Yukarı Çık
Yılmaz DÜNDAR

Yılmaz DÜNDAR

KUL, AYETTEN YARARLANMAK İSTİYORSA AYETE BESMELE İLE GİRER

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI - 12

30 Haziran 2018 Cumartesi 11:31:31
78 kez okundu.

KUL, AYETTEN YARARLANMAK  İSTİYORSA AYETE BESMELE İLE GİRER
Besmele feth eden, açan ve tamamlayandır, bu yüzden sure başlarında veya ayetlere başlarken o sure, o ayet bize açılsın diye kullanırız. Ancak Kur’an kıraatinde kural, okumaya "Besmele" ile değil, “Euzü” ile başlamaktır. Besmele’yi bir anahtar olarak kullanıp sureyi onunla açarız, bu doğrudur, ama kıraate “euzü” ile başlanır; Euzü şarttır! Ayeti açmak istemiyorsanız Besmele’yi söylemeden de okuyabilirsiniz, anahtar kullanmazsınız, içini bilmeden okumuş olursunuz, bal sevginizi kavanoz yalayarak yaşarsınız. Euzü ile başlamak şartını yerine getiren kul, ayetten yararlanmak istiyorsa ayete Besmele ile girer. Besmele ayrı bir edebdir ve o edeb şu hadisle öğretilmiştir: Besmelesiz iş noksan kalır!
ÖNCE ZÂHİRİNİ ANLAYIP KAVRAYACAĞIZ, BÂTININ KAPISI O ZAMAN AÇILIR
Oysa Kur’an kıraat ederken şart olan Allah’a sığınmaktır; Nahl-98: “Kur’an kıraat ettiğinde şeytan-ı raciym’den Allah’a sığın.” Demek ki önce Allah’a sığınacağız. Ayetin öğüdü bu! Okumaya başlarken “şeytandan Allah’a sığınmamız” ayetle emredildi, önerildi.  Bu sığınma neden gerekli bakınız:
 “Ve böylece her Nebi’ye ins ve cin şeytanlarını düşman kıldık.” (En’am-112)
Ayetlerin birçok mânâsı var, biz konumuzla ilgili olanı alıyoruz. Bu yüzden, verilen mânâyı o ayetin tek mânâsı zannetmeyin, biz ayetlerin konuya odaklı mânâsını gözetiyoruz. Hangi manası veriliyor olursa olsun, önemli olan şudur: Verilen mealin, oluşan mânânın diğer ayetlerle ve o ayetin diğer mânâlarıyla ters düşmemesi gerekiyor. Biz bir de ayetlerin zâhiri mânâları üzerinden yürüyoruz, bâtınî mânâları çok gündem yapmıyoruz. Çünkü zâhiri mânâları anlamadan, sindirmeden, önemseyip kabullenmeden batini mânâlar açılmaz. Zâhir önemsenmeden, anlayıp sindirilmeden bâtınî mânâlar ile ilgilenmek bizi “zâhiri mânâ çok da önemli değilmiş” anlayışına sürükler ki insan ve cin şeytanların verdiği bir ikilem, bir öneri de budur! Önce zâhirini anlayıp kavrayacağız, bâtının kapısı o zaman açılır. Sonra bir ilerisi, sonra bir ilerisi… Sistem böyle çalışır, kapı böyle açılır. Hemen en bâtınî mânâyı öğrenmeye çalışan, kendine bütün kapıları kapatacak demektir. Sırayla! Duysanız, görseniz bile sırayla! İşte biz de bu mekanizmaya uygun hareket etmek için, önce ayetlerin zâhirî mânâlarını, mânânın da konumuzu ilgilendiren kısımlarını ele alıyoruz ve bu mânânın diğer mânâlarla ters düşmemesi gerektiğini söylüyoruz.
