Yukarı Çık

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI - 22

12 Temmuz 2018 Perşembe 13:54:34
52 kez okundu.

SANKİ GÖRMÜŞ GİBİ NASIL İNANIR VE NASIL YAŞARIZ, ARTIK BUNU BULACAĞIZ
Ayetler bizden ahirete görüyor gibi inanmamız ister, yani "ikan" ister. Din Günü’ne inanmak için ahirete iman gerekiyor ama bu başlangıç! Ahirete iman potansiyeli başlangıç için şart. Bu potansiyel açılacak bir tohum, bu iman tohumu açılınca ikan oluşacak. Bu yüzden bizden ikan istenir. Kur’an ahirete iman değil ikan istiyor: Kişideki ahirete iman potansiyeli işe başlaması içindi. Başladı, Kur’an’ı öğrendi, Kur’an ona Din Günü’nü anlattı, bu gibi tefekkürlerle Din Günü’nü gördü ve onda iman tohumu açıldı, artık o gözüyle görmüş gibi inanmayı öğrenmeli. Sanki görmüş gibi nasıl inanır ve nasıl yaşarız, artık bunu bulacağız. Bu yüzden Kur’an ahirete "iman” değil “ikan” istiyor. Bu konuda bir tarif yapan şu üç ayet aynıdır: “Ve onlar ahiret boyutuna ikan halindedirler.” (Bakara-4, Neml-3, Lukman-4) Bu ayetler “iman” demiyor, “onlar ahirete ikan halindedir” buyuruyor. Zaten ahirete iman ettiği için tâbi olmuştu. Şimdi artık ikanı öğren diyor. Onu öğreneceğiz. Gözle görmüş gibi ahirete iman etmeye ikan denir. Sanki görmüş gibi, sanki biliyor gibi ahirete iman edersek ikan olur. Kur’an bunu istiyor, buna gayret edeceğiz. Çünkü ancak o zaman gerekli korkuyu yaşayabiliriz. Yine Kur’an gerekli korkuyu yaşamamızı istiyor. Gerekli o korku ancak ikanla yaşanır.  
SAHİBİ YEMİN EDİYOR:
 İKAN OLURSANIZ ANDOLSUN
CEHENNEMİ MUTLAKA GÖRÜRSÜNÜZ
“Hayır! Keşke ilmel yakin (olarak ölmeden önce) bilseydiniz. Andolsun, cahiym’i (cehennemi) mutlak görürdünüz (görür gibi yaşardınız). Sonra yemin olsun o (cehennemi) mutlaka aynel yakıyn göreceksiniz.” (Tekasür; 4-6)
Bu ayette ikanın bize sağlayacağı şeyi görüyoruz, ikan halinin bizde ne yapacağını, ne oluşturacağını öğreniyoruz. Diyor ki: Bu işi ilmel yakîn yani ikan olarak bilseydiniz çok değişik olurdu, onu görürdünüz!
Ahirete iman bizde önce “duymal yakîn”dir, yani sizde o potansiyel varsa önce onu duyarsınız. Duydunuz, bunu ilerletirseniz “ilmel yakîn” hal gelir. İlmel yakîn halinde, onu görmediğiniz halde görmüş gibi bilmek vardır. İlmel yakîn ilerlerse “aynel yakîn” yaşanır ki; bizzat onu görmektir. Nasib olur da lutfedilirse aynel yakînden sonra “hakkal yakîn” hal yaşanır ki o, içinde olmaktır. Onu uzaktan görmeniz ama görmeniz aynel yakîn idi, şimdi tam işin içindesiniz. O işin bir parçası oldunuz, o gördüğünüz şeyin bir parçasısınız artık: Bu hakkal yakîn bilmektir; yaşayarak bilmektir. Örneğin biz ölümü ilmel yakîn biliyoruz değil mi? Çünkü ölenleri sürekli görüyoruz. Bu ilmel yakîn bilmektir. Çünkü henüz ölmedik. Azrail'i görünce anlarız ki öleceğiz; o iş bize o an aynel yakîn olur. Ve öldük, ölümü hakkal yakîn bildik; yaşayarak bildik. İlmel yakîn, aynel yakîn, hakkal yakîn halleri inşaAllah anlaşılmıştır. Ölümü duymal yakîn değil doğrudan biliyoruz, ilmel yakîn biliyoruz, yani çok iyi biliyoruz. Duyduk ki ölüm varmış, insanlar ölüyormuş diyemeyiz, çünkü bizzat ve tek gerçek olarak görüyoruz, doğum ve ölümü hayatta tek gerçek olarak görüyoruz. Bu da duyduğumuz, tefekkürle anladığımız bir şeyi değil doğrudan ilmel yakîni getiriyor. Ölüm gerçeğini bilip dururken ölüm meleğini gördük, sıranın bize geldiğini anladık, işte o an aynel yakîn; ölüm karşımızda duruyor. Aynel yakîn anlıyoruz ki biraz sonra... Ve ölümü yaşadık. Bu da o işin hakkal yakînidir. Dolayısıyla ayet, “ölmeden önce bu işi ilmel yakîn bilseydiniz, yani ikan olsaydınız, andolsun cehennemi mutlak görürdünüz ve onu görmüş gibi yaşardınız” diyor. Sahibi yemin ediyor: İkan olursanız andolsun cehennemi mutlaka görürsünüz. Onu görmüş gibi yaşarsınız, bu da sizi kurtarır.
