Yukarı Çık
Faruk Bangir

Faruk Bangir

Bugün köşemde 13 Nisan’da vizyona girecek olan Eğreti Gelin Ladik filmini kardeşi Deniz Güvenç ile birlikte yöneten ve filmde oynayan Zaim Güvenç ile yaptığım röportajı yayınlıyorum.

EĞRETİ GELİN LADİK 13 NİSAN’DA GÖSTERİME GİRİYOR

10 Mart 2018 Cumartesi 10:15:22
635 kez okundu.

Bugün köşemde 13 Nisan’da vizyona girecek olan Eğreti Gelin Ladik filmini kardeşi Deniz Güvenç ile birlikte yöneten ve filmde oynayan Zaim Güvenç ile yaptığım röportajı yayınlıyorum.
Değerli Sanatçı Zaim Güvenç filme dair bilinmeyenleri ve sanata bakışını siz değerli okuyucularımızla paylaştı.
*Eğreti Gelin Ladik filmini çekmeye nasıl karar verdiniz?
-Aslında benim böyle bir kararım yoktu. Biz daha önce yaptığımız ‘Melek Yoksa Şeytan mı’ isimli filmimizle ilgili bir TV programına katılmıştık. O programa Değerli Yazar Şükran Kozalı telefonla bağlandı. Bizimle tanışmak istediğini söyledi. Daha sonra buluştuk ve kitabı Eğreti Gelinler’den söz etti. Bu eserinin filme çekilmesini istediğini söyledi. Daha önce de biliyorsunuz Usta Yönetmen Atıf Yılmaz Eğreti Gelin isimli bir film çekilmişti. Şükran Hanım bu filmin istediği gibi olmadığını bize iletti.
Ben Atıf Yılmaz hayranıyım. Atıf Bey’in çektiği tüm filmleri izlemişimdir. Tüm filmleri çok güzeldir. Şükran Hanım’dan gelen teklife, zaten Eğreti Gelin isimli bir film çekilmiş ve tüm oyuncular çok güzel oynamış, yeniden niye çekelim diye cevap verdim. Fakat Şükran Hanım yeniden çekilmesi konusunda ısrarını sürdürdü. Üç yılın sonunda günümüzde kadınlarımızın uğradığı şiddet, sıkıştırılmışlık, üzerlerindeki erkek egemen baskıları düşündükçe bu filmi çekmeye karar verdim.
Sonra Eğreti Gelin’lik hikayesini günümüze taşımanın çarpıcı olacağı kanaatine vardım git git. Kadının toplumdaki yerini anlatmak bakımından güçlü bir işlev ortaya çıkarabilir diye düşündüm. Üstelik böylece ilk filmden çok farklı olabilir diye de düşümdüm. Kadın olabilmek ne demek? Bu soruyu sordum kendime çevremdeki kadınlara. Kadın olabilmenin değerlerini anlatmalıyım bu filmde dedim kendi kendime. Çünkü çevremde hem anne hem babalık görevi üstlenen kadın olduğundan bihaber o kadar çok kişi vardı ki. Kadın olabilmenin kıymetini ortaya koymak istedim. Aksi halde olmadığın rolü oynamaya başladığında hayatlar gerçekten çaresizlik kozasına asılı kalıyordu bunu gözlemledim.  Böylece karar verdim ve ardından çalışmalar başladı.
İlk filmden bize tek hatıra kalan Kostak Emine karakteri oldu Nurgül Yeşilçay’ın oynadığı. Yine Kostak Emine’nin bir kızı oldu bizim filmimizde. Adı da Ladik oldu senaryomuzda. Bununla birlikte Ladik, Denizli’nin mitolojideki ismiymiş bunu Şükran Hanım’dan öğrendik.
Filmdeki Kostak Emine karakteri çok güçlü bir karakter. Bu karakterin bir kızı olsun ve günümüzde yaşasın istedik. Anne-kız ilişkisi çerçevesini Eğreti Gelinlik olgusu ile harmanlayarak ortaya çarpıcı bir senaryo çıkardık. Yine günümüzdeki ilişkilerde belirleyici olan güç kavramının kadınlar üzerinde nasıl baskı yarattığını senaryoda irdelemeye çalıştık. Senaryo çalışması oldukça uzun sürdü. Bu süreci titiz bir şekilde çalışarak tamamladık. Senaryo biter bitmezde mekanları ve oyuncuları ayarlayarak çekimlere başladık.  
