Yukarı Çık
Hayriye Caner

Hayriye Caner

Mevlana’daki İlahi aşkı anlamak için,13.yüzyıla kısaca bakmak, tasavvuf terimini bilmek gerek.

BİR SEVGİ PINARI MEVLANA -2

14 Nisan 2018 Cumartesi 12:38:21
55 kez okundu.

(Geçen Haftadan Devamı)
Mevlana’daki İlahi aşkı anlamak için,13.yüzyıla kısaca bakmak, tasavvuf terimini bilmek gerek.
750 yılında islam diniyle şereflenen Türkler, 1071 yılından itibaren Anadolu’yu bize yurt etmeye başlamışlardır. Bu işte Alperenlerinin, Ahi ocaklarının katkısı büyüktür.
Ancak 13.yüzyıl isyanlar ve istilalarla dolu bir asırdır. Buna Moğol istilası da eklenince halk, insan gönlünü Allah’a kanatlandıran kişi ve onların kurduğu tarikatlerde teselli aramıştır. Bugünkü Türkiskan ve Afganistan’dan ayrılan bilim adamları ve düşünürler, Anadolu’yu yurt edinmişler, Yesevi, Haydari, Bektaşi gibi tarikatler bu dönemde filizlenmiştir.
Bu filizlenmede tasavvuf düşüncesi ön plana çıkmıştır. İslam düşüncesinde gerçek olan Allah’tır. Bu gerçeğe, bilgi, sevgi, düşünce, heyacan, sanat ve aşkla ulaşılır. Tasavvufi düşüncenin özü “Ondan geldik, yine O’na döneceğiz.” Şeklinde özetlenebilir. Yaradılışımızın anlamı, aştır, sevgidir. Tasavvufta ilahi aşka kavuşmanın yolu bir dosttan, bir yol göstericiden geçer. Bu dost, güldür, bülbüldür, Leyladır, Mecnundur. Mevlana’da bu ateşi yakanlar Tebrizli Şems, Kuyumcu Selahaddindir.
Bir can vardır canında,
O canı ara
Beden dağındaki gizli mücevheri ara
Ey yürüyüp giden dost
Bütün gücünle ara
Amma dışarda değil
Aradığını kendi içinde ara.
Tasavvuf bir düşünce sistemidir. Bu sistemde dünyadaki bütün varlıklar, gerçek sevgili olan yaratıcının görüntüsüdür. Peygamberimizin bir hadisinde Tanrı “Bilinmek istedim ve diledim. Varlıkları yarattım. Onlar da beni benimle tanıdılar.” İfadesi tasavvufi düşüncenin temelidir.
“Gerçek sevgilide suret yoktur. Güneş ışıkları duvara vurunca, duvar, parlaktır, güzelder. Fakat bu güzellik duvarda değil, güneştedir. Duvar yıkılsa bile güzellik güneşte sonsuzdur. Şu halde duvardaki taşa toprağa değil, güneşe gönül vermek gerekir.”
Yaratıcı, kâinat, insan üçlüsü, Mevlana’da her zaman iç içedir. Tanrı, sırlar âleminin gerçek sahibi, kâinat varlıkları sergilediği ayna, insanlar da bu aynada Ondan en çok özellik taşıyan yaratıktır. Yani yaratılanların en şereflisidir.
Ben ormanın iniltisi, dağların sesiyim
Ben, direk, dümen, süvari ve gemiyim
Ben insanın ruhuyum, neyin sesiyim
Ben taşlarda kıvılcım, madendeki altın damarı
Ben gül ve gülün hayran bıraktığı bülbülüm.
Ve biz Allahın sırlarının hazinesiyiz
Biz inciler dolu sonsuz deniziz.
Mevlana’nın bütün eserlerinin merkezinde insan vardır. Ona göre insan çevresine örnek olmalıdır. Güzel ahlaklı, çalışkan ve dürüst olmalıdır. Sabırlı ve iyiliksever olmalıdır. Farklı şekilde yaratılmış olabiliriz. Farklılığımız bizi üstün kılmaz. Üstünlüğümüz, sevgide, hoşgörüde ve alçakgönüllülüktedir.
Her iki cins arı da aynı çiçekten gıda alırlar
Fakat birinde zehir, diğerinde bal hâsıl olur
Her iki cins kamış da aynı yerden sulanır
Fakat birinin içi boş olur, diğeri şekerle dolar.
Bu farklı yaratılış Allah’ı tanımamıza engel değildir. Birbirimizi sevmemiz gerekir. Ne kadar ibadet edersek edelim, eğer birbirimizi sevmiyorsak iman etmiş sayılmayız. Bu sevgi yalansız dolansız olmalıdır. Gösterişten kibirden uzak olmalıdır. Bu sevgiyi bilmek ve de bildirmek isteriz. Öyleyse sevgimizi, sevdiklerimize bildirmeliyiz.
Eşler biribirlerine
Analar, babalar, çocuklarına
Dostlar dostlara
Arkadaşlar arkadaşlara, İnsanlar insanlara
Sevgi duyuyorlarsa eğer
Neden bunu söylemesinler?
“Ört de senin de ayıbını örtsünler”diyen Mevlana, sevgi ve hoşgörü sahibi olan kişilerin alçakgönüllü, toprakla beraber kişiler olduğunu belirtir.
Taş yeşermez, geçmiş olsa da ilkbahar
Toprak ol da bak, nasıl güller açar
Taş gibi idin, çok gönül kırdın yeter
Toprak ol, üstünde hoş güller biter
Sevgi ve acıma duyguusu insanların özelliğidir. İnsan daima iyiyi, doğruyu ve güzeli sevmelidir. Sevgi, hoşgörü ve alçakgönüllü olmak bize yeni dostlar kazandırır. Gerçek dost bizi yaratan olduğuna göre onun dostluuğunu kazanmak onu sevmekle olur. İnsanlar arasındaki dostluklar bu yüzden birçok farklılıklar gösterir.
“Mevlana ve arkadaşları, bir gün Konya’nın kenar mahallelerinden geçiyorlardı. Yıkıntılar arasında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını gördüler. Yanındakilerden biri:
—Ne güzel bir birlik. Ne de dostça sarmaş dolaş uyuyorlar. Dedi.
Mevlana
—Evet. Sen bunlar arasındaki dostluğun ne kadar samimi olduğunu öğrenmek istersen aralarına bir kemik veya ciğer atıver, o zaman dostluklarının değerini anlarsın dedi ve devam etti.”Köpeklerin bu hali, dünya çıkarlarına, yalnız midelerine ve keselerine tapanların aralarındaki dostluğa benzer. Kırk yıllık tuz ekmek hakkını bile unuturlar.”
“Yüksekliği isterdim. Onu alçakgönüllülükte buldum.”diyen Mevlana, öğrencilerine ders verirken de bunu kendine ilke edinmiştir. Öğrencileri arasında her dinden, her ırktan, her mezhepten insanın bulunmasının sebebi bu olsa gerek.
            (Devamı Var)

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.