SİZE ÜÇ TÜR ŞEYTANİ HÜCUM VARDIR. SENDEKİ ŞEYTANÎ KAYNAĞI YOK EDERSEN İŞİ BİTİRİRSİN
Hem insandan hem cinden şeytanlar var ve her Nebi’ye bunlar düşman kılınıyor. Bunu Sahibi söylüyor! Nebi’ye düşman kılınanlar elbette Nebi’ye iman etmişlere de düşmandır. “Nebi” kendisine iman edenleri de içine alır. Zaten ayetteki “ins ve cin şeytanlarını onlara düşman kıldık” ifadesi Nebi’ye iman edenler içindir. “Nebi’ye düşman kıldık” cümlesindeki mânâ öncelikle Nebi için değildir, Nebi’ye inananlar içindir; “Nebi’nin açıkladıklarına, getirdiklerine iman ettim” diyenler içindir. Kim bu imanı deklare ederse onu yakalayacak insan ve cin şeytanlarını hazır ettik, ona düşman kıldık. Neden? İmanın pekişmesi için! İmanın dilden kalbe inmesi için! Fuad’ın Kalb’te o imanı analiz sentez edip kendi ürünü, kendi malı haline getirmesi için! Bu yüzden, Nebi’den imanî bir bilgiyi duyan kulu, cin ve insan şeytanlar hemen tereddüde düşürür, ikileme sevk eder; o da “gerçekten öyle mi, şöyle mi?” derken ya sapar veya o bilgiyi tasdik eder. Tasdik ederse o bilgi artık onun kendi malı olmuştur. Demek ki bu imanı deklare ettiğinde onu tasdik etmek veya sapmak için, bu iki hali birbirinden ayırmak için cin ve insan şeytanlar hazırdır ve onların yöntemleri “ikilem”dir, imanını deklare eden kulu tereddüde düşürmektir. Bu bize Nas Sûresi ile de anlatılır: “De ki; (insan Allah’ı andığında) onların sadrlarına vesvese veren ve hep pusuda bekleyen cin ve insan şeytanlarının şerrinden; insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlah’ına sığınırım.”
Kişi üç tür şeytani hücum altındadır, size üç tür şeytani hücum vardır. Birisi cin şeytanların sadra verdiği vesvesedir, bu yalnızca vesvesedir. Ayetlerde şeytan kendisi itiraf eder; “ben vesveseden başka bir şey yapamam, bir gücüm yok” der. Demek ki cin yapısındaki şeytanların dış kaynaklı vesvesesi var, bu bir. Diğeri ise insan şeytanlar ve onların hücumudur. Bunlar hem dış kaynaklı vesvese verirler, hem de fiilleriyle sizi yanlışa sürüklerler. Dikkat edin, cinden bir şeytan sizi fiilleriyle kandıramaz. Ama insan şeytanlar sizi fiil ve davranışlarıyla da kandırır. Ama en tehlikeli şeytan bu da değildir. İnsanın kendi esfele safiliyn yapısı en tehlikeli şeytandır. O da şeytan yapılıdır, şeytani etkilidir ve en tehlikeli şeytan insanın bu yapısıdır. Cinnî şeytanların sadra verdiği vesvese, onların insandaki şeytani yapıyı dürtmesidir. İnsan kaynaklı şeytanlar da vesvese ve fiilleriyle o şeytani yapıyı dürterler. İşi kaynağından çözmek istiyorsanız kendinizdeki bu şeytani yapıyı yok etmelisiniz. Onu yok eden, dışarıdan vesvese vereceklerin kendisindeki tesir noktasını yok etmiş olur. Böylece hepsi iflas eder, hiçbiri tesir edemez. Sizdeki odak duruyorsa mutlaka bir şeytan çıkacaktır, o şeytanları da tek tek uğraşmakla yok edemezsiniz. Sendeki şeytanî kaynağı yok edersen işi bitirirsin. Asıl şeytanı (büyük şeytanı) yok edersen kurtulursun. Bunun için iki şey yapacaksınız, şimdi onu göreceğiz. Ayet ne yapacağımızı bize öğretiyor: “Allah’a sığının. Kur’an okumaya başlarken Allah’a sığının.” Haberiniz yok ama Kur’an’a yöneldiniz mi, onu eline aldınız mı bir tehlike belirir. Bu iş dünya işleri gibi değil. Dünya işlerini elinize aldığınızda şeytan sevinebilir, hatta sizi kandırmasına gerek de kalmaz, çünkü siz şeytanlıkta onu geçmiş olabilirsiniz. Ama Kur’an’ı elinize aldığınızda sistem çalışır, düşmanlar hücuma geçer, bu yüzden hemen Allah’a sığının. Rabbimizin bu uyarısını fark edince insan; “Allah’a sığınmak nedir ve Allah’a nasıl sığınılır?” diye merak ediyor.
