Yukarı Çık

ETEM TEM VE YARIŞMA

9 Mart 2018 Cuma 14:28:58
175 kez okundu.

Afyonkarahisar Belediyesi ile Atatürkçü Düşünce Derneği Afyonkarahisar Şubesi  işbirliğinde "Atatürk'ün fotoğrafçısı Etem TEM adına ulusal bir fotoğraf yarışması düzenlenecek. Bu yarışma ile ilgili protokol imzalandı. Afyonkarahisar Belediyesi’nin bu çalışması takdire şayan. Peki kimdir Etem Tem? Merhum Etem Tem, Afyonkarahisar ve Atatürk ile özdeşleşmiş tarihi fotoğraf karesini, Gazi’nin Kocatepe sırtlarında derin düşünceli halini fotoğraflayan, Büyük Taarruz’da ve bir çok önemli anda Atatürk’ün yanında olan fotoğrafçısıdır.
Atatürk’ün Kocatepe sırtlarındaki bu pozu, koskoca bir milletin varını yoğunu yığdığı bir nokta ve zamanda, Türk Milleti’nin etrafını saran ateşten çemberi kırmak için tüm gücünü toplayıp taarruza hazırlandığı o anda, bunca sorumluluğu üzerinde taşıyan bir insanın hal-i pür melalini anlatmakta olduğu için çok önemlidir. 26 Ağustos 1922 sabahı yüce Türk Milleti’nin tüm umudu Kocatepe sırtlarında, bu umudun tüm sorumluluğu da Mustafa Kemal Atatürk’ün sırtındadır. Tarihin kırılma anı olan o günde ya bir vuruşta Yunan mevzileri tarumar edilecek, ya da bir milletin umutları orada tarihe gömülecektir. İşte Atatürk derin düşünceler içerisinde, omzunda bu büyük sorumluluğun ağırlığıyla Kocatepe sırtlarında, kayaların üzerinde dolaşmakta, taarruzu ve sonrasını düşünmektedir.
Bugün adına yarışma düzenlenen merhum Etem Tem de fotoğraf makinasının deklanşörüne basıverip bu tarihi pozu kazımıştır bir milletin hafızasına. O poz İstiklal Harbi’nin, Kurtuluş’un, Afyonkarahisar’ın simgesi olmuş, o pozdan esinlenerek anıtlar dikilmiş, amblemler hazırlanmıştır.
2006-2007 yıllarına kadar pek bilinmezdi Etem Tem ismi. Ta ki, eski çalışma arkadaşımız, bugün Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Onur Bayram Kocatepe sütunlarında Etem Tem’i gündeme getirene kadar. Bilenler bilir tam anlamıyla bir fotoğraf delisidir Onur Bayram. Bu tarihi fotoğraf karesiyle ilgili araştırmalar yaparken Genelkurmay kayıtlarından tarihi pozu Etem Tem’in çektiğini öğrenmiş ve Etem Tem adına yarışma düzenlenmesi fikrini gündeme getirmişti. Bu fikir daha sonrasında bir çok kez gündeme geldi ama hayata geçmemişti. Afyonkarahisar Belediyesi ve ADD bu işe el atana kadar.
Bu arada şimdi ATSO’da başarıyla görev yapan, eski mesai arkadaşımız Murat Arısoy ile, MHP İGM üyesi Haydar Serdaroğlu’nu da unutmamak gerekir. Onlar da değişik zamanlarda Etem Tem ismini ve fotoğraf yarışması fikrini gündeme getirmişlerdi.
Emeği geçenlere teşekkürler, güzel bir yarışma olacağı şimdiden belli…
***
Etem Tem’in hikayesini 2017 yılında Sözcü Gazetesi’inin en çok okunan yazarlarından Yılmaz Özdil de gündeme getirmişti. Etem Tem’i daha iyi tanımak ve bu yarışmayı daha iyi anlamak için Yılaz Özdil’in o yazısını da hatırlayalım isterseniz:
