Yukarı Çık

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI - 9

27 Haziran 2018 Çarşamba 13:38:12
81 kez okundu.

BÂTIL HALİ, BÂTIL DÜŞÜNCEYİ, BATIL DAVRANIŞLARI HAKK YOL’UN KURALLARIYLA
 YOK ETMEMİZ İSTENİYOR
Eğer ayetlerdeki seyyie kelimesine “kötülük”, hasene ifadesine de “iyilik” dersek, ayetin "onlar seyyiatı hasenat ile yok ederler" demesini “onlar kötülüğü iyilikle yok ederler” mânâsı ile anlarsak, bunu normal yaşantı içerisindeki mânâda anlarsak birbirimize iyilik yapmaya başlarız. Böylece, kötülükleri yok ettiğimizi zannederiz. Ayette kastedilen bu değildir. Birisi bize bir kötülük yaptığında, bizim iyilik yapıp, kötülüğü iyilikle yok ediyorum dememiz değildir kastedilen. Bizden istenen bu değil. Bizdeki bâtıl hali, bâtıl düşünceyi, batıl fiil ve davranışları Hakk Yol’un kurallarıyla yok etmemiz isteniyor, önerilen bu!
Mutlaka kurtulmamız gereken "seyyie"nin nasıl yok edileceği ayet ve hadislerle böyle çok açık ve somut olarak bildirildiğine göre, başka yöntemler peşinde koşmak Hakk Yol’un faydasını kaldırır, bizi Hakk Yol’dan mahrum eder. Biz ayetteki bu yöntemi uygulamakla, seyyieyi hasene ile yok etmeye çalışmakla, bizdeki müstakillik iddiasını yani seyyieyi Hakk Yol’un kurallarıyla yok etmeye gayret etmekle çok önemli olan infakı başlatmış da oluyoruz. Allah'ın bize lutfettiği bizdeki özellikleri çalıştırıyoruz, onları ihsâ ediyoruz. Bunu yapmakla bizdeki esmaları kıpırdatıyor, onları değerlendirmeye başlıyoruz. Siz, sizdeki bâtıl duygu, düşünce, inanış ve davranışları yani seyyieyi Hakk Yol’un kurallarıyla yok etmeye, ayette öğretildiği şekilde fonksiyonsuz kılmaya çalıştığınızda sizdeki ESMALARI İHSÂ etmiş oluyorsunuz. Bu size verilenleri, sizdekileri İNFAK etmiş olmaktır, aynı zamanda ZİKRULLAHtır. Bunu yapmakla siz Furkan-70’le verilen müjdeyi de hak ediyorsunuz. O müjde şudur: Allah, sizin “A” Takdim Formu”nda olan halinizi bir anda “B” Takdim Formu”na çevirir. Sizi artık kendisi için hiçbir korku ve mahzunluk olmayan nefse çevirir. Sonuç budur: Sizin seyyienizi hasenata dönüştürür. Bu mekanizma şöyle çalışır: Sizdeki seyyieleri hasenata çevirirken önce gayret eden sizsiniz. Sonra sizin için gayret edilir ve sizin seyyie formatınız hasenata çevrilir. Yani siz sizin için yaparken, sizin için yapılmasını hak edersiniz. Ama sizin için yapılmasını hak etmeniz için, önce sizin yapmanız gerekiyor. Neyi? Esas zikrullahı. Yani bizim önce infakı (esas zikrullahı) yapmamız gerekiyor.
ÖĞÜT ALALIM
“Ve yine onlar; Rab’lerinin vechini taleb ederek sabredenler, salâtı ikame edenler, kendilerini rızklandırdıklarımızdan gizli ve aleni olarak infak edenler ve seyyieyi hasene ile yok edenler, işte yurdun sonu onlarındır.” (Ra’d-22)
Seyyieyi hasene ile yok ederseniz şu da olur; Fussilet-34: “Hasene seyyie ile müsavi olmaz. Sen en güzel ile def’et. Hemen görürsün ki seninle onun arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki sımsıcak bir veliy’dir.”
Öğüdümüzü aldık. Böyle yaşayanlar infak yaparken israf etmezler, cimrilik de yapmazlar, “orta yol”u takip ederler, orta bir kavam tuttururlar.
RASULLULLAH’TAN BİR ÖRNEK
Şimdi öyle bir örnekle devam edeceğiz ki hayatımıza farklı bir pencere açacak inşaAllah:
“Görmedin mi şu kimseleri ki fısıldaşmaktan nehy olundular, sonra kendisinden nehy olundukları şeye döndüler; günah, şirk, düşmanlık, öfke ve Rasûl’e isyan etme ile ilgili fısıldaşıyorlar. Yahudiler sana geldiklerinde, Allah’ın seni selamladığı şekilde selamlamıyorlar. Ve kendi nefislerinde ise, “dediğimiz dolayısıyla Allah bize azab etmeli değil miydi” derler. Cehennem yeter onlara! Ona maruz kalacaklar. Ne kötü dönüş yeridir o!” (Mücadele-8)
