Yukarı Çık
Muharrem Günay

Muharrem Günay

Esselam Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de geçen en güzel isimlerinden (Esmâül Husna’dan) birisidir.

ALLAH’IN GÜZEL İSMİ OLARAK SELÂM

13 Ocak 2018 Cumartesi 11:50:09
417 kez okundu.

Esselam Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de geçen en güzel isimlerinden (Esmâül Husna’dan) birisidir. Allah (c) tüm sıkıntı ve dertlerden uzak emniyet ve huzur halini Yaratan. Tüm sıkıntılardan kurtarandır. Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan; Cennet'teki bahtiyar kullarına selâm edendir.
Bu ism-i şerif, Kuddûs ismi ile yakın bir mânâ ifade etmekte ise de Selâm ismi, daha ziyade geleceğe aittir. Yani, Cenâb-ı Hakk'ın gerek zâtı, gerek sıfatı ileride en ufak bir değişikliğe, bir zaafa uğramaktan münezzehtir. O, ezelde nasılsa ebed de de öyledir.
Allah, (c) her türlü eminliğin, salimliğin aslı olup, ayıptan kusurdan ve her çeşit eksikliklerden uzak olan yüce yaratıcı anlamındadır. Allah, (c.) yok olmaktan ve hatıra gelen her türlü eksikliklerden uzaktır. Buna göre dünyadan ve âhiretten emin olmak isteyenleri ve kurtuluşa ermek dileğinde bulunanları, kurtuluşa erdirecek olan da yalnız Allah'tır.
 Allah (c) kullarını selam adıyla her türlü tehlikeden selâmete çıkarandır. Bunun için Müslümanlar, bu isme uygun eklemeler yaparak, Abdu’s-Selâm ‘Selâm’ın kulu’, Selâme’d-Din ‘Dinin selâmı’, Selâmi ‘Benim selâmım’ gibi isimleri çocuklarına isim olarak da verirler.
Peygamber (s.) Efendimiz buyurdu ki: “Selâm, Allah Teâlâ’nın isimlerinden biridir. Allah (c.) onu yeryüzüne koymuştur. Aranızda selâmı yayınız.” (Buhari, Edebu’l-Müfred, 989.)
Selâm, aynı zamanda cennet bahçelerinden birinin adıdır. Bu bahçenin adı ‘selâm yurdu’ anlamında ‘Dâru’s-Selâm’dır.
Müslümanlar, ahirette selâm yurdundadırlar. O yurt, ayıplardan, belalardan sâlim oluş yurdudur. Orada selâmet, emniyet, sulh, asayiş, bütün korkulardan emin olma dileği, çabası ve kazancı vardır. Orada kalpler hileden, kinden, kıskançlıktan, kötülük dilemekten, günahlardan ve haramlardan, hayvanî niteliklere dönüşmüş olmaktan kurtulmuş olarak yaşarlar. İşte bu yurt selâm yurdudur. Cenâbı Hakk, Dârüsselam/Barış yurdu ile ilgili olarak Yüce kitabımızda şöyle buyuruyor:
“Allah Barış Yurdu’na çağırıyor. Allah kimi layık görürse onu doğruluk ve dürüstlük yolunda yürütür.” (Yunus suresi, 10/25)
Ayette geçen Darüsselam/Barış Yurdu  tabiri “Barış, esenlik, huzur, adalet, güvenlik yurdu” anlamına gelmektedir. “Allah ‘Barış Yurdu’na çağırıyor” ifadesini dünyanın evrensel barış ve adâlet yurdu hâline getirilmesi olarak ta anlamak icap eder.
Demek ki Yüce Allah, kendi adının ve barış dini İslâm’ın dinin hâkim olduğu kimsenin hakkının yenmediği,  kan ve gözyaşının akmadığı,  herkesin barış içerisinde yaşadığı bir dünyanın kurulmasını bizden istiyor.
Dünyada barışı ve adaleti sağlamak biz Türklerin hem milli hem de dini bir ülküsüdür. Orhun Âbideleri’nde, “Üstte gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında ikisi arasında kişioğlu yaratılmış ve kişioğlu üzerine atalarım tahta oturtulmuştur.” ifadeleri ile dünyaya nizam verme ve dünya barışını tesis etme görev ve yetkisinin Türk milletine Yüce Allah tarafından verildiği belirtilir. Türk milletine Yüce Allaha tarafından verildiğine inanılan bu görev, tarihimizde, destanlarımızda, kitabelerimizde, Türk hakanlarının ve sultanlarının taşıdığı unvanlarda, “Türk Cihan Hâkimiyeti Ülküsü”, “Nizâm-ı Âlem Ülküsü”, “İ’lâ-yı Kelimetullah Ülküsü” gibi millî ülkülerimizde bütün açıklığı ile görülmektedir.
Türk düşüncesine göre: “Gökte nasıl Tek Tanrı ve tıkır tıkır işleyen bir düzen varsa yeryüzünde de tek bir hakan olmalı ve insanlar düzen ve barış içerisinde yaşamalıydılar.”
Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesinin hedefi, “Dünyaya Türk töresi ile nizam vermek, diğer milletleri düşmanlıktan vazgeçirmekti.” Nizâm-ı Âlem Ülküsü’nün hedefi ise, “Allah’ın diniyle âleme nizam vermek ve yeryüzünde barışı tesis etmekti.” Türk’ün Cihan Hâkimiyetine ve Nizâm-ı Âlem’e giden yoldaki ara hedeflerine ise “Kızıl Elma” denmiştir. Türk milleti, zamana ve şartlara göre değişen Kızıl Elmalar peşinde koştukça büyümüş büyük devletler ve medeniyetler vücuda getirmiş, dünyanın İslamlaşmasında ve dünyada barışın tesis edilmesinde büyük görevler üstlenmiştir.
Sevgili Peygamberimiz Medine’yi farklı din ve ırkların barış içerisinde yaşadığı bir barış yurdu “Darüsselam haline getirmiş, Yesrib’i Medine-i Münevvere’ye medeniler, aydınlar, münevverler şehrine dönüştürmüştü. Hz. Süleyman da bu hedefin peşinden gitmiş ve kurduğu ülkenin başkentine Dâru’s-Selâm (Yeruşalim) yani Barış Yurdu adını vermişti.
Abbasilerin  başkenti (Bağdat) bu hayal ile kurulmuş,  Selahaddin Eyyubi, Hz. Süleyman’ın mirasını kurtarmak için Dâru’s-Selâm’a (Yeruşalim/Kudüs’e) sahip çıkmıştır. Selçuklu Türkiyesi’ne “Şefkat Diyârı” adı verilmiş;  Osmanlı’ların  başkentine mutluluk, barış, esenlik yurdu manasına gelen Dâru’s Saadet/Dersaadet denmiştir. Bütün bunlar  Darüsselam’ın/Barış Yurdu’nun binlerce yıldır bu coğrafyanın  ‘büyük ülküsü’ ve ‘Kızıl Elması’ olduğunu göstermektedir.
Çünkü cennet yani selâm yurdu bu dünyada kazanılır. Peygamber Efendimizin ifadesiyle Bu dünya ahiretin tarlasıdır. Oranın malzemeleri, inşaat malzemeleri buradan satın alınır. Nefisler ve mallar mukabili selâm alış verişi yapılır. Karşılığında da cennet vardır, Allah'ın rızası vardır.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.