Bugün 26 Ağustos… Hiç düşündünüz mü, büyük taarruz'dan neden sadece bu “efsane fotoğraf” vardır da, başka fotoğraf yoktur?
Saat 11'di. Büyük taarruz şafak vakti saat beşte başlamıştı, Mustafa Kemal hamleleri adım adım takip ediyor, sahra telefonuyla emirler yağdırıyordu, bi ara diğer komutanların yanından ayrıldı, tek başına, uçurum kenarına kayalıklara doğru yürüdü, dürbünle düşman hattına bakıyordu, dalgın, düşünceliydi, parmaklarını cigara içer gibi dudaklarına götürdüğü an…
Deklanşöre bastı Etem Tem.
Yedek subaydı. Mülkiye mezunuydu. İstanbul'da fotoğrafçılık yapıyordu. Birinci dünya savaşında Kafkas cephesinde vuruşmuş, Kurtuluş Savaşı başlayınca Anadolu'ya geçmiş, Garp Cephesi'nde görevlendirilmişti, kuvayi milliye'nin resmi fotoğrafçısıydı, büyük taarruz'u kare kare görüntülemişti, 10×15 cam negatif çeken Alman malı Reflex ICA fotoğraf makinesi vardı.
 “İşte o an”dan sonrasını, 1960 yılında Ulus gazetesi için yapılan röportajda, Fikret Otyam'a anlattı.
 “Tek başına, kayalık tepenin ucuna geldi, başparmağı dudaklarının arasındaydı, objektifimi çevirdim, adeta nefes almıyordum, deklanşöre bastım. Günler geçti, 2 Eylül'de Uşak'a girdik. Vakit yoktu. Ahır bozması bir yerde filmi yıkadım.
Fotoğraflar birbirinden güzeldi. Hemen dört tane yaptım, ertesi sabah koşarak götürdüm, içeri aldılar, berberi tıraş ediyordu, odada bir masa, bir portatif karyola, iki iskemle vardı, fotoğrafları aldı, baktı, “çok güzel” dedi.
 “9 Eylül… İzmir'e girdik. Günbatımına yakındı, ilk işim bir fotoğrafçı aramak oldu, bir Rum fotoğrafçı buldum. Kocatepe'de çektiğim filmleri verdim, yıkanıp basılana kadar etrafta dolaştım, zaman doldurup yeniden geldim, fotoğrafçı beni görünce “hepsi harika” diye bağırdı, baktım, fotoğraflar henüz yaştı, doya doya baktım, hakikaten hepsi harikaydı, taa Uşak'tan İzmir'e kadar bu anı bekliyordum, fotoğrafların kuruyup hazır hale gelmesi için biraz daha zaman lazımdı, sabah gelip almak üzere ayrıldım, karargaha, Bornova'ya döndüm, ertesi sabah erkenden otomobille İzmir'e indim ama, görmeliydiniz, cayır cayır yanıyordu İzmir, ahali sokaklara yollara dökülmüştü, ne dost belliydi ne düşman, fotoğrafçı dükkanının olduğu yere güçlükle varabildim, fakat ne
göreyim, gözlerime inanamadım, dükkan yanmıştı, elimde kala kala Uşak'taki o ahır bozması yerde yıkayabildiğim bir kaç fotoğraf kalmıştı, ötekilerin hepsi
İzmir'deki fotoğrafçı dükkanıyla birlikte kül oldu.”
Evet… Maalesef işte bu hazin sebeple, büyük taarruz'a dair 26 Ağustos'tan başka fotoğrafı yoktur Mustafa Kemal'in, tek karedir.
Ve aslına bakarsınız, Kurtuluş Savaşı başından sonuna kadar her yönüyle olduğu gibi, kurtulan tek kare fotoğrafıyla da “mucize”dir.
Çünkü, can pazarının ortasında harabe bir ahırda basılan bu fotoğraf kadar…
Tarihi böylesine “anıtsal” anlatabilen bir kare yoktur.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.