Yukarı Çık

KARAR VERECEĞİZ: YASİN Mİ? SÜBHANEKE Mİ?

23 Mayıs 2017 Salı 11:56:43
574 kez okundu.

Türkiye; gelişip büyüdükçe, halkın iradesi yönetim kademelerine hâkim oldukça ülkemizin düşmanlarının görünürlüğü her geçen gün artıyor.
Türkiye’nin en az bu günkü kadar geçmişte de düşmanları vardı. “Eskiden bu kadar düşmanımız yoktu” eleştirisini söylem haline getirenler de aslında ne kadar yanlış bir cümle kurduklarının farkındalar.
ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’nın bu ülkeye ve bu millete beslediği husumet, asırlardır bu toprakların insanlarının tanıklık ettiği bir gerçektir. Peki, ne oldu da bu entrikalar bu kadar gün yüzüne çıktı?
Tek cümle ile cevap verelim: Türkiye güçleniyor ve gönül coğrafyasına dâhil olan ülke insanlarının yeniden umudu oluyor.
“Yeryüzünde sadece bizim ülkemizin düşmanları var” psikolojisine sahip olmak, yanlış bir düşünce tarzı aslında. Siz; Amerikalılarla İngilizlerin çok iyi geçindiklerini mi zannediyorsunuz? Ya asırlık geçmişe sahip Alman, Fransız didişmesi ve kindarlığına ne demeli?  Tarihin her evresinden süzülen ve Alman, İngiliz rekabetini özetleyecek yüzlerce neden sıralayabilirim sizlere.
Günümüzde ülkelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri, her alanda ve anlamda güçlü olmalarıyla paralellik gösteriyor. İktisadi, sosyal, askeri ve kültürel topyekûn bir güçten bahsediyorum.
Diplomatik hayatta romantizme yer yok. Bakmayın siz Halkla İlişkiler adına kameralar karşısında Anglo-Sakson aklın uygulamaya koyduğu soytarılıklara. Devletlerarasındaki ilişkileri -maalesef- çok uzun zamandır çıkarlar belirliyor: Çıkar ilişkileri ve GÜÇ…
Devletlerarası ilişkilerde duygu egemen bir metot uygulanabilseydi, İsrail diye bir ülkenin kurulması hayal olmaktan öteye geçemezdi. Ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) devletini bizden başka tanıyan yeryüzünde bir ülke daha çıkarmayı başarabilirdik.
Bütün bu yaşananlar da bize gösteriyor ki, Türkiye varlığını ve gücünü sadece kendi milleti adına koruyup, arttırmamalıdır. Dünyadaki tüm mazlumların umudu olan Türkler, her taraftan gelen saldırılara, dünyanın dört bir yanında yüzlerini büyük umutlarla Anadolu’ya dönen masum ve mazlumlar için de güçlü olmalıdırlar.
Dört bin yıllık kadim değerlerinden alınan destekle; tevazu sahibi, kendini geliştiren, hoş görülü ve cesur insanlar yetiştirmeliyiz.
Bu cümleden hareketle, Türkiye’yi yönetenler ülkelerinin güçlerini iyi bilmeli ve ağızlarından çıkan her kelimenin ardında durabilme ferasetini gösterebilmelidirler.
Teşbihte hata olur. Hatasız teşbih yapabilene pek rastlanılmamıştır: Bu bağlamda yukarıdaki satırları anlamaya yönelik bir anekdot paylaşalım:
Din Kültürü Ahlak Bilgisi öğretmeni sınıfa gelmiş. Ön sırada oturan kız öğrenciyi tahtaya kaldırmış ve sormuş:
- Evladım adın ne senin?
- “Kevser”, demiş öğrenci
- Peki, demiş öğretmen o zaman sen Kevser suresini oku bizlere.
Ardından bir erkek öğrenciyi kaldırmış sözlü sınava ve ona da sormuş:
- Evladım, ya senin adın ne?
- “Fatih”, öğretmenim demiş öğrenci
- Peki, o halde sen de Fatiha suresini oku demiş öğretmen
Bu öğrencide sureyi okuduktan sonra sınıfın en arkasında oturan öğrenciye seslenmiş öğretmen:
- Evladım senin adın ne?
Çocuk başına geleceklerin farkına varmakla birlikte, yalan söyleme olasılığı da söz konusu değil. Şöyle cevap vermiş:
- Öğretmenim; adım Yasin ama arkadaşlar bana kısaca Sübhaneke derler.
İşte böyle.
Karar vereceğiz.
Söylenecek son bir söz daima vardır.
Ve emin olun söylenecek o sözü yine biz söyleyeceğiz.
Adımızı koyanlar zaten koymuşlar.
Sıra bizde. Her alanda ve anlamda adımızın hakkını verebilmekte.
Ve Arif Nihat Asya büyüğümüzün söyleyişiyle:
Konsun-yine-pervazlara
Güvercinler;
"Hu hu"lara karışsın
Âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatiha’lar, Yasin’ler!

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.