Yukarı Çık

KISAS

4 Temmuz 2018 Çarşamba 14:07:55
53 kez okundu.

Türkiye ardı ardına çocukların istismarı ve katledilmesi olaylarıyla sarsılıyor. Hepimiz üzülüyor, irkiliyoruz. Toplum yeniden “idam”ı tartışıyor.
Bu noktada görüşlerine değer verdiğimiz bir dostumuzdan şöyle bir mesaj aldık:
“Cinsel istismar ve çocuklara yönelik suçlar hakkında hassasiyetimizin arttığı bir dönemdeyiz. Bu konuda birkaç hatırlatma yapmak isterim:
Cinsel istismar ve çocuklara yönelik suçların sanıkları, galiba sıradan sapıklar olarak değerlendiriliyor. Kimyasal hadım tartışmaları bu yüzden. Siz bu tür suçlara kimyasal hadımlık önerdiğinizde, aslında tedhişe neden olan eylemin failinin ‘kurtarılabilir ve kazanılabilir’ olduğunu da varsayıyorsunuz. Bu, çok temel bir yanlıştır.
Oysa yapılan eylemler sapıklık-sapkınlıktan çok canilik kategorisine giriyor. Sapıklığın, sıkı psikolojik, biyolojik ve dini eğitim ve disiplinle düzeltilebilme ihtimali bulunuyor; ama canilik hiçbir disiplinle çözülebilecek bir kavram değil. Canilik, toplumsal vicdandaki karşılığını bulmadıkça yayılan, örnek alınan bir haldir.
Caniliğin temel ilacı ise, kimilerinin öcü zannettiği ‘kısas’tır. Kısas, caninin cezasını verdiği gibi toplumun ‘Bu işlere hiçbir yaptırım uygulanmıyor’ düşüncesini ve buna bağlı oluşan acısını bertaraf ediyor.
Şu sıralar karşılaştığımız insanlık dışı olaylar neticesinde ‘idam’ istiyor vatandaşlarımız.
Kusura bakmayın, ben buna katılmıyorum.
Bir caninin sadece hayatına son verilmesi ibreti sağlamaz.
Cani, yaptığı canilikle muadil bir ceza almalıdır.
Nokta.”
***
Biz de bu dostumuzun söylediklerine tamamıyla katılıyor, görüşlerinin altına imzamızı atıyor ve buradan sizlerle paylaşıyoruz.

 

FEDAKAR TEKLİF

 

Bir başka okurumuzdan gelen mesajla devam edelim. Malumuzun olduğu üzere bu köşeden “Millet Bahçeleri” projeleri ile ilgili bazı görüşlerimizi paylaşmıştık sizlerle. Afyonkarahisar Atatürk Stadı’ndan geriye kalan alanların “Millet Bahçesi” olup olmayacağını değerlendirmiştik. Hemşehrimiz Mustafa Ekmekçi bu konuyla ilgili bir mesaj göndermiş. Gündemin yoğunluğu ve bizim ihmalimiz nedeniyle bu mesaja ancak şimdi yer verebiliyor, gecikme nedeniyle özür diliyoruz:
“Sezer bey merhaba; Ulusal basına yansıyan 15 şehrin eski stad arazilerinin tamamının millet bahçesi olacağı yönünde. Bir kısmı kesilmiş 600 yakın yetişkin ağacın olduğu eski stadyum arazisi AFYONlular için çok kıymetli. Gazetenizin önderliğinde büyük bir kampanya düzenlense bizim de şehir merkezinde büyük bir parkımız olsa. (Buradaki arsalardan ben de bir hisse almıştım ancak park yapılacaksa arsayı iade etmeye hazırım) İmza: Mustafa Ekmekçi
***
İşte böyle, duyarlı hemşehrilerimiz Millet Parkı projesi için kendisinden fedakârlık yapabilecek durumda. Ama ondan sonrası nasıl olur, onu büyüklerimiz bilirler!...

 

 

EBHERİ’Yİ TANIR MISINIZ?

 

