğuna hükmedilmesi onu pek ağır dünyevi sonuçlara, müeyyide ve mahrumiyetlere mahkûm etmek anlamına geldiğinden ve tekfirle suçlanan şahıs açısından çok ağır sonuçlar doğuracağından tekfir konusunda çok titiz davranmak gerektiği açıktır.
Yersiz yapılan tekfir, fert açısından ağır sonuçlar doğurmasının yanında toplum hayatında kapatılamayacak yaraların açılmasına, birlik ve bütünlüğün zedelenmesine ve parçalanmaya sebep olur. Çünkü bu durumdaki bir kimse, gerçek durumunu Allah bilmekle birlikte, toplumda Müslüman muamelesi görmez, selamı alınmaz, kendisine selam verilmez, kestikleri yenilmez. Müslüman bir kadınla evlenmesine müsaade edilmez. Öldüğünde cenaze namazı kılınmaz. Müslüman kabristanına gömülmez. Tekfir bu denli ağır sonuçlar doğurduğu içindir ki, Hz. Peygamber Medine toplumunda, münafıkların varlığını bildiği halde onları küfürle itham etmemiş, temelleri hoşgörüye bağlı bir İslâmlaştırma siyaseti izlemiş, pek çok hadiste de “Ben Müslüman’ım” diyeni küfürle suçlamaktan sakınmayı tavsiye etmiştir. Bir hadiste “Kim bir insanı kâfir diye çağırırsa yahut öyle olmadığı halde ey Allah düşmanı derse söylediği söz kendisine döner” (Buhari, “Feraiz”, 29; Müslim, “İman”, 27) buyurulurken, bir başka hadiste de şöyle denilmiştir: “Bir insan Müslüman kardeşine ey kâfir diye hitap ettiği zaman, ikisinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner” (Buhari, “Edeb”, 73; Müslim, “İman”, 26).
Hadislerden de anlaşılacağı gibi bir kimseyi küfürle itham ederken göz önünde bulundurulması gereken husus, o kimsenin küfür olan bir inancı gönülden benimsediğinin iyi tespit edilmesidir. Muhatap küfrü açıkça benimsemiyorsa, onun inanç, söz veya davranışı ile küfre girdiğini söyleme konusunda temkinli olmak gerekir. Hz. Peygamber'in anılan tavsiyelerini göz önünde bulunduran bilginler “ehl-i kıbleden olup da günah işlemiş bulunan bir kimseyi bundan dolayı tekfir etmemeyi” Ehl-i sünnet'in temel prensipleri arasında zikretmişlerdir. (Diyanet İlmihal, I/ 79-80) (Ayrıca Tekfir ve tekfirle suçlama için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi Ankara: TDV, 2011. 40. c. s. 350 ve devamına bakınız)
 Şu kadar var ki, iman ve itikat esaslarını belirleyen Allah ve Resülü olduğuna göre, Kur’an ve sünnette küfür kabul edilen ve âlimlerimizce de açıklanan kıstaslar temel ölçümüz olmalı. Dolayısıyla bir kimsenin söz, fiil ve tavırlarında zahir olan açık küfür alametlerinden sonra, o kimseyi Müslüman kabul etmek veya o filleri islama uygunluğunu kabul etmek de, bir kimseyi tekfir etmek kadar tehlikelidir. Temel ölçü, Allah ve Resülünün ak dediğine ak, kara dediğine de kara demektir. İmanın ikisinin arasında bir tonu da yoktur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.