Yukarı Çık

BOL ALANDAN DAR ALANA…

28 Şubat 2018 Çarşamba 12:41:17
150 kez okundu.

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, uluslar arası sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler sonucu dünya hızla ve çok kısa bir süre önceye göre bile hayret verici değişmelere uğramıştır… Bu baş döndürücü değişmelerden dünya futbolu, gecikmelerle de olsa Türk futbolu da etkilenmiştir.. 1970’li yıllara kadar çamur sahalarda koşturan, kösele krampon çivilerinin ayak tabanlarını kanattığı, katı savunmanın ayıp olduğu, faul yapana “ayıcı” denildiği, kırık ayak parmağıyla, çeken adaleyle, kan sızan alınla burunla top oynanan MR MEMARın bilinmediği günleri; bugün, haftada en az altı antrenman yapan, “takımın arkasında bir takım” olan sağlık ekibiyle maçlara hazırlanan futbolcuların bildiğini sanmıyorum…
“Rakip baskısı”,  “dar alan”, “kademe” “kaliteli pas” gibi kavramları telaffuz eden futbolcular yerine, rahat rahat top süren, stop yapan, çalışkan, teknik, biraz sürati olan futbolcuların  ön plana çıktığı devir gerilerde kaldı artık…
1970’li yıllara kadar, her takım da o gün yıldız sayılabilecek en az dört beş futbolcu varken, o yıllardaki antrenman kavramlarının değişmesi, yenilmemek için takım teşkilleri, yeni  futbolcu profilleri üretti; kazma stoperler, sert yan bekler, uzun boylu kuvvetli ve iyi kafa vuran fakat diripling yapamayan santroforlar futbolun keyif verici yönlerini törpüledi… Gerçek futbol seyircisi uzaklştı türibünlerden, fanatikere kaldı meydan…
Neyse ki çok geçmeden futboldaki bu tehlikeli gidişin yerini, bireysel yeteneklerini sahaya yansıtırken takım oyununun doruklarına çıkan, çağdaş futbol ilkelerini sahanın her yerinde uygulayan futbolcular rol aldı futbol sahalarında… Bu işte yaratıcı, futbol tutkunu, karizmatik ve yüksek futbol kültürüyle yoğrulmuş deneyimli antrenörlerin çabasıyla gerçekleşmiştir…
Geçen hafta izlediğimiz maçlarda; özellikle Bayern Münih takımı, hayranlık yaratan yüksek temposuyla, dar alanlardaki yüksek reaksiyon ve inanılmaz çabuk hareketlerle, futbol teknikleriyle, futbol becerileriyle beğeni kazandılar…
Ülkemize dönersek GS; Bursa’yı yenerken, özellikle Gomis, sahanın her yerindeki yüksek temposuyla ve son vuruşlarıyla ayağa kaldırdı tribünleri, keza BJK-FB maçında Quaresma’nın değişik kanatlara koşarak FB savunmasını dağıtması ve fizik kurallarını yıkan golleri  Gomis’i gölgeledi adeta.. Bu maçta Şenol Hoca’nın maçı sevk ve idaresindeki ehliyeti de büyük rol oynadı şüphesiz…
Haftanın son maçı hayal kırıklığı oldu benim için. Abdullah Avcı rakibin oyun analizini yapmıştır muhakkak. Gençler Birliği sekiz maçtır yenilmeyen bir takım… Ancak zaafları ve güçlü yanları da maç analizleriyle belirlenebilecek bir takım… Ümit Özat da Abdullah Hoca’nın oyun planını biliyordu ki  maceraya aramadı… İyi kapandı, katı ve dengeyle karışık bir felsefeyle oynadı Gençler… Ve serbest vuruştan ıslak zeminde kayarak hız kazanan top, bir puanı getirdi Gençlere… Ancak daha vakit vardı ve Avcı avını vurmalıydı; çünkü kadro yönünden çok daha kaliteliydi Başakşehir… Takımın dengeli, zaman zaman akışkan futbolu yoktu sahada. Modern bir stadı olan fakat seyircisi çok az  takımın bir yanı eksikti…
Divanü-Lügat’it Türk’te “Avcı ne kadar al (hile) bilse ayı onca yol bilir” atasözü geldi aklıma maçtan sonra… Benim çocukluğumda birlikte top oynadığım  Kaya Öztekin, Ali Elmas, Hamdi Aliç gibi büyüklerim, Ali Günçar top oynamışlardır Gençlerbirliği’nde; Burhan Geçer bu takımda oynamış bir abimiz, onunla birlikte antrenörlük yaptık Afyonspor’da; Kemal, Nuri, Yusuf, Cem Onuk, Taner Cemil gibi antrenörlüklerini yaptığım futbolcular da  Mor –Beyazlı formayı giymişlerdir.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.