*Filmin çekimleri ne kadar sürdü ve nerelerde çektiniz?
-Filmin çekimleri yaklaşık 33 gün sürdü. Ama daha sonrasında yine zaman zaman ek sahneler çektik. Onları da eklersek toplamda 40 gün civarında sürdü diyebiliriz.
Film genel olarak Ankara’da çekildi. İki sahnesi ise İstanbul’da çekildi. Çekimlerde mekan ve ulaşım konusunda bize Çankaya Belediyesi çok yardımcı oldu. Kendilerine çok teşekkür ederim. Filmimizde Meserret Kahvehanesi diye bir yer var. Burayı Ankara’da Mirador Club’da çektik. Mekanını kullandırdığı için özellikle Ali Ekber Taşdelen’e de çok teşekkür etmek istiyorum. Bu arada çekimler süresince ben tüm yakınlarımın evlerini kullandım neredeyse.  Biz bu filmi bütçesiz çektik. Ayrıca yine Ceren Hanıma film sırasında yardımları için çok teşekkür ederim. İstanbul çekimlerini filmimizde oynayan Süleyman Hakan Koca’nın evinde çektik. Ona ve anneciğine de minnettarız.
*Filmle ilgili yaptığınız açıklamalarda film için, ‘Ter kokan film’ diyorsunuz. Bu son derece dikkat çekici bir açıklama. Bununla anlatmak istediğiniz nedir?
-Bu soru için özellikle teşekkür ederim. Ben sık sık filmimiz için, ‘Ter kokan film’ diyorum. Filmimiz vücuda gelinceye kadar bilhassa ben, Özgür ve Deniz çok acı çektik. Ciddi anlamda acı çektik. Ter, gözyaşı, yoğun emek. Zaman zaman umutsuzluğa düştüğümüz anlar oldu. Bazı noktalarda çok zorlandık. Ama nedense çekim süresince ve sonrasında bu filmi yapmaya zorunluymuşuz gibi bir his yaşıyorduk. Bu doğru bir his miydi hala onu soruyorum kendi kendime.  Bizim koşullarımız ve ülkemizde sanata verilen değer bizi ne yazık ki zorluklarla karşı karşıya bıraktı. Senaryo yazabilme, oynayabilme ve yönetme noktasında yıllarca kendime ve çevremdekilere çok emek verdim. İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü mezunuyum. Üzerine Halkla İlişkiler bitirdim. Pedagojik Formasyon aldım. Yıllarca oyunculuk eğitimi aldım bir çok yerden. Ve kesintisiz oyunculuk yaptım.  Birçok tiyatro oyununda rol aldım, seslendirme yaptım, sinema filmleri ve dizilerde oynadım.  Filmi yapıp yapmamakla ilgili yeteneğim anlamında kendimden şüphe etmedim. Fakat imkanlar öylesine kısıtlıydı ki her geçen günle birlikte biraz daha canımız yanmaya başlıyordu. Ama karar vermişsiniz işte bir kere. İnsanlarla, bu imkansızlıklarla uğraşmak yordu beni. Bu noktada Sevgili Cihan Aydın, Sevgili Ali Zade gibi arkadaşlarım hep yanımda oldu. Yine çalıştığımız nerdeyse tüm oyuncu arkadaşlar son derece özverili davrandılar. Çok rahat, hiç zorluk çekmeden bu filmi bitirdik demek yaşadıklarımıza haksızlık olur. Ben bu filmi yaparken çok acı çektim, çok üzüldüm. Filmin bitip vizyona girecek olması beni çok mutlu ediyor. Ama acıları da yaşadım. Keşke o kadar derinden acılar olmasaydı. Acının ne olduğunu bu filmi çekerken gördüm.  Eğreti Gelin Ladik büyük emeklerle ortaya çıkmış bir film. Ondan dolayı, ‘Ter kokulu film’ diyorum. Ama bu ter konusu yarin kokusu gibi. Saf, temiz ve içten bir koku. Bu kadar emekle yüklü bir film. Ülkemizde sanatsal bir üretimi vücuda getirebilmek çok zor. Biz bütçesiz, biraraya gelerek bir film yaptık. Yüreğimizi ortaya koyarak bir film yaptık. Şimdilerde yine Sinemedya’nın çalışmaları, ortaya koyduğu performans filmi çok profesyonel bir mecraya çekmiş oldu. Kısacası iyi bir sinema filmi ortaya koyduğumuzu düşünüyorum. Herkes izlemeli.
