Yukarı Çık

ALLAHAISMARLADIK

13 Aralık 2017 Çarşamba 12:19:19
245 kez okundu.

Birinci Dünya Savaşı’nın son günleri… Aralık 1917… Başkumandan Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı değil de Türklere düşman Arap aşiretlerini kazanmaya çalışan ve ülkemizi ileride Alman sömürgesi haline getirmeye yönelik siyasi-askeri ve ekonomik siyaset izleyen Alman kumandanı Falkenhayn’ı Sina-Filistin cephesine atadı. Bu atamaya Cemal Paşa ve Mustafa Kemal Paşa şiddetle karşı çıktılar… Enver Paşa ve bu Alman kumandanın hataları, ordumuzun yorgun oluşu  ve iyi yönetilmeyişi, düşmanın sayıca ve silahça çok üstün olması ve Arap ihaneti sonucu, Kudüs İngilizlerin eline geçti… İngiliz orduları komutanı general Allanbi Yafa kapısından Kudüs’e girerken Avrupa’daki kiliselerin çanları çalıyordu kulakları sağır edercesine…
O günlerde Filistin Cephesi kumandanı Cemal Paşa’nın karargahında görevli bir subay olan Falih Rıfkı Atay Zeytindağı adlı eserinin son bölümünde Filistin’den ayrılışlarını şöyle anlatır…
'...Bir sabah kumandanın odasına girdiğim zaman gözlerinin ağlamaktan yorulmuş olduğunu gördüm. Kudüs İngilizlerin elinde idi.
Oradaki son Türklerin nasıl kahramanca vuruştuklarını masamın üstünde aldığım şifreli telgraftan okudum. Kudüs'ü İsrailoğulları gibi bırakmadık. Türkler gibi bıraktık. Karargâh içinde 'Kudüs düştü!' sözü ölüm haberi gibi yayıldı. Daha şimdiden Beyrut'ta, Şam'a, Halep'e gözyaşlarımızı hazırlamak lazımdı.
Artık yalnız Anadolu'yu ve İstanbul'u düşünüyorduk. İmparatorluğa, onun bütün rüyalarına ve hayallerine allahaısmarladık!...
Tren giderken iki tarafımızda Suriye ve Lübnan'ı safra gibi boşaltıyoruz....
...Kumandan harap Anadolu topraklarını gördükçe,- Keşke vazifem buralarda olsaydı, diyor...- Eğer kalırsam diyor, bütün emelim Anadolu'da çalışmaktır.
Eğer kalırsa, eğer bırakırlarsa, Anadolu hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor...
...İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene,- Benim Ahmedimi gördünüz mü? diyor. Hangi Ahmed'i? Yüz bin Ahmed'in hangisini? Yırtık basmanın altından kolunu çıkararak trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor,
- Bu tarafa gitmişti, diyor.O tarafa? Aden'e mi? Medine'ye mi? Kanal'a mı? Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmedini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası, tifüs biti mi yedi bitirdi?
Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmedini görsen, ona da soracaksın:- Ahmedimi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmedini görmedik. Fakat Ahmedin her şeyi gördü. Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı, cehennemi gördü. Şimdi Anadolu'yu, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip, çömelmiş oğlunu arıyor. Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi ondan, Anadolu'dan utanır gibi, hepsi İstanbul'a doğru perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.
Anadolu Ahmedini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını, kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed'i ne için harcadığımızı, bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek, bir haber verebilsek...
Fakat biz Ahmed'i kumarda kaybettik!''

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.