Yukarı Çık
Türker Göksel

Türker Göksel

Şehir yaşayan bir varlıktır. Onu; siz kurarsınız ve sizin yaşatmanız beklenir. Toplumların medeniyet tasavvurları; kurup, yaşadıkları ve yaşattıkları şehirlerden öğrenilir.

Şehir Ahlakı

1 Ocak 2018 Pazartesi 10:56:55
934 kez okundu.

Şehir yaşayan bir varlıktır. Onu; siz kurarsınız ve sizin yaşatmanız beklenir. Toplumların medeniyet tasavvurları; kurup, yaşadıkları ve yaşattıkları şehirlerden öğrenilir.  
Yaşayan her varlığın ahlaki değerlere olan ihtiyacı konu şehir ve şehirleşme olunca da göz ardı edilemez. Bir şehir inşa ederken maddi varlıkların yanında hatta ondan çok daha ileride bu ahlaki kurallar bütününü göz önünde bulundurmak gerekir.
Birlikte yaşadığımız insanlara ve diğer canlılara karşı nasıl ahlaki ve hukuki sorumluluklarımız varsa, yaşadığımız şehre karşı da bu türden sorumluluklarla donatılmışızdır.
Bahse konu olan ahlaki kurallar yaşayan ve yaşatan bir şehrin ayakta kalması için o kadar önemlidir ki, gelecek zaman dilimlerinde toplumun karşısına kanun olarak çıkması bile muhtemeldir.
Bu sorumlulukların ifasında şehrin tüm sakinleri eşit anlamda yükümlü olsalar da, uygulamada yöneticilerin öncelikleri vardır. Hesap verme konusunda da onlar ilk sıradadırlar.
Bu bağlamda şehir ahlakı, genel ahlakın önemli bir parçası olarak kendisini hissettirir. Şehirde yaşayan insanların mutluluğunu önceleyen kurallara her birey sahip çıkmak zorundadır. Bu cümleden hareketle şehirde her isteyen, istediği her şeyi serbestçe yapabilme imkanına sahip değildir.
Şehir ahlakının belli gereklilikleri vardır. İlk akla gelen gereklilikleri sıralayarak hasbıhalimize devam edelim.
Şehir ahlakının solunduğu yerlerde toplu ulaşım sorun olmaktan her anlamda çıkarılmıştır. Orada toplu taşıma araçlarında görev alan insanlar; intizamla giyinmiştir. Hizmet verdikleri insanlara kaba saba ifadeler kullanamazlar. O, görevliler kafalarına estiği gibi güzergâh belirleyemezler, istemedikleri duraklarda durmamazlık yapamazlar. O şoförler, direksiyon başında, araç hareket halindeyken taşıdığı insanların canını hiçe sayarak yemek yiyemezler, telefonla konuşamazlar. Sigara ise asla içemezler.
O şehirlerin göstermelik değil işlevsel olan bisiklet yolları vardır. Şehrin insanları bisiklet kullanmaya özendirilir. Şehrin değişik bölgelerine konulan bisiklet parklarından faydalanan insanlar bir yandan ulaşımda kolaylık sağlarken, diğer yandan da sağlıklı yaşam adına davranış geliştirilmiş olurlar.
Şehir ahlakının yaşama şansı bulduğu topraklarda siyah veya gri renkler değil, yeşilin her tonu hâkimdir. Ve bu türden hizmetler şehrin her bir insanına eşit olarak dağıtılır. O şehrin havası is ve küf kokmaz.
Şehir ahlakı; beton yığınlarının çoğalmasını engellediği gibi kadim kültürün bizlere emaneti olan mekânların genç nesillere devrini de kendine dert edinen insanlar eliyle oluşturur.
Şehir ahlakının egemenleştirildiği yerlerde yaşayan insanlar diğer medeni ülkelerde yaşayan çağdaşlarının sahip olduğu tüm hakları talep etme özgürlüğüne sahip olduğunu içselleştiren bireylerdir. Kent meydanı, müzeler, gerçek anlamda park ve oyun alanlarından bahsediyorum.
O şehirlerin meydanlarında kapitalizmin dayattığı satış noktaları değil, insanların kitap ve kültürle temasını sağlayacak toplumsal yaşam alanları olur.
O şehirde, “dostlar alış verişte görsün” savsaklamasıyla büyük binaların en az onlar kadar büyük salonlarında toplantılar yapılmaz. Ummanlar kadar büyük laflar edilip, şehrin caddelerinde oluşan çukurlardaki su birikintilerinde boğulunmaz.
Bu şehirleri yönetenlerin kısa, orta ve uzun vadeli planları vardır. Olmalıdır. Onlar; nereye gitmek istediğini bilmeyen toplumların, vardıkları her yeri makul göreceğini bilecek kadar tecrübeli ve uzak görüşlü insanlardır.
Şehir ahlakına sahip olan beldeler, havasında en çok adaletin soluk alınıp verildiği yerlerdir. Oralarda ekmek, su, aş bulmak gecikebilir. Temele taş koymak gecikebilir. Hatta devlete baş bulmak bile gecikebilir. Ama, adalet gecikmez tez verilmelidir. O adalet ki şehirlerde yaşayan insanların alacağı hizmetin taksimatında ki yegâne kıstastır.
Şehir ahlakının getirilerine muhatap olan insanlara düşen görev ise talep etmenin yanında kendisi için inşa edileni korumak ve gözetmektir. Hoyratça davranışlar, düzensizlik ve temizlikten taviz veren davranışlar yakışmaz onlara. O şehrin sakinleri çevrelerine; evleri hatta gözleri gibi bakarlar. Ulu orta kirletmezler caddelerini, sokaklarını. Yaşam sürdükleri coğrafyanın dağına, taşına sahip çıkarlar.
Gelecek adına yol alınabilmesi, şehir ahlakının inşa edilebilmesi için değerli çalışmalara imza atılması gerekir. Geçmişte yapılan yanlışlıklara takılıp kalınmaz. Hatalardan ders alınmasına sıra geldiğinde; “önce kim başlattı” sorusuna takılıp kalmak şehir ahlakını hakim kılmak isteyen insanlar için anlamsızdır. Geçersizdir.
Her zaman ve platformda dile getiriyorum. Yazılarımla temas ettiğim aziz milletin değerli evlatlarının öğrenmeye değil, hatırlamaya ihtiyacı var. Öğrenmek zaman alır. Hatırlamak ise an meselesidir.
Ne olur hatırlayın artık.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.