*Filmde kardeşiniz Deniz Güvenç ile birlikte hem yönetmen hem oyuncu olarak yer alıyorsunuz. Hem yönetmen, hem oyuncu olmak zor mu? Bir filmi iki kişi yönetmek nasıl bir şey? Zaman zaman anlaşmazlıklar yaşandı mı?
-Hem yönetmen, hem oyuncu olmak çok birikimli olmayı gerektiriyor kanımca.  Baktığımızda Türkan Şoray muhteşem bir oyuncu ve filmde yönetti. Yine dünyada bunun örnekleri var. Çok iyi oyuncular yönetmen olarak da görev alıyorlar. Çok güncel olması sebebiyle Gülse Birsel’de bu düzlemde iyi bir örnek. Hem oynuyor, hem de senaryo yazıyor. Bunu ben insanın birikimi, eğitimi ve kapasitesi anlamında düşünüyorum. Dünyada çoklu disiplin diye bir şey var. İnsanlar aynı anda benzer işleri bir arada yapabiliyor. Yönetmenlik ve oyunculuk bana göre hem birbirlerine çok benzeyen, hem de birbirinden çok ayrı işler. Tek kişi yönetseydik bence zorlanırdık. İki kişi olmamız nedeniyle birbirimize bakabilme şansımız oldu. Deniz de ben de yönetmen olarak iddia koymak yerine, bugüne kadar yaptığımız işlerde oyuncu olarak iddia koyduk. Fakat zor koşullarda çektiğimiz için bu filmin yönetmeni ancak biz olabilirdik. Çünkü koşullarımız kısıtlıydı. Başka yönetmenle çalışsaydık filmimiz bana göre kotarılamazdı. İyi ki de biz yönetmişiz. Başta biraz kararsızlık yaşamıştık. Ben daha çok kendimi oyuncu ve senaryo yazarı olarak tanımlıyorum. Kardeşim Deniz de kendisini oyuncu olarak tanımlar. Fakat biz yönetmeye karar verdikten sonra çok çalıştık. Zaten benim daha önce de yönetmenlik deneyimim oldu. Birçok kısa film, tiyatro oyunu ve uzun metrajlı film de yönettim. Örneğin;  İlk uzun metrajlı filmimiz Melek Yoksa Şeytan mı yayınlandığında özellikle Ankara’da çok dikkat çekmişti. İki yönetmen olarak birlikte çalışmanın avantaj ve dezavantajları var. Ama biz Deniz ile kardeş olduğumuz ve sanat aşkında buluştuğumuz için çok iyi anlaşıyoruz. Dışarıdan çok zıt iki insan gibi görünüyoruz. Ama bence biz çok iyi anlaşıyoruz. Kardeşimi çok seviyorum. Biliyorum ki o da beni çok seviyor. Birlikte çok uyumlu çalıştık. İyi ki de biz yönetmişiz. Bir başka yönetmenle çalışsaydık kısıtlı koşullara Onun intibak etmesi belki de söz konusu bile olamayacaktı. Biz durumun handikapları için önlem aldık kanımca başarılı da olduk.