Manzarayı tanımlamaya şöyle devam ediyor: “Zaten sonra, yemin olsun, cehennemi mutlaka aynel yakîn göreceksiniz.” Aynel yakin görmek uzaktan görmektir. Diyor ki, onu uzaktan mutlaka göreceksiniz. Allah muhafaza ediverir inşaAllah, bazıları onu yakından görecek, hakkal yakîn görecek. Ama cennetle müjdelenen gruptaysanız bile onu aynel yakîn göreceksiniz. Fakat sizi çekip alacaklar, kurtaracaklar, kurtulacaksınız inşaAllah. Bir de hakkal yakîn onu yaşayacaklar vardır, gördüğü o manzaranın içine çekilecekler vardır, onlar onu bizzat yaşayacak. Yani bir de o halle hâllenip onun içinde, göbeğinde olmak var. Bize deniyor ki; aynel yakîn göreceğiniz cehennemi şimdi dünyada yaşarken ikan olarak yani ilmel yakîn görürseniz, bu görüşün sizde oluşturacağı korkuyla o gerçeğe göre yaşarsınız, ondan korunur ve kurtulursunuz. Bu, ahirete ikan halinde iman edenlere idi, bir de hiç ahirete iman etmeyenler var!
BİR DE “YALANLAYANLAR” VAR
Ahirete iman etmeyenleri Kur’an "yalanlayanlar" olarak da tanımlar. Onlar neyi yalanlıyor? Özellikle yeniden yaratılışı, O Saat’i, Din Günü’nü ve YevmidDiyn’i yalanlıyorlar. Kur’an’da bu açıdan iki grup vardır: Din Günü’nü tasdik ederek gereği gibi yaşayanlar ve O Gün’ü yalanlayanlar. Bir grup o günü yalanlıyor ve uydurduğu zanna göre yaşıyor. Diğer grup din gününü tasdik ediyor, onu görmüş gibi ikan olarak ona inanıyor ve ilmiyle gördüğü bu hakikate göre de yaşıyor, yaşama gayretine giriyor. Kur’an-ı Kerim’de dikkat ederseniz görürsünüz ki ayetlerde “Mâliki YevmidDiyn” ile ilgili anlatımlar hep bu iki grup üzerinden yürür.
“Andolsun ki; onlardan öncekileri de fitne etmişizdir. Allah elbette sâdıkları bilecek ve elbette yalancıları da bilecek.” (Ankebut-3)
"ALLAH’IN BİLMESİ" NE DEMEKTİR?
Anlıyoruz ki bu Allah’ın bilmesi için. "Allah’ın bilmesi" ne demektir bunu anlamak zorundayız. Bu mânâyı yanlış anlarsak Allah’a karşı edeb dışı iş yapmış oluruz. “Allah’ın bilmesi”ni detaylı olarak “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn” ayetinde göreceğiz. Bu hayat bir imtihandır. Ayet diyor ki; biz onları da onlardan öncekileri de fitne ettik, yani onları da öncekileri de imtihan ettik, ikileme düşürdük. Önünüze iki soru koyduk, birini işaretleyin diye. Bunu niye yaptık? Allah sâdıkları da yalancıları da bilecek diye! Sâdık olan neye sâdıktır acaba? “Kâlû belâ”daki yeminine, o sözüne sadıktır. Allah sâdıkları ve yalancıları bilsin diye fitne ettik, onları imtihana tabi tuttuk ifadesindeki “Allah’ın Bilmesi”ni bir cümle ile yerine koyalım ki yanlışa düşmeyelim. Allah her şeyi bilen değil midir? Ve her şeyin hükmünü veren Allah değil midir? Öyleyse O’nun sonradan bilmeye ihtiyacı var mıdır? Demek ki ayetteki “Allah bilecek” başka bir mânâ ki onu arayıp bulmalıyız. “Sen bir iş yap, Allah da görsün, öğrensin” bakışıyla yaklaşılırsa Allah bilmiyor pozisyonuna düşürülmüş olur. “Sen o işi yapınca Allah görecek ve bilecek” diye düşünen (Sübhan)Allah’ı noksan yapmış ve O’nu noksan sıfatla sıfatlamış olur. Sen daha o işi yapmadan ezelde Allah biliyor. Senin ne yapacağını ezelde o işin hükmünü vererek, takdir ederek bilen Allah, senin yapacağın işi öğrenmek için bekler mi? Dolayısıyla Allah bilecek, hayatın imtihan olmasıyla ilgili bir mânâdır.  
AYETLERİ TEFEKKÜR EDELİM
“Fakat onlar o saati (kıyameti) de yalanladılar... O saati yalanlayanlara saıyr’i (alevli bir ateşi) hazırladık.” (Furkan-11)