HALİMİZ, BEDEN DİLİMİZ ALLAH’A KARŞI ÖYLE BİR HALE GELSİN Kİ HEP YARDIM İSTEYEN POZİSYONDA OLSUN
Sığınışın birisi dille söylemekledir; “Euzü Billâhi mineş şeytanir raciym; Allahım, raciym olan şeytandan sana sığınırım” demekledir. Buna Besmele de ekleyebiliriz. “Euzü Billâhi mineş şeytanir raciym”in gücü çok yüksektir. Ancak şuna lütfen dikkat edin; insan bu cümleyi söylemesine rağmen yine de şeytana uyuyor, bu nasıl bir iştir? Bu kadar güçlü, bu kadar tesirli bir sığınışta bulunduğu halde yine de yanlışı yapıyor, bu nasıl oluyor? Demek ki sizin şeytani haliniz size yapılan yardımı etkisizleştiriyor, yeniyor; sendeki şeytan öyle güçlü ki sana gelen yardımı bastırıyor. Bir set çekmişsiniz, o set “Euzü Billâhi” sığınışınızı etkisiz kılıyor. Bu yüzden, sığınmanın yolunu yöntemini iyi bilmek ve yerine getirmek gerekiyor. “Euzü Billâhi” diyerek dille sığınıyoruz ama bu sığınma yetmez, bir de yapmamız gereken vardır. Yapmamız gereken şu iki aşamadır: İlk yapacağımız iş “Allahım, bana yardım ediver” diyerek yardım istemektir. Fatiha’da bunu da öğreneceğiz; “yalnız (senden) yardım isteriz” diyeceğiz. Diğeri de Allah’ın öğütlerine sığınmaktır; şeytandan sakınmak Allah’ın öğütlerine sığınmaktır. Bir hastalıktan korunmanız için doktor size yapmanız gerekenleri söylediği halde, “şunları yap, uygularken bir zorlukla karşılaşırsan beni ara” dediği halde, siz dediklerini hiç yapmaz da hep doktoru ararsanız, doktor size ne yapsın? Önce dediklerini yapmalısınız değil mi? Allah dilerse elbette her şeyi yapar. Ancak insanın şöyle bir özelliği vardır, yani sistemde insan için özel bir hal vardır. Onu detayıyla “İyyaKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn” ayetinde göreceğiz. Sizdeki bu özellik yüzünden öyle olur ki istersiniz ama Allah "sana karışmam" der. Bu nokta insan içindir ve çok önemlidir. Bunu ayetleriyle göreceğiz, insan işte o noktayı “emanet” olarak yüklendi! “O nokta”dan dağ taş herşey korktuğu halde insan onu yüklendi! İnsanın yüklendiği o noktayı geniş olarak göreceğiz inşaAllah.
Yapacağımızın birisi budur: “Euzü Billâhi mineş şeytanir raciym” deyip her işimiz için yardım istemek. Daima yardım isteyen pozisyonda yaşamalıyız. Halimiz, beden dilimiz Allah’a karşı öyle bir hale gelsin ki hep yardım isteyen pozisyonda olsun. Bu dil Kur’an’da öğretilir, mesela “kibirli yürümeyin” denir. Bu duruşu şöyle bir misalle anlatmak kolay olur inşaAllah. Zenginlerin arasına yoksulları getirip koydunuz, zenginler onlara yardım edecek. O ortamda kibirli yürüyen bir yoksul olabilir mi? Yardım bekleyen, biraz sonra kendilerine yardım edilecek o yoksullar nasıl durur, nasıl yürür? Anlaşılıyor değil mi? Bu manzaradan ders almak gerekiyor. Ayet bize; “Veren Allah’ın dünyasındasın, yerleri delemezsin diyor! Delemezsiniz! Mütevazi yürüyün, yeri delemezsiniz! Vereni unutmayın!” Bu uyarıyı duyunca insan nasıl olur, nasıl durur, nasıl yürür... Vücudumuz dik dursun ama Allah’a karşı boynumuzu bükelim. Vücudunun duruşu önemli değil, içinden Allah’a karşı boynunu bük, bük, bük, dile, dilen… Yardım talep etmek böyle bir haldir ve bu hal hep olmalıdır, yaşantı böyle olmalıdır. Boynu bükük bu halimizle “Allahım sana sığınıyorum” diyelim, “Euzü Billâhi mineş şeytanir raciym” diyelim. Ama sadece bu sığınışla yetinmeyelim, çünkü yetmez, öğütlerine uyarak da O’na sığınalım! Unutmayalım ki Kur’an bizim için bir öğüt ve bir zikirdir:
 “Muhakkak ki, O Kur’an-ı Kerim’dir. Korunmuş/saklı bir kitaptadır. O’na (arınıp) tahir olanlardan başkası dokunamaz.” (Vakı’a; 77-79)
“Doğrusu o zikri Biz indirdik, Biz! Ve muhakkak onun koruyucuları Biz’iz.” (Hicr-9)
TAHİR OLMADAN HANÎF OLAMAZSINIZ. HANÎF DEĞİLSENİZ DE DİN’E YAKLAŞAMAZSINIZ. PEKİ, NASIL TAHİR OLACAĞIZ?