*Siz uzun yıllar Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oynadınız. Kemal Sunal’la Düttürü Dünya isimli filmde başrolde oynadınız. Bunlar çok önemli referanslar. Ancak popüler kültür ne yazık ki gerçek sanatçıları bir anlamda görmezden geliyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
-Bu sorunuz çok önemli. Popüler kültürle ilgili değerlendirmeniz bence toplumsal bir tespit. Eğreti Gelin Ladik filmimizin fragmanının yayınlandığı günden itibaren popüler gazetelerden hiçbir gazeteci filmin yönetmeni ve oyuncusu olarak beni aramadan, sormadan haber yaptılar. Bu beni çok üzdü. Beni arayıp birinci ağızdan bilgi alabilirlerdi. Tamamen internetteki bilgileri derleyerek haberler yaptılar. Basın mensupları Eğreti Gelinler kitabının yazarı Şükran Kozalı’yı arıyor. Bu çok doğal, olması gereken bir şey.  Ama bir filmden bütünde yönetmen sorumludur. Siz filmin yönetmen ve oyuncusu olarak benim görüşlerimi merak ederek bu röportajı gerçekleştirdiniz. Size çok teşekkür ederim.Sorumlu bir gazetecilik örneği veriyorsunuz.
Bununla birlikte filmimizin başrol oyuncusu Çok Değerli Sanatçı Yeşim Salkım bildiğiniz üzere. Kendisi hem oyuncu hem insan olarak muhteşem.  Yeşim Hanım’a filmimizdeki Kostak Emine karakteri gerçekten  çok yakıştı. Yeşim Salkım Altın Portakal almış bir oyuncu. Aynı zamanda çok önemli bir müzisyen. Filmimizin büyük ölçüde tanıtımı Yeşim Salkım’ın açıklamalarıyla oldu. Ve tüm açıklamaları kendisinin dört dörtlük sanatçı profiliyle örtüşmekte. Bu son derece onur verici. Kendisi Şener Şen’le Uğur Yücel’le birlikte, Eşkiya filminde oynamıştı. Ben de bahsettiğiniz üzere Kemal Sunal’la oynadım. Ve 2018 yılında bu film tüm Yeşilçam emektarlarına armağan olsun isterim doğrusu. Biz filmde yine İlkay Kayku, Zeynep Aytek Metin, Kerem Poyraz Kayaalp, Gül Gökçe, Nalan Güreş Demirel ve Tarık Günersel gibi çok kıymetli oyuncularla çalıştık. Her biri muhteşem. Ayrıca Hakan Eren’i özellikle tek başına ele almak isterim ki hem filmimizin müziklerine etki etti hem de oyunculuğu ile bizleri gerçekten çok şaşırttı. Çok iyi hakikaten. Film Tayfası yine Eğreti Gelin Ladik filmi ile Deniz Güvenç, Özgür Bacaksız, Merve Aslan, Alekber Alekberov başta olmak üzere Türk Sineması’na genç oyuncular armağan edecek. Bana gelecek olursak bugüne dek popüler kültürü hem önemsiyor ama ona da teslim olmuyorum. Filmde Kerem karakteri ile birçok filmdeki kötü karakter anlayışına rolümle yeni bir boyut kazandırmaya çalıştım. Umarım seyircimiz sever.  
Filmin  sinema dili, nasıl çekildiği ve nasıl anlatıldığı konuşulmalı kanımca daha çok. Fragman bildiğiniz üzere çok dikkat çekti. Bu da sevindirici aslında.
Daha önce  Kemal Sunal ile ‘’Düttürü Dünya’’ filminde oynama şansını yakaladım. Ben o filmde yeşilçamın duayenlerini tanıdım. Zeki Ökten ve Zeki Demirkubuz ile çalıştım. Birçok hatıra biriktirdim. Gazeteciler kapımızı çalıp yada telefon açarak bu değerli hatıralarla buluşabilirler. O günden bu yana yaşadığımız gelişimleri öğrenebilirler. Tercihler sadece çarpıcı fotoğraflar üzerinden olmamalı. Filmin sinema dilini, özgün tasarımlarını da öne çıkaracak haberlere yer verilmeli.  
*Siz Ankara’da yaşayan bir sanatçısınız. İstanbul’da yaşamamanız bir dezavantaj mı?
