Yukarı Çık

ÖLÇÜYÜ KAYBETMEK

7 Ağustos 2017 Pazartesi 13:09:08
632 kez okundu.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in görevinden ayrılma sürecinde, bir çok tartışmaya şahit olduk. Uzunca bir süredir devam etmesi, çok kişi de rahatsızlık uyandırmıştı.
Elbette ki, tartışılmaz kişi ya da kurum olamaz. Olmamalıdır da…
Tartışmanın üslubu ve zemini ise kaliteyi belirler.
Bir çok gazetede, köşe yazarlarının ve kalem ehlinin serzenişlerine bakıldığında, başka konularda olduğu gibi bu konuda da üslubu kaybettiğimiz görülmektedir. Fazla zaman almayacağını düşünerek en azından Aydın Ünal, Salih Tuna, Hakan Albayrak, İbrahim Tenekeci, Kemal Öztürk’ün son birkaç haftalık yazılarını tavsiye ederim. Okuduğunuzda ne kadar dertli olduklarını göreceksiniz.
Kısa zaman önceki bir yazımda belirttiğim üslup hassasiyetine yeniden işaret etmek isterim. “Üslubu beyan, aynıyla insan”…
Mesela; siz bir üniversite rektörünün yazdığı makale ve ya kitap üzerinden, üniversitenin tartışıldığına ya da suçlandığına şahit oldunuz mu?
Ben hiç şahit olmadım.
Ama Mehmet Görmez’in yazdığı makale ve kitaplar üzerinden DİB’in tartışıldığına ve suçlandığına şahit olduk.
Bir akademisyenin makale veya kitap neşretmesi, zaten düşüncelerini tartışmaya açtığının göstergesidir. Hiçbir akademisyen (köşe yazarı, düşünür) ben “hakikati” buldum, buyurun siz de okuyarak “iman” edin düşüncesiyle yazmaz.
Tam tersine, düşüncelerimi yazıyorum sizlerin eleştirisine açıyorum. Birlikte daha iyiyi arayalım, der.
Eğer birileri, bunlar üzerinden daha sonra başına geçtiği kurumu ve ya kurumun işleyişini ya da kurumun duruşunu yargılamaya kalkarsa haksızlık etmiş olur.
Hem kuruma, hem de kurumun başındaki kişiye…
Kuruma haksızlıktır. Çünkü, çok uzun yıllara giden bir geçmişi ve birikimi vardır. Yüz binin üzerinde personeli bulunmaktadır. Yurt içinde ve dışında on binlerce noktada hizmet üretmektedir.
Şahsa haksızlıktır. Çünkü; sadece ilmi saikle yazdığı düşünceleri, ilmi mecraın dışında kurum içi veya kurum dışı yıpratmanın aracı olarak kullanılmaktadır.
Seviyenin nerelere düştüğüne bir örnek verelim:
Diyanet İşleri Başkanlığı, camileri çocuklara sevdirmek maksadıyla bir proje başlatır. Bu projeyi TGRT televizyonunda ismin önünde ilahiyatçı etiketi olan Osman Ünlü eleştirir.
Buraya kadar bir sorun yok…
Ama eleştirirken “senin etkinliğin batsın. Senin yaptığın camiyi bozmak, ifsad etmek. Camiyi, afedersin yarın kerhane haline getirmek” derseniz, kelimelerin ötesinde bir fecaat işlemişsiniz demektir.
Bu iki kelimeyi sokaktaki en sade insana yan yana kullandıramazsınız. Ölçüyü kaybetmiş bir kişi düşüncesizce kullanırsa, artık ortada tartışma değil “garez” var demektir.
Buna benzer onlarca örnek maalesef yaşandı.
Sonuç ne oldu? Hem kurumun ve hem de kuruma hizmet edenlerin itibarı zarar gördü.
Ne sebeple olursa olsun, her konuda ölçüyü kaybetmemek temel düsturumuz olmalıdır.
“…, ve herhangi bir kimseye karşı nefretiniz, sizi adaletten sapma günahına itmesin. Adil olun: bu, Allaha karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın olan (davranış)tır…” (Maide Suresi; 8. Ayet)

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.