Yukarı Çık

KİŞİ BİLDİĞİ ŞEY HAKKINDA KONUŞMALI, BİLMİYORSA SUSMALIDIR

14 Kasım 2017 Salı 13:48:58
103 kez okundu.

Ebu Süleyman b. Atiyye ed-Daranı “Mârifet, konuşmaktan daha fazla sükûta yakındır” buyurmuştur.
“İlmin çoğalması konuşmayı azaltır. Konuşmanın çoğalması ise ilmi azaltır” denilmiştir.
Selman-ı Farisî, Hz. Peygamberin kendisine kardeş yaptığı Ebu Derda hazretlerine şöyle bir mektup yazmıştır: “Kardeşim, kulağıma gelen haberlere göre, sana gelen hastaları bir doktor olarak tedavi ediyormuşsun. Bu hususta dikkatini çekerim. Şayet doktor isen konuş! Ancak bu takdirde konuşmanda fayda vardır. Eğer kendini doktor zannediyorsan, o zaman böyle bir işi yapmaya kalkma! Zira sana gelen Müslümanlar senin elinle ölmüş olurlar.”
Selman'ın bu mektubunu alan Ebu Derda, yaşadığı müddetçe kendisine getirilen meseleleri çok düşünür ve öyle cevaplandırırdı.
Sahabe-i Kiram'dan Enes b. Mâlik'e bir mesele sorulduğu za man, 'Efendimiz Hasan Basrî'den sorunuz' diyerek sual sahibini Hasan'a gönderdi. Sonra şöyle dedi: 'Çünkü o hıfzetmiş, biz ise unutmuşuz'.
İbn Abbas'a bir mesele sorulduğu zaman şöyle derdi: 'Bu suali Hâris'e veya Câbir b. Zeyd'e sorunuz.'
İbn Ömer'den bir mesele sorulduğunda Said b. Müseyyeb'e ha vale ederdi.
Hikâye edildiğine göre; sahabe-i kirâmdan birisi, Hasan Basrî'nin huzurunda yirmi adet hadîs rivayet etmişti. Cemaat arasında bulunan bir zat, bu hadîslerin mânâsını râvi'den sorduğu zaman (hadîsleri, rivayet eden zâtın tefsir etmesini istediğinde) sahabî şöyle cevap verdi: “Ben ancak râviyim, tefsirini bilmem, hepsi o kadar..”
Bu söz üzerine Hasan Basrî, rivayet edilen hadîsleri teker teker tefsir etti. Orada bulunan cemaat, hazretin hıfzına ve tefsir kaabiliyetine hayran oldu ve  'Doğrusu çok güzeldi' dediler. Bu sözü duyan hadîs râvisi sahâbî, yerden bir avuç kum alarak hazır bulu nanların yüzüne serpti ve “Bunun gibi bir büyük âlimin yanında iken nasıl oluyor da bana sual soruyorsunuz?” demek suretiyle onları azarladı. (İ.Gazali,İhya, c:1)
Bu bakımdan bir Müslüman hangi işi yapıyorsa yapsın, ister din adamı, ister öğretmen, ister doktor, ister se mühendis olsun hangi meslekten olursa olsun, kendi mesleğinde ehliyet sahibi olması ve işini çok iyi bilmesi ve bildiği bir konu üzerinde konuşması gerekir. Müslüman’ın ehliyet sahibi olduktan sonra bir işe talip olması, o işe atama yapılırken de “Emanetleri ehline veriniz” emrine uygun hareket edilmesi gerekir. Emanetlerin (Müslümanların sevk, idare ve hizmetleri ile ilgili makam, mevki ve işlerin) ehline verilmeyişi İslâm’â göre en büyük zulümdür.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.