-Ben İstanbul-Ankara arasındaki mesafeleri aşıp sanat serüvenimi yaşamaya başladığımdan bu yana İstanbul hep gözümü korkutmuştur. İstanbul, bana çok kalabalık ve karışık geliyordu. Bu şehir beni yutar diye düşünüyordum. Ama zaman içinde alıştım. İstanbul’da bence insanlar bahane üretebilme konusunda oldukça ustalar. Bir işi yapmaları gerekiyor ama yapmadıkları zaman, ‘Burası İstanbul’ diye bir cevapları oluyor. Bu bence çok kaçamak bir cevap. İstanbul insanların ruhlarını zenginleştirse de biraz da sanki tembelleştiriyor. Bunun nedenini çözebilmiş değilim. Ankara’da yaşayıp gerektiğinde İstanbul’a gidip gelmek bir sanatçı için daha verimli oluyor diye düşünüyorum. Ankara üretebilmek adına çok iyi bir kent!  Ankara disiplin içeriyor.  İstanbul’da oysa  hayat çok hızlı akıyor. İnsanların gecesi, gündüzü karışmış durumda. Ben Ankara’da yaşayan bir sanatçı olarak avantajlıyım diye düşünüyorum. Ama sesinizi duyurmak için İstanbul’la da bağlantılı olmak durumundasınız.
*Türk Sineması’nın önemli filmlerinden Düttürü Dünya’da Kemal Sunal ile birlikte başrol oynadınız. Unutamadığınız bir hatıra var mı?
-Ben Kemal Sunal’ı her zaman sevgi ve saygıyla anıyorum. Çok büyük ve çok iyi bir oyuncuydu. Sette rol arkadaşlarına daima çok zarif ve iyi davranırdı. Düttürü Dünya’yı çektiğimiz 1987-88 yıllarında dijital çekim yoktu. Oyuncu olarak siz sahneleri tekrar etmek zorunda kalırsanız film gidiyordu. Böyle olunca yönetmen ve yapımcının negatif anlamında dikkatini çekiyordunuz. Bu nedenle oyunculuk yapmak bence o yıllarda çok daha zordu. Şimdi dijital çalışıldığı için herhangi bir film harcanmıyor. Bizim o yıllarda en fazla 2 tekrar hakkımız vardı. Şimdilerde 30 tekrar yapan oyuncular var. O kişiye ben oyuncu diyemem. Kusura bakmasınlar. O yüzden Yeşilçam oyuncuları benim için çok değerlidir. Biz Düttürü Dünya’yı çekerken tüm sahneler en fazla üç tekrarda çekilmiştir. İlk sırada filmin Yönetmeni Zeki Ökten’den biraz korkmuştum. Çünkü çok gençtim, 18 yaşındaydım. Düttürü Dünya’da Kemal Sunal’ın oğlu Doğan’ı canlandırmıştım. Bana Zeki Ökten çok sert bir yönetmen gibi gelmişti. Zeki Demirkubuz’da o filmde Zeki Ökten’e asistanlık yapmıştı. Zeki Demirkubuz ile o filmde tanışma ve çalışma imkanı buldum. Bana ağabeylik yaptı. Kendisini çok severim. Sonrasında da hep görüştük. Tüm filmleri bence çok özeldir. O filmde bir-iki gün çalıştıktan sonra ne yapacağımı bilemedim. Çünkü çok ünlü isimler vardı. Aşırı heyecanlıydım. Orhan Çağman, Selçuk Uluergüven gibi büyük oyuncular vardı. Kemal Sunal’la karşılıklı oynuyordum. Üçüncü gün Kemal Sunal beni yanına çağırdı. Sadece o ve ben bir odada karşılıklı konuştuk. Orada benimle sohbet etti ve bana destek oldu. Filme dair gözlemlerini bana iletti. Benim seviyeme inerek benimle sohbet etmesi hep çok kıymetlidir.  O sohbet sırasında bana kendisini bir ağabey, bir baba gibi hissettirdi. Biz filmde zaten baba-oğulu oynuyorduk. Kemal Sunal’ı o sohbetimizden sonra daha da çok sevdim. Bana yaklaşımı çok güzeldi. Onunla sohbet edip o odadan çıktıktan sonra kendimi özgür bir kuş gibi hissettim. Sohbetimizde birçok şey konuştuk. Bana filmlerini izleyip izlemediğimi sormuştu. Ben de tüm filmlerini severek izlediğimi söylemiştim. Hangi filmini daha çok beğendiğimi sormuştu. Ben de o sıralarda yeni çekilen Şabaniye filmini çok beğendiğimi söylemiştim. Sonradan neden böyle cevap verdim, acaba kızar mı diye düşündüm. Ama söylemiştim bir kere. Kemal Ağabey gülümsedi, sırtımı sıvazladı ve ‘Bu filmde de sen ne kadar iyi olursan o filmin üstüne çıkarız. Ben sana güveniyorum’ dedi. Sohbetin ardından bir sahne çekilecekti. Sahne çekilirken rol gereği bir anda bana bir tokat attı. Bir anda etkiye tepki olarak ona baktım. Çok doğal ve başarılı bir çekim olmuştu. Orada ben Kemal Ağabey’in oyunculuğa dair nasıl hazırlandığını gözlemleme fırsatı yakaladım. Bence dünya çapında bir oyuncuydu. O bahsettiğim sahnede tokatı yiyince ne oluyor diye duralamıştım. Ama o sahneyi izleyince ne kadar iyi oynadığımızı fark ettim. Film çalışmaları boyunca Yönetmenimiz Zeki Ökten ve Kemal Sunal’ın ustalıklarına hayranlığım kat be kat arttı. Hatta Zeki Ökten çekimler başladıktan iki gün sonra oğlan maşallah Arap atı gibi açıldı çok iyi oynuyor demiş. Sette bu konuşuluyordu. Bense zaten ufaklığın tekiydim.
