Yukarı Çık
Hayriye Caner

Hayriye Caner

Afyonkarahisar’ın 500 yıllık geleneği Şifalı Aşure Geleneği ve bu geleneği başlatan büyük zat Sultan Divani hazretlerini anlatmıştık. Mevlana'nın 7'nci kuşak torunu Sultan Divani Mehmet Çelebi hakkında bugünlere kadar ulaşan bilgilerden sizlere aktarmaya devam ediyoruz.

SULTAN DİVANİ - 3

6 Ekim 2018 Cumartesi 12:10:35
33 kez okundu.

Afyonkarahisar’ın 500 yıllık geleneği Şifalı Aşure Geleneği ve bu geleneği başlatan büyük zat Sultan Divani hazretlerini anlatmıştık.  Mevlana'nın 7'nci kuşak torunu Sultan Divani Mehmet Çelebi hakkında bugünlere kadar ulaşan bilgilerden sizlere aktarmaya devam ediyoruz.
Sultan Divani’nin Tasavvufî Kişiliği
Babası tarafından veliahd tayin edilen ve şeyhlik makamına oturtulan Dîvâne Mehmed Çelebi, denilebilir ki Mevlevîlik tarîkatinin Bânî-î Sânîsidir (İkinci Kurucusu).O, vecd ve istiğraka dalmış cezbeli bir şeyh, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde büyük yararlılıklar gösteren bir alperen, Yavuz ve Kânûnî başta olmak üzere bir kısım üst düzey devlet ricali üzerinde etkili olmuş bir siyaset ve teşkilat adamıdır. Hayatı ile ilgili bilgi veren kaynaklarda, bilhassa mürîdi Şâhidî İbrahim Dede’nin Gülşen-i Esrâr adlı eserinde, yaptığı faaliyetler ve kerametleri hakkında bilgiler vardır.
Şâhidî İbrahim Dede, Dîvâne Mehmet Çelebi’ye intisabını ve birlikte yaşadıkları bazı hadiseleri şöyle anlatır. “…ben de ona uydum, yokluk denizine daldım. Daima önünde yalınayak koşardım. Yolda üzengilerine pabuç asılmış bir at verir, binmemi emrederdi. Binsem bile biraz sonra iner, ayaklarımdan pabuçları çıkarırdım. O, benim atımı bir abdala verir, ‘sakın kimse binmesin’ der, yedekte çektirirdi. Bir an bile bensiz olamazdı. Lutfeder de ‘Şâhidî’ ,derdi, ‘Neden böyle cefâlar ediyorsun, neden yaya yürüyorsun, neden ayakların yalın? Gönlüm inciniyor, acıyorum sana.’ Bense: ‘Ey şâh-ı velâyet, ayakkabılarımla senin bastığın yollara basamam ben’ derdim. Bunu duyunca: ‘Ah Şâhidî,yaktın beni’ derdi.
Teşkilatçılığı
Dîvâne Mehmet Çelebi’nin, katıldığı seferler dışında yaptığı seyahatler de dikkatleri çekmiş ve bu faaliyetleriyle Mevlevîliğin kurumsallaşması bakımından çok önemli gayretler göstermiştir. Bu faaliyetlerin devrin ulaşım imkânları göz önüne alınarak değerlendirilmesi halinde yapılan hizmetlerin kıymeti ve büyüklüğü daha iyi anlaşılacaktır.
Sultan Dîvânî Tarafından
Açılan Mevlevîhaneler
Burdur, Galata(İstanbul), Eğirdir, Muğla, Sandıklı, Bağdat (Irak), Cezayir, Kahire (Mısır), Lazkiye (Suriye), Midilli (Yunanistan), Sakız (Yunanistan).
DESTÎNA VE GÜNEŞ HATUN’lar
Mevlevîhâne’de 17. yüzyılda mütevelli (idareci) olarak görev yapmış bayan çelebilerdir. Afyonkarahisar Mevlevîhanesi’nde, hanım idarecilerin de bulunduğu bazı kaynaklarda zikredilmektedir. Bu münevver hanımlardan birisi Sultan Dîvânî’nin torunlarından Şah Mehmet Çelebi’nin kızı Destînâ Hanım; diğerleri ise Güneş Hân-ı Kübra ve Güneş Hân-ı Suğra’dır.
Destînâ Hâtun:(1553-1630)
Mehmet Ziya Efendi’nin bildirdiğine göre, Sultan Dîvânî’nin torunlarından birisi olan Destînâ Hatun’un babası Şah Mehmet Çelebi’dir. Destînâ Hâtun’un mevlevîhânedeki mütevelli görevi dokuz yıl kadar sürmüştür. Çok üstün özelliklere ve yüksek ahlaka sahip olan Destînâ Hâtun’un  kabrinin, mevlevîhânede Hızır Şah’ın ayak ucunda olduğu belirtilmektedir.
Aynı zamanda hafız olan Destînâ Hâtun, hayatının büyük kısmını ilim tahsiline harcamış, Mesnevînin hikmetlerini öğrenmiş ve aynı zamanda başkalarına da öğretmekle meşgul olmuştur.
Güneş Hân-ı Kübra
Doğum tarihi belli değildir. Çelebi Küçük Mehmet Efendi’nin kızı Güneş Han-ı Kübra’nın halk arasındaki saygınlığı, erkek şeyhler kadar kuvvetli idi. Güneş Hatun, Arapça ve Farsça’yı çok iyi derecede bilen bir çelebidir.17. yüzyılda  vefat ettiği sanılan Güneş Hatun’un kabri, mevlevîhânenin türbe bölümündedir.
Güneş Hân-ı Suğra
III. Muhammed Arif Çelebi’nin kızıdır.1615-20 yıllarında doğduğu düşünülmektedir. Uzun yıllar vakıf mütevelli heyetinde bulunmuştur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.