Öğrendik ki; Kur’an kerim bir kitap, saklı bir kitab, Kitap'ta saklı bir kitab, yani korunan bir kitab. Kur’an’ın Kerim olması, bize fark edemeyeceğimiz ikramlarda bulunacağının da göstergesidir. Bu ayetlerin konumuzla ilgili mesajı şudur: Ona arınıp tahir olanlardan başkasının dokunamaz, dokunamayacaktır. Dokunacak olursa uyarıyor: Muhakkak onun koruyucusu Biz’iz! Kur’an’ın nasıl korunduğunu anlayabiliyor muyuz? Allah muhafaza buyursun, birisi müdahale etmek, değiştirmek, onu tahrif etmek isterse Allah uyarıyor: O’nun koruyucusu Biz’iz! Bunun bir mânâsı Kur’an’ı bu tip müdahalelerden korumaktır. Bir diğeri de içindeki bilgilerin korunmasıdır. Yani Allah hazinesini koruyor, layık olmadığı halde okuyan onu açamıyor. Tahir değil de okuyorsanız onu (manayı) Allah koruyor. Okuyor ama hazineyi açamıyorsunuz. Esas önemli mânâ budur. Kur’an’ın bilgisinin saklı, korunuyor olması budur. Sadece ilk mânâ ile yetinirsek “biz Kur'an'ı tahrif etmiyoruz ki” deyip kenara çekiliriz, ayetten yararlanamayız. Ama hedefimiz o sandığı açmaksa, korunmuş olan o bilgiye talipsek önce tahir olmalıyız. Çünkü ancak tahir isek o sandığı açabiliriz, hazinenin anahtarları tahir olunca, hanîf olunca veriliyor. Aksi halde o bilgiler korunmuştur. Bizim bu anlattıklarımız hep zahiri manadır. Ama bizim size “zâhiri mânâ” dediğimiz bu bilgileri bile, kişi tahir değilse, okusa da anlayamaz! Hatta anlayamadıkları için öyle şeyler söylerler ki… Anlayamayanların neler söylediklerini Kur’an’dan öğreniyoruz: “Aynısını biz de yazarız, daha iyisini yazarız" derler. Böyle düşünürler veya bu mânâya gelecek işler yaparlar. Böyle diyenlere “toplanın, bir ayetini yazın da görelim” gibi cevaplar vardır. Allah bizi öyle bir şey söylemekten, o mânâya gelebilecek hal ve hareketlerden muhafaza eyler inşaAllah. Öyle düşünenlere verilen bu cevabı anlamakta zorlanıyor olabiliriz, bu tarz bir cevap bize garip geliyor olabilir ama gerekiyor.
Tahir olmayanın anlayamayacağı bilginin size açılmasını istiyorsanız tahir olmak zorundasınız, öyleyse tahir olun. Başka yolu yok; tahir olacaksınız! Bilin ki tahir olmadan hanîf olamazsınız. Hanîf değilseniz de Din’e yaklaşamazsınız. Tahir ve Hanif olarak Din’e yaklaşabilmek için, öncelikle Sözde Tanrılık İddiası’ndan sıyrılacaksınız. Çünkü bu iddia kirdir, bu kirden sıyrılacaksınız. Ondan sıyrılırsanız TAHİR olursunuz. O kirden nasıl sıyrılırız? Billahi anlamdaki imanımızı deklare ederek! Bu deklarasyonla yola girersiniz, sonra da fiillerinizle bu deklarasyonu yaşamaya başlarsınız. Yolu budur. Elbette tümü hemen başarılamaz. O bir hayat, o bir ömür. Ama hemen yapabileceğiniz şey imanınızı deklare etmektir. Öyleyse duruşunuzu hemen ilan edin: “Allahım, ben kendimdeki ve dışımdaki her türlü Sözde Tanrılık İddiası’nı reddediyorum. Müstakilen var ve muhtar olan ancak sensin. Ben böyle bir iddia olmaksızın sana iman ediyorum” deyin. Sonra da nasıl davranacağınızı, buna uygun nasıl yaşayacağınızı öğrenin, bu imana göre yaşamaya gayret edin. Bu yoldaki Talibin hayatı zaten budur: Hep gayret eder. Gayret edeceksiniz ve gittikçe hızlanacaksınız inşaAllah...

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.