*Müzikle de ilgileniyorsunuz. Bundan sonra sizi şarkı söylerken de izleyecek miyiz?
-Yıllarca hep şarkı söylemek istedim. Bu bir itiraftır. Ama hiçbir zaman buna cesaretim olmamıştı. Arkadaşlarımın cesaretlendirmeleri ve Film Tayfası ekibinin motivasyonu sayesinde bunu deneyebildim. ‘’Kırık Kalpler’’ isimli bir müzikal çalışma gerçekleştirdim. Bu müzikalde canlı performans olarak 15 şarkı söyledim. Gösteriyi izleyen seyircilerden çok güzel geri dönüşler aldım. Yıllardır müzisyen olan, şarkı söyleyen insanlara ayıp olmayacaksa, seyircimiz kabul ederse iddialı olmadan şarkı söylemek lazım diyorum. Ve bundan sonra da söyleyeceğim. İddialı değilim ama kararlıyım. Özellikle Yıldırım Gürses ve Sezen Aksu’nun şarkılarını iyi söylediğimi söylüyorlar.
*Ankara’da pek çok kıymetli sanatçının bulunduğu Film Tayfası ekibinin kurucularındansınız. Film Tayfası’nın bundan sonraki hedefleri nelerdir?
-Biz Film Tayfası olarak sürekli olarak film çekmek istiyoruz. Tüm bu tiyatro, müzikal çalışmaların her biri kendi içinde ayrı değerler olmakla beraber bizim film çekmemize hizmet eden projeler olmasını düşünüyoruz. Oyunların çoğunu kendimiz yazıyoruz. Oyunların içinden çıkan ve seyircinin kabul ettiği karakterleri sinemaya taşımayı düşünüyoruz. Daha önce de taşıdık. O nedenle bizim senaryolarda oluşturduğumuz karakterler çok büyük oyuncular tarafından değer görüyor. Sinema yapmaya devam edeceğiz. Bir taraftan tiyatro oyunları sürecek. Ben kendi adıma müzikal çalışmaları yapmak istiyorum. Mayıs veya Haziran’da Çile ve Bülbül isimli bir film çekeceğiz. Film içinde dramatik bölümler de olacak ama genel olarak komedi olmasını istiyoruz. Bir de benim bir projem var. Dokuz tane toplum tarafından tanınan, ünlü kadın oyuncuların olduğu bir sinema filmi çekmek istiyorum. Bu projeyle ilgili kafamda bazı isimler var. Bu çok iddialı bir proje olacak. Bunun üzerine çalışmaya devam ediyorum.
*Sanatın pek çok dalında üretimleri olan bir sanatçısınız. Sizin için tiyatro, sinema, seslendirme ve müzik içerisinde öncelikli olan hangisidir?
