Yukarı Çık
Yılmaz DÜNDAR

Yılmaz DÜNDAR

OYALANMAYI BIRAKIN, ALLAH'A SECDE EDİN, O’NA KULLUK EDİN

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI - 24

14 Temmuz 2018 Cumartesi 12:15:05
50 kez okundu.

OYALANMAYI BIRAKIN, ALLAH'A SECDE EDİN, O’NA KULLUK EDİN
Rabbimiz Necm Suresi 56-62. ayetlerde bizi böyle uyarmıştı: Bu uyarıcılardan bir uyarıcıdır, kıyamet yaklaştı. Onu Allah’ın dışı var zannıyla oluşturduklarınızdan bir keşfedecek, sizi ondan kurtaracak yoktur. Siz bu Kur’an’a şaşıyorsunuz, ayetler sizi hiç etkilemiyor, oyalanıp duruyorsunuz. Haşyet duyun, Allah'a secde edin, Ona kulluk edin. Sizi böyle uyarıyoruz ama siz Fatiha'da “Mâliki YevmidDiyn” derken bu uyarı size hiç tesir etmiyor. Bu ayetleri okuduğunuz, duyduğunuz halde gülüyorsunuz, ağlamıyor, hiç etkilenmiyor, oyalanıp duruyorsunuz. Oyalanmayı bırakın, Allah'a secde edin, O’na kulluk edin...
“Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.” (A’lâ-16)  
“Hayır! Bilakis siz acile’yi (dünyayı) seversiniz; ahireti bırakırsınız.” (Kıyamet; 20, 21)
“Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.” (İnsan-27)
“Hâlbuki ahiret daha hayrlı ve daha kalıcıdır.” (A’lâ-17)
“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka birşey değildir. Bilfiil korunanlar için ahiret yurdu daha hayrlıdır. Hâlâ akletmeyecek misiniz?” (En’am-32)
“De ki: “Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, azim (bir) gün’ün azabından korkarım.” O gün kimden (azab) çevrilip savılırsa, hakikaten ona (Allah) rahmet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.” (En’am; 15, 16)
“Fakat onlar O Saat’i de yalanladılar. O Saat’i yalanlayanlara saıyr’i (alevli bir ateşi) hazırladık.” (Furkan-11)
“Muhakkak ki O Saat elbette gelecektir; onda kuşku yoktur. Fakat insanların ekseriyeti iman etmez.” (Mü’min-59)
“Eğer” diyorlar; “doğru iseniz, ne zaman (gerçekleşecek) bu tehdit?” (Enbiya-38)
“Ona iman etmeyenler, onu acele isterler. İman edenler ise, ondan müşfiktirler (korku ile ürperirler) ve bilirler ki; o kesinlikle Hakk’tır. Dikkat edin, O Saat hakkında tartışanlar, muhakkak uzak bir dalâl içindedirler.” (Şûra-18)
İNSANIN ACELESİ NE İÇİNMİŞ, NEYE ACELE EDİYORMUŞ? ATEŞE! TELAŞLA ATEŞE! OYSA ACELE EDECEĞİMİZ ŞEYLER BAŞKA
"Acele istemek" halini biraz açalım. Ayetteki “sizin acele istediğiniz” ifadesini anlamaya çalışalım. Onun manalarından birisi Efendimiz (SAV)’e itiraz etmektir, itiraz ettiklerini göstermek için "madem böyle bir saat var diyorsun, hadi göster, hadi getir" diyorlar, acele ediyorlar. Bunu günümüze getirelim: Acaba biz de böyle diyor olabilir miyiz? Biz kime “hadi göster, hadi acele et” diyoruz? Onu bugün nasıl diyoruz veya biz nasıl acele ediyoruz? Ayeti ötelemeyin. Ayet o zamana aittir diye ötelerseniz kendimize amel çıkaramayız! Kendimize amel çıkarmak için soracağız; ayet bize ne diyor? Ve bugün için cevabını bulacağız! Evet, o gün öyleydi, bugün nedir? Ve her iki mânâyı birleştireceğiz.
“İnsanı acel’den (aceleci) yarattık” (Enbiya-37)