Bu ayetin inzali öncesi yaşanan bir olay var: Yahudiler ve onları taklit eden kâfirler, Efendimiz (SAV)’e kelime oyunu yapıyorlar, O’nu görünce selam veriyormuş gibi davranıp “Es Sâmü aleyke” diyorlar. Selâm veriyor gibi, “Allah’ın Selam’ı üzerine olsun” der gibi ama “sana ölüm olsun” diyorlar. Efendimiz (aleyhis salâtü vesselâm)'a selâm veriyormuş gibi yapıp alay ediyorlar. Bunu fark eden Efendimiz (SAV) onlara cevaben yalnızca “Aleyküm” diyor. Birisi bize Selâm verdiğinde en azından “ve Aleyküm Selâm” deriz, böylece “Selâm hem bana hem sana olsun” demiş oluruz. Dili bilenlerden öğrendiğimize göre, oradaki “Ve” kelimesine dikkat etmek gerekiyor. “Ve” demediğimizde dilbilgisine göre “sana olsun” mânâsı oluşur, bu durumda siz; “sana olsun” demekle Selâm’ı almamış olursunuz diyorlar. “Ve” ile “ve aleyküm Selâm” derseniz, “Selâm sana da bana da olsun” diyerek Selam'ı alıp ona da vermiş oluyorsunuz. O yüzden Efendimiz (SAV) onlara “Ve” demeden “aleyküm” diyor. "Ve aleyküm" değil "aleyküm" diyor. Yani "bu temenniniz size olsun" diyor, bu kadar söylüyor. Ancak bu durumu Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz de fark ediyor. Rasûlullah (SAV)’e anlayamayacağımız şekilde kuvvetle âşık Hz. Aişe radıyallahu anha bunu fark edince böyle söyleyenlere dönüp; “Aleykümü’s sâm ve leanekümullah ve ğadıbe aleyküm” diyor: Ölüm size olsun, Allah size la’net ve gadab etsin. O hırsla böyle cevap veriyor. Bunu işiten Efendimiz (SAV) Hz. Aişe’ye buyuruyor: “Ya Aişe, Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez.”
“ALLAH GEREĞİNDEN FAZLA SÖYLEYENİ
 SEVMEZ!”… BİZE ORTA YOL ÖNERİLİYOR
Nasıl bir ders! Bir yanda Rasûlullah, bir yanda O’nu alaya alanlar ve bir yanda Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’i korumak için eşi! Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e olan o aşkıyla, onu o kadar kıskanan bir eşi olarak Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz kızarak iki kelime ekliyor. Ama Efendimiz “Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez” buyuruyor. Bu çok önemli bir uyarıdır ve normal yaşantımız için çok önemli bir çizgidir: Eş ilişkilerinde, çocuk ilişkilerinde, güçlü ve söz sahibi olanın, o an haklı olanın birkaç söz söyledikten sonra, yani ne söylediği anlaşıldıktan sonra devam etmesi doğru değildir. Söylediği söz anlaşıldığı halde karşıdakini ufalarcasına devam etmeyi, hâlâ devam etmeyi dinimiz yasaklamıştır: Allah gereğinden fazla söyleyeni sevmez! Bu hadiste Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, bize ORTA YOL’u tavsiye ediyor. Efendimiz, bu uyarısıyla bizi AŞIRILIK’tan, İSRAF’tan men etmiştir! Diyelim ki birisi, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’e yapılan bir yanlış hakareti görüyor ama vurdumduymaz davranıyor, içinden memnun olmasa bile sesini çıkarmıyor, böyle davranan o kişi “CİMRİLİK” yapmış olur. Fazla söylediğinde israf etmiş, hiç bir şey söylemediğinde cimrilik yapmış oluyorsun! Demek ki; haklıyken, Hakk bir açıklama yapıyorken, Hakk’la ilgili bir şey söylüyorken de yeteri kadar söyleyeceksin. Gereğinden fazla söyleyeni, müsrif olanı Allah sevmez! Susup hiç söylemeyip Hakkı saklarsan bu sefer de cimrilik yapmış olursun, doğru olmaz; orta yolu yakalaman gerekiyor. Bu yalnızca konuşmayla ilgili bir örnekti. Bunu hayatımızın her anına, her olayına yaymalıyız.
İNSANLAR ORTA YOLU TASDİK EDERLER,
 İSRAFA TEPKİ GÖSTERİRLER!