-Tabiki sinema benim aşkım. Sinemayı çok seviyorum. İkinci sırada ise tiyatro gelir. Ama nedense son dönemde müzik de önceliklerim arasına girdi. Müziği  çok seviyorum. Belki bu noktada Hakan Eren ve Yeşim Salkım’la çalışmak çok etkileyici oldu. Çünkü her ikside müziğimiz için kilometre taşları kanımca. Yine filmimizin müziklerinde Noyan Erdal, Övgü Özparlak, Sedat Akdağ, Figen Genç, Orhan Güvenç, Çağla Özparlak, Şafak Yaşar ve diğer tüm emek edenler hep kalbimde saklı. Ayrıca duayen iki isim Sezen Aksu ve Işıl Yücesoy’dan filmimiz için şarkı almaksa Sevgili Hakan Eren sayesinde gerçekleşti ki böylece benim bir rüyam gerçeklikle buluştu. İflah olmaz SezenAksu, Yeşim Salkım ve Işıl Yücesoy hayranıyım. Müzikleri benim için deniz gibidir. Bilirsiniz denizden ne çıksa gönlümüzün sultanıdır. Tüm bu isimleri gönlümde, kalbimde, rüyalarımda hep kıymetle saklıyorum inanın. İsmini telaffuz edemediğim kimse ne olur bana kırılmasın insan her an herşeyi hatırlayamıyor. Ama tüm emek verenleri sevgi ve saygıyla anıyorum. Yine görüntü yönetmenimiz Onur Can  Tögen’i de sevgiyle anıyorum. Tıpkı Deniz Güvenç’e Özgür Bacaksız’a bu filmin çekimleri boyunca emeklerinden dolayı duyduğum sevgi gibi. Şükran Kozalı ile yürek birlikteliği yaparak iyi bir işe imza attık diye düşünüyorum ayrıca.
*İnsanlar neden Eğreti Gelin Ladik filmini izlemeye gitsinler? Bunun cevabıyla röportaja son noktayı koyalım.
-Tüm bu anlattığım yaşanmışlıkları beyaz perde de görebilmek için bu filmi izlesinler. Bu filmde başta Yeşim Salkım olmak üzere çok iyi oyuncular var. Herşeyden önce altın portakalı olan bir oyuncu ile buluşacaklar filmde. Bu nokta da problem yaratmadan çalışan müthiş bir oyuncu kendisi.  Çok iyi kalpli ve müthiş yardımsever biri. Tüm ekibe yaklaşımı olağanüstüydü. Yeşim hanım’a çok teşekkür etmek istiyorum. Kendisiyle çalışma şansını yakaladığım için çok mutluyum. Yine İlkay Kayku, Deniz Güvenç, Özgür Bacaksız, Merve Aslan, Alekber Alekberov ve tüm oyuncularımız çok iyi oynadılar. Hepsine de teşekkür ediyorum. 2013 Türkiye ve Avrupa  Best Model birincisi Sevinç Meşe Ladik rolündeydi. Kendisi son zamanlarda kadına yönelik dizi ve tiyatro oyunları ile de dikkat çekmekte. Kutluyorum.Tüm oyuncularımız fedakarca çalıştılar. Özellikle müzik yapımcısı ve Ossi Müzik sahibi Hakan Eren bize çok yardımcı oldu. Bu noktada Issız Adam’ın şarkıları gibi olay şarkılar var filmde. O filmin şarkılarını da bildiğim kadarıyla Hakan Bey seçmişti. Bu yüzden de izlemeliler filmimizi seyircilerimiz.  Kendisine müteşekkiriz. Onu çok seviyoruz. Bu filmin sinema dilini seyircilerimiz iyi gözlemlesinler. İyi bir sinema dili olduğunu düşünüyorum. Oyunculuklar da bana göre muhteşem. Bu nedenlerle de film izlenmeli.  
Filmde kadınların yaşadığı problemler ortaya konulurken, çözümler de sunuluyor. Aynı zamanda filmin diyalogları da yer yer muzip,  içten, ve  insanın kalbine dokunan cinsten. Sahici bir film. İzleyen herkes kendinden bir şey bulacak kısaca.