Demek ki insanlar aceleci. Peki, böyle yaratılan insan nasıl acele eder, insanlar bu aceleciliklerini nerede kullanır? Dikkat edin, insan dünya işlerinde acelecidir! Onu cehenneme götürecek her şey için aceleyle koşuyor. İnsanın acelesi ne içinmiş, neye acele ediyormuş? Ateşe! Telaşla ateşe! Onu ateşe götürecek şeyin peşinden koşup duruyor, ateş için acele ediyor. Acele ettiğiniz şey, aceleyle biriktirdiğiniz şey budur! Onlar Efendimiz’i zorda bırakmak için hem sözle hem de yaşantıyla acele etmişler, “getir bakalım o anı” diyorlar! Ama ayette geçen “acele istemek” bugün bizim için de geçerli; hâlâ acele ediyoruz! İnsan o gün de bugün de sürekli acele ediyor; bir aceleyle kendine ateş biriktiriyor. Oysa asıl nerede acele etmek gerekiyor bakın. Onu hadislerden öğreniyoruz: Hayr işinde, ibadette, salât ikame etmekte acele edeceğiz, “acele”yi Allah yolunda kullanacağız. Allah’ın bizi aceleci yaratması, ateş için aceleci olalım diye değil! Bize verilmiş olanı yanlış yerden yani zulmetten alıp nura, Hakk'a hicret ettirelim diye, acele yanımızı hayr işlerinde kullanalım diye. Öyle yapmalısınız; size verilmiş olanı zulmetten alıp hicret ettirmelisiniz, acele eden yanınızı hayr işlerinde kullanmalı, üç beş düşünüp bir yapan yanınızı ise dünya işlerinde kullanmalısınız. Biz tersini yapıyoruz, ahiret işlerini üç beş düşünüyoruz: Namaza gitsem mi gitmesem mi, Oysa dünyayı hiç düşünmeden koşup acele yapıyoruz. Ters! Düzüne çevirelim inşaAllah!
HZ. MUSA’DAN BİZE ÖRNEK
“Kâfir olanlar, gözlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları, kendilerine yardım dahi edilmeyeceği zamanı bir bilselerdi (böyle acele isterler miydi)?” (Enbiya-39)
“Andolsun ki; biz, Musa’yı ayetlerimiz ve sultan-ı mubiyn ile irsal ettik, firavun ve mele’sine... Onlar firavun’un emrine tabi oldular. (Oysa) firavun’un emri reşiyd değildir. (Firavun) kıyamet günü kavminin önüne geçip önderlik eder. (İşte) onları nar’a vardırdı. O varılan yer ne kötü bir yerdir.” (Hûd; 96-98)
“Musa dedi ki: Muhakkak ki; ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbir’den benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz’e sığınırım.” (Mü’min Sûresi-27)
Hesap Günü’ne iman etmeyenlerin nasıl şerli bir hayatı olacağını, o halden ve onlardan nasıl korunmak gerektiğini Hz. Musa aleyhisselam bize bildirmiş oluyor. Çünkü Rabbi O’na dedi ki:
“Muhakkak ki; Ben, evet Ben Allah’ım. La ilahe, illa ENE (illa BEN). Bana kulluk et ve Benim zikrim için salâtı ikame et. Muhakkak ki, O Saat gelecektir; her nefs sa’y ettiğiyle cezalansın diye. Az kalsın onu (Kendimden) gizleyeceğim. Ona iman etmeyen ve hevasına tabi olmuş kimse ondan (kıyamet gerçeğine göre yaşamaktan) seni alıkoymasın. Sonra helak olursun.” (Ta-Ha; 14-16)
Bu uyarıdan sonra Hazreti Musa aleyhisselam diyor ki: Bu inanmayan(lar)ın şerrinden Allah’a sığınırım. Çünkü on(lar)a uyarsam beni helak edecek(ler)...
“O gün kâfir olanlar ve Rasûlullah’a asi olanlar, (arz’a geçirilip) yerle bir olmayı temenni ederler. Allah’tan bir sözü de gizleyemezler.” (Nisa-42)
“Doğrusu biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin (kendine) ne takdim ettiğine bakar ve kâfir olan şöyle der: Keşke toprak olsaydım.” (Nebe-40)
“Keşke (ölümle) iş bitmiş olsaydı.” (Hâkka-27)
İNSANLARIN “KEŞKE TOPRAK
OLSAYDIM” DİYECEKLERİ GÜN