“Onlar Diyn Günü’nü yalanlarlar; onu ancak haddi aşan günahkâr yalanlar. Ona ayetlerimiz tilavet olunduğunda; ‘evvelkilerin efsaneleri’ dedi. Hayır (asla)! Bilakis kazanmakta oldukları onların kalblerinin üzerini örtmüştür.” (Mutaffifîn; 11-14)
“Hayır! İnsan fücuru (günahı) rahat işlemek için Kıyamet’i yalanlar.” (Kıyamet-5)
“Diyorlar ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz? Önceki atalarımız da mı? De ki; hem öncekiler hem de sonrakiler; belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklar!” (Vâkıa; 47-50)
“Eğer şaşıyorsan, asıl şaşırılacak olan onların şu sözüdür: Biz toprak olduğumuzda mı, biz mi halk-ı cedid’de olacağız? İşte bunlar, Rablerine kâfir olmuşlardır.” (Ra’d-5)
“Kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi: ‘Çürümüş haldeki şu kemiklere kim diriltip hayat verecek?’ dedi.” (Yasin-78)
“O ilk ölümümüzden başka bir şey değildir ve biz neşr (ba’s) olunacak da değiliz. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi atalarımızı getirin (derler).” (Duhan; 35, 36)
“İlk yaratmada acizlik mi gösterdik? Hayır, onlar yeniden yaratma hususunda şüphe içindedir.” (Kâf-15)
“Sizi arz’dan halk ettik. Tekrar sizi (vefat ile) ona iade edeceğiz. Ve sizi ondan bir kez daha (ba’s edip) çıkaracağız.” (Ta-Ha; 55)
“Muhakkak ki biz; evet, yalnız biz ölüleri diriltiriz...” (Ya-Sin, 12)
“De ki: ‘Onları ilk defa inşa eden, onları diriltip hayat verecektir. O her yaratmayı tam bilendir. O ki sizin için yeşil ağaçtan bir ateş oluşturdu. İşte bak ondan yakıyorsunuz. Semavat’ı ve Arz’ı yaratan, onun mislini yaratmaya kadir değil midir? Evet; O, yaratmayı eksiksiz bilendir. Bir şeyi irade ettiğinde O’nun emri ancak ona Kün (Ol) demesidir; (artık o) olur.” (Ya-Sin; 79-82)
“Üzerlerine ayetlerimiz apaçık tilavet edildiğinde; ‘Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi getirin atalarımızı’ demekten başka huccetleri yoktur. De ki: Allah sizi diriltiyor (var kılıyor), sonra sizi öldürecek; sonra kendisine şüphe olmayan kıyamet gününde sizi cem’ edecek. Fakat insanların ekseriyeti bilmiyor. Semavat ve Arz’ın mülkü Allah’ındır. O saat kıyam ettiği gün, iptal ediciler (bu gerçeği yok sayanlar) hüsrana uğrarlar.” (Casiye; 25-27)
“Dediler ki: Dünya hayatımızdan başka (bir hayat) yoktur. Biz ba’s olunacaklar da değiliz.” (En’am-29)
“Muhakkak ki; onlar, bir hesap ummuyorlardı. Ve ayetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı.” (Nebe; 27, 28)
“Bunlar kendilerinin ba’s olunacaklarını zannetmiyor mu?” (Mutaffifîn-4)
“İnsan, onun kemiklerini asla cem’ etmeyeceğimizi mi sanıyor?” (Kıyamet-3)
“Ve dediler ki: Biz kemikler ve (birer) ufantı olduğumuzda mı, gerçekten biz mi halk-ı cediyd (yepyeni bir yaratılış) ile ba’s olunacaklarız? De ki: (İsterse) taşlar yığını ve demir (kütlesi) olun. Yahut sadırlarınızda büyük bir yaratık (olun). Diyecekler ki: Bizi kim iade edecek (yeniden yapacak)? De ki: Sizi ilk defa yaratmış olan! (Alay ederek) sana kafalarını sallayacaklar ve derler ki; o ne zaman? De ki: Kariyb (yakın) olması umulur. (İsra; 49-51)
“Çürüyüp dağılmış kemikler olduğumuzda mı? İşte bu, o takdirde hüsranlı bir dönüş olur” (dediler). Bu dönüş sadece bir zecre’ye (dirilten seslenmeye) bakar. Bir de bakarsın, onlar sahire’de (geniş bir arazide)dir.” (Nâziât; 11-14)
“Hayır, (sandığınız gibi değil)! Bilakis siz Diyn’i yalanlıyorsunuz. Muhakkak ki, üzerinizde hafızlar olduğu halde Kiramen Katibiyn (Keriym Yazıcılar); ne yaparsanız bilirler.” (İnfitar; 9-12)
Ayetlerin oluşturduğu bu kompozisyonu bir tefekkür edin lütfen... Yine ayetlerle devam edeceğiz.

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI - 22-

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.