Yukarı Çık
Kemal DEMİRKIRKAN

Kemal DEMİRKIRKAN

24 Haziran tarihi ülkemiz için unutulmaması gereken bir tarih. 16 Nisan 2017 tarihinde %51 oyla kabul edilen Anayasa değişikliği, 24 Haziran seçimi sonrası, Cumhurbaşkanı’nın yemin etmesi ile artık resmen yürürlüğe girdi.

REJİM DEĞİŞTİ

10 Temmuz 2018 Salı 11:29:32
193 kez okundu.

24 Haziran tarihi ülkemiz için unutulmaması gereken bir tarih. 16 Nisan 2017 tarihinde %51 oyla kabul edilen Anayasa değişikliği, 24 Haziran seçimi sonrası, Cumhurbaşkanı’nın yemin etmesi ile artık resmen yürürlüğe girdi.
Bugün itibariyle Türkiye’de Rejim Değişti. Yeni rejimin adı “Türk Tipi Başkanlık Sistemi”
Çok tartışıldı. Ancak ben yeterince anlaşılmadığı kanaatindeyim. Türk Tipi başkanlık Sistemi denilen bu garabet ülkemize neler getirecek?
Hatırlatalım ki, sonra “Kimse bizi uyarmadı”, “Böyle olacağı söylenmedi” demeyin.
Bu sistemle artık;
Yasama, yürütme ve yargı Cumhurbaşkanının elinde toplanıyor. Cumhurbaşkanı, bütün yürütme yetki ve görevini elinde toplamış olarak, yasama ve yargıya müdahale edebilecek. Partili Cumhurbaşkanı sıfatı ve yürütmenin başı olması nedeniyle milletin tümünü değil, belirli bir siyasi görüşe sahip kısmını temsil edecek.
Yeni rejimde, sistemin denge ve denetleme mekanizmaları yok edildi. Cumhurbaşkanı’nda toplanan yetkilerin hiçbiri sınırlandırılmadı. Bu sistemle otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zemini oluşturuldu. Sorgulanamaz, denetlenemez bir başkan yaratıldı. Açıkça, diktatörlük, tek adam rejimi başlıyor. Ülkenin başına geçme fırsatı bulan kişi, istediği gibi at oynatabilecek.
Cumhurbaşkanı tarafından atanan yardımcıları ve bakanlar, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklar. Meclis, Cumhurbaşkanını da, atadıklarını da denetleyemeyecek, hesap soramayacak. Güven oylaması, gensoru, sözlü soru önergesi gibi muhalefetin iktidarı denetlemesine yarayan mekanizmalar da artık yok edildi.
Cumhurbaşkanı, Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını istediği gibi Kararnamelerle düzenleyebilecek. Bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, soruşturma yapacak, disiplin işlerini düzenleyecek, ihale yapacak, üniter yapıyı bozacak idari düzenlemeleri dahi yapabilecek. Ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak. Partili Cumhurbaşkanı sıfatıyla milletvekili adaylarını belirleyecek, meclisin oluşumuna müdahale edecek, Meclisi fesih edebilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasama yetkisine ortak olacak, kanunları veto edebilecek. Yüksek mahkemelere, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atayacak, yargıyı belirleyecek. Bütün bunları yaparken hiçbir şekilde hesap vermeyecek, sorumlu olmayacak.
Kaldırılsın diye hemfikir olduğumuz, OHAL yetkileri artık Anayasaya girdi. Tek adam, (kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevlere ilişkin temel haklar hariç) yürütmeye ilişkin her konuda kararname çıkarabilecek. Artık kanunlarla değil, kararnamelerle yönetilecek bir Türkiye’ye hazır olun. Bu yetkiyle Milletin iradesi açıkça gasp edilmiştir. Ayrıca, Cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi fesih etme yetkisine de sahip.
Herkesin bağımsız, tarafsız ve vatandaşlara eşit mesafede bir adalet sistemi istediği bir dönemde yargı tamamen siyasetin emrine giriyor. Bağımsız yargı denetimi, artık imkânsız hale geldi. Çünkü artık tüm yüksek yargıçlar ve yüksek yargı kurulları doğrudan ya da dolaylı Cumhurbaşkanına göre şekillenecek. Etkisiz, yetkisiz, aciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkacak.
Sadece bir kısmını sayabildiğim bu yetkilerin tek bir kişiye verilmesini uygun gören halkımız, (en azından yarıdan bir fazlası) umarım pişman olmaz. Umarım “biz uyarmıştık” demek zorunda kalmayız. Umarım, “Meclis’i mezara, demokrasiyi tarihe gömdük” demeyiz.
Son Söz; “Millî emeller, millî irade yalnız bir şahsın düşünmesinden değil bütün millet fertlerinin arzularının, emellerinin bileşkesinden ibarettir.” K. Atatürk

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.