Bu ayetleri birkaç cümleyle özetleyelim. Hakikati fark eden kâfirler, fark etmenin artık işe yaramayacağı o anda arza geçirilip yerle bir olmayı temenni ediyorlar. Nisa-42’deki arza geçirilme, yerle bir olma temennisi ile Nebe-40’taki “keşke toprak olsaydım” yalvarışı aslında aynı arzudur! “Toprakla beraber yok olma” talebi ile “Arz’a geçirilip yok edilme” isteği aynı mânâdır. Hakka-27’deki “keşke ölümle iş bitmiş olsaydı” arzusu da, o da aynı mânâda bir taleptir, vurguladıkları şey aynıdır: Sorumsuz olalım! Sorumlulukla yaratılmamış olanın halini istiyor, toprak olmak istiyor? Çünkü bir sorumlulukla yaratılmayanların durumu farklıdır. O gün sorumluluğu olanlar devam edecek, Hesap Günü’ne onlar ilerliyor. İnsan bunu gördüğü için diyor ki; "keşke TERCİHİM (böyle bir yetkim) olmasaydı! Ben de tercihi olmayanlar gibi, dünyada yaşamış sonra da toprağa karışmış, silinmiş olsaydım!" diyor. İnsanların “keşke toprak olsaydım” diyecekleri Kıyamet Günü öyle dehşetli, öyle zor, öyle azim bir gün ki! İşte biz "Mâliki YevmidDiyn" ayetiyle bütün bunları anlamaya çalışıyoruz. Din gününü, ceza gününü, hesap gününü tanımaya, zihnimizde canlandırmaya ve bunu da ayetlerle yapmaya çalışıyoruz. Yöntemimiz gereği konuyu tamamen ayet ve hadislerden bir kompozisyonla vermeye çalışıyoruz.
DİNLEDİĞİMİZ AYETLER BİZE “ŞÖYLE
DAVRANIN, ŞÖYLE YAPIN” DİYOR AMA BİZ ANLAMADAN DİNLEDİĞİMİZ İÇİN BİLMİYORUZ. BU KONUDA SORUMLULUĞUMUZ VAR
Din Günü’nü anlatan bu ayetleri görüyorsunuz, ayetler hemen anlaşılıyor, anlamak için derin mânâlar gerekmiyor. Ancak şöyle de bir durum var: Biz, ayet ve hadislerden oluşan uzun paylaşımlara çok alışık değiliz, peş peşe çok ayet dinlemek çok alışmadığımız bir tarz. Biz daha çok Kur’an ayetlerinin orijinal halini okumaya, Kur’an ayetlerini okuyanları dinlemeye alışığız. Kendi dilimiz Arapça olmadığı için sözleri olmayan bir müziği dinler gibi Kur’an dinliyor, onun verdiği huşûyla, o duyguyla tatmin olmaya çalışıyoruz. Oysa dili Arapça olanlar veya Arapçayı çok iyi bilenler bu açıdan şanslılar, onlar bizim gibi değiller. Onlar ayetleri dinlerken, günlük yaşantıdan aşina oldukları kelimeler nedeniyle ayetleri kısmen anlayarak dinliyor, bu yüzden peş peşe ayet dinlerken mânâlarıyla dinlemeye alışmış ve çok güzel bir alışkanlık edinmiş oluyorlar. Biz onlar gibi anlayarak peş peşe ayet dinlemeye çok alışık değiliz. Biz güftesiz bir müziği uyuyarak dinler gibi dinlemeye, onun verdiği huşûya, rahatlığa alışmışız. Elbette bu da çok güzel, bu da sevap ama bir güftesi yok. Sözlerini anlamadan, mânâsı olmadan dinlediğimiz için birisi bize “ne dinlediysen onunla amel et” dese, ne yapacağımızı bilemeyiz. Bir şey anlamadık ki amel edelim! Dinledik, bir güzel psikolojik rahatladık, ameli bu! Dinlediğimiz ayetler bize “şöyle davranın, şöyle yapın” diyor ama biz anlamadan dinlediğimiz için bilmiyoruz; maalesef böyle bir noksanımız var. Rabbim vereceği başka nimetlerle inşaAllah bu noksanımızı giderir. İslamiyet sırf nimet olduğu için, bu tür noksanlıkların bile avantaja dönüştüğü durumlar vardır, Allah’ın bizlere öyle nimetleri ve ikramları da vardır. Hatta o ikramları görüp yaşayınca kişi “iyi ki böyle bir noksanım varmış” bile diyebilir. Ancak Allah’ın ikramlarının cazibesi ve cezbesiyle söylenebilecek böyle bir cümle, bizim her gün az da olsa daha ileride olma sorumluluğumuzu kaldırmaz. Mesela Kur’an’ı orijinal harfleriyle okumayı bilmiyorsak, onu orijinal harfleriyle öğrenme sorumluluğumuzu kaldırmaz, Kur’an’ın dilini öğrenmek gibi bir hedef koyma gayreti ve duamızı yok etmez. İnşaAllah Rabbim hem bu noksanlarımızı giderir, hem o nimetlerini lutfeder (âmin). Noksanlıklarımızı da lütfuyla, nimetiyle tamamlarız inşaAllah. Rahıym isminin içi o kadar hediyelerle doludur ki, eğer iman nuru taşıyorsanız, orada her mü’mine göre bir hediye vardır. Mutlaka vardır...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.