Bu hadiste bize günlük yaşantıda dikkat etmemiz gereken bir husus da öğretiliyor: Hakk olanı söyleyin, doğruyu söyleyin, ama sözleriniz ve tavrınızla onu söylediğiniz kişinin Zât’ını ötelemeyin. İki hassas nokta: Hakk olanı söylemek ama kişinin Zât’ını ötelememek! Uyarılıyoruz: Siz birisine Hakk olan cümleyi söylerken onu öyle söylüyorsunuz ki karşıdakinin Zât’ını öteliyorsunuz, onu hiç ediyorsunuz, eziyorsunuz. Efendimiz (SAV) “böyle yapmayın” diyor; Hakkı söyleyin ama insanı ötelemeyin, insanın Zât’ını öteler hale düşmeyin. Çünkü insanlar belli etmeseler de verdikleri tepkiyle doğru söyleyeni tasdik ederler, kendilerini (zat’larını) öteleyene ise tepki duyarlar. Onların tasdik ettikleri "orta yol" iken, tepki duydukları davranış "israf"tır. İnsanlar orta yolu tasdik ederler, israfa tepki gösterirler! Doğruyu saklamaya “cimrilik” dedik, doğruyu saklarsanız cimrilik yapmış olursunuz. Doğruyu saklamayacağım diye gereksiz çıkışlar yaparsanız, o da “israf” olur. Çünkü: Doğrunun söylenmesi esfele safiliyne yönelik bir duruş iken, kişinin zatının ötelenmesi tehlikelidir, o davranış Zat’a yöneliktir. Lütfen şunu fark edin ve dikkat edin, ötelenmeye gösterilen tepkiyi "doğruya karşı tepki" zannetmeyin. Bunu fark etmediğiniz zaman “doğruyu söylüyorum ama kişi doğrunun söylenmesinden rahatsız oluyor” diye düşünür, yanılırsınız.
Duygu, düşünce ve davranışlarımızda dikkat edilecek bir önemli nokta da şudur: Öteleme sessiz de yapılabilir. Bu sessiz öteleme gözlerden okunur. Bu yüzden, halk arasında “gözler kalbin aynasıdır” denir. Dikkat edin, bunu söyleyenler “gözler beynin aynasıdır” dememişler. Anlıyoruz ki, kişi israfı gözleriyle de yapabilir, karşısındakini bakışlarıyla öteler. Oysa “ötelemek, hidayet ve gazap” Allah’a aittir, sizin öyle bir yetkiniz yoktur. Buna rağmen onu siz yapmaya kalkarsanız sözde tanrılık iddiasında bulunmuş olursunuz.
HAKK YOL’A GİREN KULU BU YOLDA İLERLETECEK ŞEY SÂLİH AMELDİR. . İMANI SÂLİH AMEL AYAKTA TUTAR. SÂLİH AMELİ İSE SALÂT AYAKTA TUTAR
Üzerinde tefekkür ettiğimiz önemli bir konu "salih amel, salât ve Fatiha" ilişkisiydi. Bu ilişkiye şöyle de bakılabilir, şöyle bir yaklaşım bize inşaAllah güzellikler açacaktır: Âmentü Billâhi ve RasûliHİ idrakı ile Hakk Yol’a giren kulu bu yolda ilerletecek şey sâlih ameldir, sebep salih ameldir. Bir kulu bu yolda sâlih amelleri ayakta tutacaktır. İmanı sâlih amel ayakta tutar. Sâlih ameli ise salât ayakta tutar. Salih ameli ayakta tutan şey namazdır yani salâttır. Sâlih ameli hayata hâkim kılmanın olmazsa olmaz şartı salât ikamesidir. Bu çok önemli, lütfen dikkat edelim: Âmentü Billâhi ve RasûliHİ diyerek Hakk Yol’a giren müslümanın bu yolda ilerlemesine sebep olan sâlih amelleridir, onu bu yolda sâlih amel ayakta tutar ve ilerletir. Bu işin olmazsa olmaz şartı ise salât ikamesidir. Salât ikamesinin olmazsa olmazı ise Fatiha Sûresi’dir.
SALÂT, MÜMİNLERE FARZDIR.
VAKİTLİ BİR FARZDIR. TEMİZLEYİCİDİR
“Muhakkak ki salât, mü’minlerin üzerine vakitlenmiş bir yazıdır.” (Nisa-103)
Salât mü’min için belirli vakitlerde ikame edilmek üzere farz olunmuştur. Ayetten, salâtın “vakitli bir farz” olduğunu ve bütün insanlara değil “yalnızca mü’minlere” farz olduğunu öğreniyoruz. Mü’minlere farz ve vakitle ilgili bir farz! İşte bu salâtın bir boyutu da şudur: Salât yıkayıcıdır. Salât mü’minin esfele safiliyn yapısından kaynaklanan kirlerini temizler, devamlı... Bu neden çok önemli bakın. Dünya yaşantısı esfele safiliyn havuzunda durmaktır, o kirli havuzda yaşamaktır. İnsanı bu kirden hiçbir şey kurtaramaz, iyi insan olmak bile! İstediğiniz kadar iyi insan olursanız olun, temizlenemezsiniz. Çünkü salâtsızsanız, o iyi insan olmak hali bile Hakk Yol için kirdir. Salâtsız temizlik, salâtsız tahir olmak mümkün değildir. Çünkü dünyadasınız, dünyadayız. Dünyada olmak esfele safiliyn havuzunda durmaktır; yüzmeseniz bile bu kirli havuzdasınız, fark edin. Kıpırdamasanız bile üstünüzde havuzun kiri var, çünkü o havuzdayız. İşte bu kiri ancak salât temizler. Ancak salâtla temizlenirsiziniz...

 

“FATİHA İLE FETİH” YAZILARI - 9-

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.