Yukarı Çık

KURBAN OLMAK

29 Ağustos 2017 Salı 13:03:29
417 kez okundu.

Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat, kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin

Benim ülkemin insanı, kurban olmak fiilinin yabancısı değildir. Yüzyıllar boyu birçok mukaddes değer için kurban olmayı gözünü kırpmadan kabullenmiş, kabullenmenin de ötesinde coşku ile cana minnet saymış bir milletin varlığından bahsediyorum.
Kurban olmak; bizim zihin dağarcığımızda teslimiyettir, fedakârlıktır, cesarettir. Böyle anlaşılmış, böyle içselleştirilmiştir asırlar boyu benim güzel insanlarım tarafından.
Kutsal bildiğine ölesiye sahip çıkan bir toplumuz biz. Çiğneriz, çiğneniriz, sonunda Hakk’ı tutup kaldıran, Akif’in dillendirdiği gibi, her daim biz oluruz. Tarihimiz boyunca kırıldığımız anlar yaşanmıştır ama eğilip büküldüğümüze hiç kimse şahit olamamıştır.
Din; yaşam sürdüğümüz coğrafyada, vurgu yaptığımız kutsal değerlerin sınırlarını belirleyen en önemli referans noktası olmuştur. Kurban olgusunu, bir hayvanın boğazlanıp kanının akıtılması boyutuna indirgeyenler, gerçek maksadın kuşatıcılığından kendilerini soyutlamış olurlar ki bu davranış şekli, bu tutum, yapılabilecek en büyük hata ve varılabilecek en sığ menzil olur muhatapları için.
Bizler, toplumsal reflekslerin en soylu yansımalarını, Kurban’ın şekillendirdiği zaman diliminde tadarız. Tevazu ve birliktelik tüm ortamı kuşatır o anlarda.
Fahri Kâinat Efendimizin ifadeleri gönlümüze her dem ferahlık katar. Bir bedevi Resulullah’a geldiğinde titremeye başlamıştır hani. Bunu gören Hz. Peygamber: “Kendini zorlama! Ben bir kral, bir diktatör değilim. Ben Kureyş’ten, kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum!” demiştir ya, o yaşanmışlık ne güzel bir örnektir! O, tüm insanlık için ne güzel bir rehberdir! Bu söze, bu yola ancak kurban olunur.
Yaşadığımız zaman diliminde, maalesef dünyada her altı kişiden birisi açlık çekiyor ve her saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor. Komşusu açken tok yatanın bizden sayılmadığı ruhani düstur, sarıp sarmalamalı benliğimizi bu zamanlarda.
Kurban olmak İsmailce bir tavırdır. Her İbrahim’in bir İsmail’e en çok ihtiyaç duyduğu devri soluyan bugünkü nesil için ne kadar da önemlidir, geçmişte yaşanıp da bugünü referanslandıran o güzellikler. Hayata anlam katan ve onu yaşanası kılan, bu tür insanlardır.
Günümüzde bir toplum eğer en fakiri kadar zengin sayılıyorsa, toplumun tamamının birkaç kademe zenginleştirilmesi hamlesinden bahsediyorum. Şeklen başarılamasa dahi zihnen ve ruhen oluşan koşullardan dem vuruyorum.
Adına farkına varma da diyebilirsiniz, empati de. Nasıl açıklarsanız açıklayın; bir olma, diri olma, iri olma seanslarıdır bu zaman dilimleri.
Kurban Bayramı’nda akıtılan kanın, toprakla ilk buluştuğu anda arş-ı âlânın sakinlerinin bizler hakkında neler düşündüğünü bilmek için nelerden fedakârlık yapardık, öyle değil mi?
Bu ruh iklimini en mükemmel şekilde gelecek nesillere aktarmanın biricik yolu, yaşantımızla, davranışlarımızla örnek gösterilecek dava ve model insan olmayı başarabilmekten geçmektedir.
Bu cümleden hareketle, yaşadığım cennet vatanın, dünyanın en müreffeh ve lider ülkesi olması için gecesini gündüzüne katan; anadan, yardan hatta ve hatta serden geçenler; sizleri de yaratana ben kurban olayım!
Kutsal vatan toprağı uğruna şahadet şerbetini içen kınalı kuzuları, minnetle ve hasretle yâd ederken, başlarken yaptığımız gibi bitirirken de sözü büyük usta Abdurrahim Karakoç’a teslim edelim.
Gönlünün dert görmemesi temennisiyle, onun dizelerine kulak kesilelim:

Burdayım de ararlarsa.
Doğru söyle sorarlarsa.
Tabutuna sararlarsa,
Bayrak senden incinmesin.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.