Türk-İslam dünyasının önemli alimlerinden Prof. Dr. Fuat Sezgin vefat etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2019 yılının İslam Bilim Tarihi yılı olacağını açıkladı.
Kimdir Prof. Dr. Fuat Sezgin? Prof. Dr. Fuat Sezgin hoca, bilim ve akademi alanında yaklaşık 80 yıl verdi. Merhum Fuat Sezgin Hoca, bütün ömrünü İslam ilim tarihine adamıştı. Günde 17 saat çalışarak, sayısız eser yazarak, Müslümanların ilme olan katkılarını belgelemiş, Batı bilim tarihinin yalan, hırsızlık ve intihal üzerine kurulu olduğunu ispat etmişti. Müslüman coğrafyacılar ve haritalar peşinde iz sürerek bilim tarihini değiştirmişti. Amerika Kıtası’nın Kolomb tarafından keşfi de dâhil olmak üzere birçok bilim tarihi yalanını ortaya çıkarmış, yerine hakikati koymuştu. 27 dil biliyordu. Fuat Hoca, bütün ömrünü, ilmi çalışmalar kadar, batı hayranı, Müslüman alimleri ezik gören kompleksi kırmaya, Müslüman gençlere özgüven kazandırmaya vakfetmişti. Geride, eşsiz eserler kadar, çok sayıda talebe, Türkiye’ye getirilmeyi bekleyen zengin bir kütüphane, her çocuğun mutlaka elinden tutup götürülmesi gereken bir müze, adına kurulmuş vakıflar, enstitüler bıraktı.
***
Müslüman ilim adamlarının, İslam Bilim Dünyası’nın hak ettiği kadar bilinmediği, manevi dünyanın önderleri gibi, maddi alemin sırlarına erişmeye çalışan İslam düşünürlerini tanımadığımız bir gerçek. Prof. Dr. Fuat Sezgin gibi, Afyonkarahisar’da medfun bulunan bir İslam alimi var ki, adını az sayıda Afyonkarahisarlı’nın duyduğuna eminiz:
Esirüddin Ebheri...
***
Hafta sonu Eber Gölü’ne yaptığımız ziyaret sonrasında hemen Eber Gölü’nün hemen kenarında, eski Türk mezarlığının ortasında bulunan Esirüddin Ebheri Türbesi’ni de ziyaret etme imkanı bulduk. Tanıyalım biraz Esirüddin Ebheri’yi:
Esirüddin Ebheri Türbesi, Çay-Eber kasabasında Selçuklu tarzında bir kümbettir. Alt katı taş duvarlı, üst katı tuğladan örülmüş sekiz köşeli kümbet tipi bir anıt mezardır.
Esirüddin Ebheri’nin asıl künyesi Esirüddin Ebheri Mufaddal bin Ömer el-Semerkandi’dir. Adından da anlaşılacağı gibi, Esirüddin, Semerkant’lı bir aileye mensup olup, Türk’tür. Meşhur mantık kitabı İsagoci’nin yazarıdır ve Çay Taş Medrese’de müderristir. Bu kitabı yüzyıllarca medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur. Merhum gazeteci büyüğümüz Dr. Mehmet Saadettin Aygen Esirüddin Ebheri’nin, bu mezarda yattığını tespit etmiş ve kitaplarında yazmıştır. Onun haricindeki kaynaklar mezarının bilinmediğini savunsa da biz merhum Aygen’in bilgisine güveniyor ve Esirüddin Ebheri’nin burada medfun olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde Ebheri hakkında yer alan bilgiler de şu şekilde:
Filozof, astronom ve matematikçi. Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Aslen Semerkantlı bir aileye mensup olan Ebherî Musul’da doğdu. Bazı kaynaklarda bu nisbe yanlış olarak Ebehrî şeklinde geçmektedir. Bu arada çağdaş İranlı yazarlardan birçoğu, Ebherî nisbesine dayanarak onun Zencan ve İsfahan’a bağlı iki Ebher’den birinde doğmuş olduğunu iddia eder; ancak modern kaynakların bazılarının kaydettiği gibi bizzat Ebherî’nin Semerkandî nisbesini kullandığı dikkate alınırsa ailesinin aslen Semerkantlı olduğu anlaşılır. Seyfü’l-gullâb müellifi Muhammed Fevzî ise Ebherî nisbesinin üç ayrı anlamı bulunduğunu belirterek bunları bir beldeye mensup olma, bir kabileye mensup olma ve “Beyâzî”de olduğu gibi bir niteliği belirtme şeklinde sıraladıktan sonra Ebherî nisbesinin beldeye değil kabileye mensubiyet ifade ettiğini söyler; ona göre Esîrüddin Ebher kabilesine mensuptur. Mehmet Sadettin Aygen Büyük Filozof Esîrüddin Ebherî adlı eserinde, Ebherî’nin Afyon ilinin Çay ilçesi yakınında Eber gölü civarındaki Eber köyünden (şimdiki Doğanlı) olduğunu ve türbesinin de orada bulunduğunu iddia ediyorsa da şimdilik bu iddia “ebher” ile “eber” kelimeleri arasındaki ses benzerliğinin ötesinde bir anlam taşımamaktadır.
Ebherî ilk tahsilini Musul’da yaptı, daha sonra Horasan ve Bağdat’a giderek öğrenimini tamamladı. O dönemin en ünlü bilginlerinden olan Kemâleddin İbn Yûnus’un talebesi, İbn Hallikân’ın da hocası oldu. Bir süre Musul sarayında himaye gördü; 625’te (1228) Musul’dan Erbil’e geçerek oraya yerleşti. Ebherî ayrıca Anadolu’ya da seyahatlerde bulunmuş, buradaki Türk beylerinin saraylarında ağırlanmış, ilim ve kültürün gelişmesine ve ilim adamlarına büyük değer veren beylerin teşvik ve destekleriyle felsefe ve müsbet ilimler alanında dersler vermiştir. Ölümüyle ilgili olarak kaynaklarda 661 (1263) ve 663 (1265) gibi farklı tarihler zikredilmektedir.
Eserleri. Felsefe ve Mantık. Felsefede Fârâbî ve İbn Sînâ geleneğinin XIII. yüzyıldaki en başarılı temsilcilerinden olan Ebherî, özellikle Hidâyetü’l-hikme ve Îsâgūcî adlı eserleriyle İslâm dünyasında pek az bilgine nasip olacak derecede büyük bir üne kavuşmuştur. Bu iki eserin ortak özelliği, asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulmaları ve üzerlerine birçok şerh ve hâşiyenin yazılmış olmasıdır.”


***
Prof. Dr. Fuat Sezgin’in vefatı üzerine okuduklarımız ile Ebheri Türbesi ziyaretinin ardı ardına gelişi bizi; “Türk-İslam alimlerinin yeterince tanımadığımız ve maalesef itibar etmediğimiz” fikrini tasdiklemeye itti; bu satırları yazdırdı.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.