Film bize ayna tutacak. Bence toplum olarak kendimizi görmekten kaçınıyoruz. Hep başkalarını eleştirir ve yargılarız. Kendimizi görmekten kaçınırız. Çünkü bu zordur. Bu yüzden filmimizi mutlaka izlesinler. Kadın erkek birlikte izlerse onlara çözülmeye yakın bir ilişkiler ağı armağan edeceğiz. Sorunu ortaya koyarken çözüm sunan bir film bu. Sıcacık bir kazak gibi üstlerine giymek isteyecekler adeta. Kazağın rengi finalde masmavi. Küçücük bir tiyo işte.  Sahici olursanız hayatınızda gerçekleştirmek istediğiniz her şeyi gerçekleştirebilirsiniz. Filmde ülkemizin kültürüne ait unsurlarda fazlasıyla yüzeye çıkıyor ki bu toprağın hikayeleri ile de buluşmak isterseniz yine izleyin Eğreti Gelin Ladik isimli filmimizi.
Son olarak Sinemedya’ya emekleri dolayısıyla gönül dolusu  teşekkür ederim. Gerçekten sevgi, saygı ve disiplinle çalışan ve sonuca ulaşan bir ekip.
Daha nice filmlerde buluşabilmeyi diliyor, tüm okuyuculara saygılarımı sunuyorum. Seyircilerimizle filmimizde buluşmak büyük temennim.

ZAİM GÜVENÇ KİMDİR?

1993'te Gazi İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema bölümünü bitirdi. Ardından AÖF Halkla ilişkiler bölümünü bitirdi. 1987 yılından itibaren üç yıl boyunca Ankara Sanat Tiyatrosu'nda çeşitli oyunlarda rol aldı. Eş zamanlı olarak Zeki Ökten yönetiminde Kemal Sunal'la "Düttürü Dünya" adlı filmde kamera karşısına geçti. Bu filmdeki oyunculuk performansı eleştirenlerce de çok başarılı bulundu. Beş yıl boyunca TRT ve çeşitli özel kanallarda seslendirme yaptı. Çeşitli festivallerde gösterilen Esrime, Aşkın Cenaze Töreni, Savaş Baltaları, Gelin adlı kısa filmlerde oynadıktan sonra ilk kez "Hayatı Çakmak" filmle kamera arkasına geçti. Bu filmle Ankara Film Festivali'nde ödüllendirildi. "Aşktan Af Dilemek" ve "Duşun Altında" adlı kısa filmlerde hem oyuncu hem yönetmen olarak görev aldı. Yine Aşk Kafe’si adlı kısa filmde yorumcu Demir Demirkan’ın şarkısı ile film bir hayli ilgi gördü. Bakışma Hikayeleri adlı filmde  Türkiye’de yüzyılın görüntü yönetmeni seçilen Aytekin Çakmakçı ile çalıştı. İlk uzun filmi ‘’Melek Yoksa Şeytan mı ‘’ile Ossi Müzik ile işbirliği yaparak filme şarkıları ile dikkat çekti. Film basında özellikle bir hayli ilgi gördü. Yine Son Tren adlı filmde oyuncu olarak ve Haytarma adlı filmde seslendirmeci olarak uluslararası başarılara imza attı.
Köprüden Görünüş, 40’ı Çıkmış Şarkılar gibi tiyatro oyunları ile de oyuncu olarak  Ankara’da ses getirdi.
 "Hediyen Hayat Olsun" adlı kısa reklam filminde oynadı ve film  IAA'da birinci oldu.
Yönetmenliğini Yaptığı Filmler
Kısa Metrajlı Filmler
Hayatı Çakmak - 2004
16. Uluslararası Ankara Film Festivali, Ulusal Kısa Film Dalı Gösterim. 2005
2. El Kısa Film Festivali, Gösterim. 2007
3. Yıldız Kısa Film Festivali, Kurmaca Dalı. 2006
Aşktan Af Dilemek - 2005
2. El Kısa Film Festivali, Gösterim. 2007
27. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması. 2005
3. Yıldız Kısa Film Festivali, Kurmaca Dalı. 2006
Duşun Altında - 2007
2. El Kısa Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü. 2007
Keklik - 2007
19. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması. 2008
Aşk Kafe'si - 2011 / Zaim Güvenç, Hüseyin Çelik
Gerçek Bir Bakış - 2011
Lağım – 2011
Uzun Metrajlı Filmler
Melek Yoksa Şeytan mı
Eğreti Gelin: Ladin – 2016

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.