Yukarı Çık

TABİP ÖRGÜTÜ “TÜRK” ADINI FAZLASIYLA HAK ETMİYOR MU?

13 Şubat 2018 Salı 12:57:21
224 kez okundu.

Kurtuluş Savaşı sürerken; tifo, tifüs, kolera, trahom, verem, sıtma, çiçek, sifilis (frengi) Anadolu’da çok yaygındı. Ordunun tıbbi gereksinimleri karşılanamıyor, askerler, gıdasızlık ve ilaçsızlık nedeniyle yoğun biçimde hastalanıyordu. Örneğin 1921 yılında Konya’da 12. Kolordu hastanesinde yatanların yüzde 80’i zatürre hastasıydı. Hastanelere başvuran ve yatırılan hasta sayısı, 1921’de 151.783, 1922’de 247.988’di. Kurtuluş Savaşı sırasında, 13 milyon olan nüfusun yarıya yakını hastaydı. Bazı bölgelerde hastalıklı insan oranı yerel nüfusun yüzde 86’sına ulaşıyordu. 1923 yılında 3 milyon trahomlu hasta vardı (nüfusun dörtte biri). Sıtmalı köylüler kimi yörelerde, hastalık nedeniyle, hasat yapamayacak kadar bitkin düşmüştü. 93 Rus Savaşında Türk Ordusu, Ruslar’a değil, tifüse yenilmişti.
1923 yılında, ülkemizde sağlık hizmetleri hükümet, belediye ve karantina tabiplikleri, küçük sıhhiye memurlukları, 86 adet yataklı tedavi kurumu, 6.437 hasta yatağı, 554 hekim, 69 eczacı, 4 hemşire, 560 sağlık memuru ve 136 ebe ile veriliyordu. 13 ilde sağlık müdürü, tüm ilçelerin üçte birini oluşturan 96 ilçede hiç doktor yoktu.  
Tıp eğitimi yapan okul, yok denecek düzeydeydi. Cumhuriyet’ten sonra, hekimlerin görev ve çalışma koşullarını belirleyen yeni yasalar çıkarıldı. Serbest çalışan hekimlerle diş hekimlerinin, eczacıların, ebelerin mesleki çalışma kuralları saptandı. Hekimlerin mesleki örgütü, Tabibler (Etibba) Odası kuruldu. Genel Sağlık Kanunu çıkarıldı; 309 maddelik bu “mükemmel” yasa, “Cumhuriyet’in büyük eserlerinden biri” olarak kabul edilmektedir.
Cumhuriyet’in ilk döneminde tifo, tifüs, kolera, trahom, verem, sıtma, çiçek, frengi gibi hastalıklarla mücadele gerekiyordu. 1919’da Samsun’a çıkarken 9. Ordu Sağlık Müfettişi olarak Atatürk ile beraber olan Refik Saydam’ın Tifüse karşı ürettiği aşı Alman Ordusu’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda kullanıldı. Sivas'ta üretilen üç milyon çiçek aşısının tümü halka uygulandı. 1921'de, bir yıl önce üç milyon ünite üretilen çiçek aşısı miktarı 5 milyona çıkarıldı. Sivas'taki aşı üretim merkezi genişletilerek bir yıl içinde 537 kilo kolera, 477 kilo tifo aşısı üretildi ve bu aşıların tümü halka uygulandı.
1925 yılında 1.Ulusal Tıp Kongresi toplandı. Hekimlik mesleğinin uygulama kurallarını düzenleyen ve halen yürürlükte olan 1219 sayılı yasa çıkarıldı. İlk Türk Kodeksi bu dönemde hazırlandı. 1930 yılında 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Yasası çıkarıldı. Bu yasa o dönemin, uluslararası düzeyde en ileri sağlık yasalarından biriydi.  
Türk Ocakları Derneği, 2. Meşrutiyet sonrasında Osmanlı içinde yaşayan azınlıkların Osmanlı Devleti’nden ayrılmak için kurdukları milliyetçi derneklere karşılık, aynı sınırlar içinde yaşayan Türklerin haklarını korumak üzere kurulmuştu. Başlangıçta tıbbiye öğrencilerinin daha sonra mülkiye ve diğer sivil okul öğrencilerinin katıldıkları gizli toplantılarda, bir dernek kurma fikri olgunlaştırıldı. 11 Mayıs 1911’de “190 Tıbbiyeli Türk Evladı” adına bir program hazırlandı ve dönemin tanınmış aydınları ile paylaşıldı. Görüşlerine başvurulan kişilerden alınan destekle, 20 Haziran 1911 tarihli ikinci toplantıda milliyet fikrine dayalı bir dernek kurulmasına karar verildi. Dr. Fuat Sabri Bey’in teklifi ile derneğe “Türk Ocağı” adı verildi.
TTB, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Kenan Evren’in GATA öğrencilerinin mezuniyet töreninde “Önce asker sonra hekimsiniz” sözünü reddeden bir geçmişe sahiptir. Hekimler dil, din, ırk, cinsiyet, mezhep, yaş, sosyal durum ayrımı yapmaksızın, önce hekimdir.
Adına ödüller düzenlenen birçok tıp adamı, bu ulus için, bu ülke için var gücüyle çalışmıştır. Pratisyen Hekim olarak ilk görev yerim olan Dereçine Sağlık Ocağında yaptığımız çalışmalar sonrası Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği tarafından Prof. Dr. Nusret Fişek adına ortaklaşa verilen “En İyi Sağlık Ocağı Ödülü” nü almak benim hayatımda yaşadığım en büyük gururlardan birisidir. Bu büyük tıp adamının yoğun çabası ile “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi  Hakkındaki  Kanun” 1961 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla sağlıkta sosyalizasyon dönemi 1963 yılında Muş’ta başlamış, tüm ülkeye yayılmıştır. Bu ülke Prof. Dr. Behçet Uz, Prof. Dr. Hulusi Behçet,  Prof. Dr. Türkan Saylan, Prof. Dr. Gazi Yaşargil, Prof. Dr. Gökhan Otamışlıgil… adını saymaya sayfaların yetmeyeceği büyük tıp insanlarını yetiştirmiş, bu hekimlerin tamamı kimsenin etkisi altında kalmadan inandıkları doğrular için,  vatanı ve milleti adına çalışmalar yürütmüşlerdir.
Ülke topla tüfekle savaştayken bir yandan savaş alanında düşmana mermi sıkan, diğer yandan yaralıları tedavi eden, Cumhuriyet ilan edildikten sonra, cehaletle mücadele savaşında devletinin yanında olan, çağdaşlaşma döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefini en önde mücadele ederek sürdüren doktorlarımıza haksızlık etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Bugün TBMM’de değişik siyasi partilere mensup 57 doktor milli iradenin oluşumuna katkı sağlamaktadır.
Sizce, tüm ülkedeki hekimlerin bağımsız seçimleriyle oluşan tıbbiyelilerin çatı kuruluşu “Türk” adını fazlasıyla hak etmiyor mu? Karar sizin.
Son Söz; “Beni TÜRK hekimlerine emanet ediniz” Mustafa Kemal Atatürk

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.